Rüya Okulu-Bölüm 46: Hatıralar

Önceki Bölüm

“Efendim, herhangi bir isteğiniz var mı?”
Abel bir elini sallayarak uçakta yanına gelen kabin memurunu savuşturdu. Kafasını hafifçe cama yasladı. İpeksi altın saçları gözünün önüne düştü. Çember oluşturacak şekilde kümelenen bulutlara baktı. Gece ve yalnızlık suya damlatılan mürekkep gibi usulca içine işledi.
Yalnızlık.
Annesinin yaşadığını öğrenmesinin üstünden saatler geçmişti ama saatler buna alışabilmesi için yeterli değildi, yeterli olamazdı. Nasıl olsundu ki? Yıllardır annesinin yokluğunun acısını çekmişti. Duygularını içine gömmüş,güçlü olmak için onlara değersiz bir çöp gibi davranmıştı. Yanılmıştı. 
Tüm sevgisini ikiye bölüp babasına ve Felix’e hediye etmişti. Felix bunu reddetmiş, babası ise seve seve kabul etmişti ama şimdi anlıyordu ki babası bu sevgiyi hak etmemişti. Felix ise…Yumruğunu sıktı. Neden annesinin yaşadığını ona bu kadar geç söylemişti ki? Neden ondan sürekli kaçmış ve ona sırtını dönmüştü… Sanırım bunu da şimdi anlıyordu. Her şey babasının elindeydi. Bunu Felix’ten o istemiş olmalıydı.Gerçi istemekten çok zorlamış olmalıydı. 
Babasından nefret ediyordu… Aslında nefret duygularını açıklamaya yetmiyordu. Nefret bile hak edenlere verilirdi sonuçta. Babası nefret edilmeye değer biri miydi? Babası artık onun için ‘biri’ miydi? Bir insan… Hayır o bir şeytandı, belki de daha ötesi. Bilemiyordu.
Hiç bilememişti ki.
Onunla son kez görüşmüştü. Bir saat kadar önce uçağı kalkmadan, sadece yarım saat.
Adamın hastalıklı yüzünü hatırladı. Saldırıdan sonra daha da solgunlaşmıştı. Yüzündeki kesik kabuk bağlamış, düzgün teninde leke bırakmıştı. Mavi gözleri her zamanki sakin duygularıyla parlamıştı. Abel’a sarılmıştı ve Abel direnmemişti. Daha değil diye düşünmüştü. Daha değil.
İntikam ateşinin içini yaktığını hissetmişti. Babasını yaptığına pişman edecekti ama hâlâ buna hazır değildi. Kalbi sızlıyordu. Yaşadıkları bir rüya gibi geliyordu, bir hayal,bir kabus. Gerçek olamayacak kadar aptalca,acımasız.
Ama gerçekti işte.
İç çekti. Her şey çok farklı olabilirdi. Çok,çok daha farklı. Bunu düşünüp kendine işkence etmekten vazgeçmesi gerekiyordu ama ‘keşkeler’ zinciri onu boğuyordu.
‘Keşke’ annesinin yaşadığını daha önce öğrenseydi. ‘Keşke’ Felix ona daha önce söylemiş olsaydı. ‘Keşke’ babası bu kadar zalim olmasaydı.’ Keşke’ gitmek zorunda olmasaydı…
Aniden kıpırdayınca başını cama çarptı. Düşünceleri başına yayılan acıyla dağıldı. Başını yavaşça ovaladı.
Daha fazla düşünmemeliydi. Daha fazla bunu kendine yapmamalıydı.
***
“Bir daha annemi göremeyeceksem ölmem belki daha iyi olur.”
Felix sıkıntıyla iç çekti ve yavaşça yanında oturan Jest’tin koyu saçlarını okşadı.
“Böyle söyleme. İyi olacaksın.”
“Beni anlamıyorsun. O… en azından hayallerimde beni seviyor. Sevgi, anlıyor musun?”
Jest ağlamaklı bir ifadeyle kollarını kavuşturdu ve yok olmak istiyormuşcasına omuzlarını düşürdü.
“Hem de çok iyi anlıyorum Jest ama biliyorsun…” Felix’in yüzü kederle çarpıldı. Cümlesinin devamını getirmek yerine güçlükle yutkundu.
“Ben,sadece… Sevgi nedir bilmiyorum ama sevilmek istiyorum. Annemi sevip sevmediğimi bile bilmiyorum. Ben… Çok mu şey istiyorum?”
Felix şefkatle gülümsedi. Jest onun için küçük bir çocuk gibiydi. Abel gibi. Bu düşünce zihninin duvarlarına çarptı. Felix Jest’i de bir kardeş gibi görüyordu. 
Korkmuş ve zavallı bir kardeş.
“Efendim, Dr. Wandes odasında sizi bekliyor.”
Yanlarında beliren asistan düşünce selini bölerken Felix irkildi. Sonra cesaretlendirircesine elini Jest’in omzuna koydu.
“Burada seni bekliyor olacağım.”
Jest ayağa kalkıp minnetle tebessüm etti ve tam karşılarında dikilen kapıdan içeri girecekken Felix kolunu tutup onu durdurdu.
“İyi olacaksın ,Jest. Sana inanıyorum.”
“Başaramazsam ve daha kötü olursam sanırım bunu şimdi yapmalıyım…”
“Neyi-“
Jest dönüp Felix’e sıkıca sarıldı.
“Teşekkürler. Her şey için teşekkürler ve sanırım sevgi kelimesi böyle bir şey. Birini sevmek, ona inanmak.”
Felix’ten ayrıldı, hafifçe gülümsedi ve utançla ensesini kaşıdı.
“Sanırım seni seviyorum?” Bu bir soruydu.
“Evet, Jest sevgi böyle bir şey.” Son kez uzanıp Jest’in dalgalı saçlarını okşadı.
“Ben de seni seviyorum.”
“Bu-bunu duyduğuma sevindim.” Yanakları içinde tekrardan yükselen bir utanç dalgasıyla kızardı. Jest’in duyguları küçük bir çocuk gibi saftı. O da Felix’i hiç sahip olamadığı bir abi gibi görüyordu. Olmayan ailesinin bir parçası gibi. Bu duyguya sıkıca sarıldı. Daha önce sevmenin ve sevilmenin nasıl bir şey olduğunu hiç tatmamıştı ve şimdi anlıyordu ki sevgi belki de dünyadaki en güzel şeydi.
En değerli ve en özel şey.
Jest geniş kapıdan içeri girerken Felix karışık duygularla ona bakıyordu.
Bu belki bir sondu. Belki de bir başlangıç.
Jest’in bir psikiyatrla görüşmesine, malikaneden ayrılıp ortak oldukları şirketlerden birinin CEO’su olmasına, Bay Rose’un durumunun gittikçe kötüleşmesine ve Abel’ın bu yüzden yurt dışındaki eğitimini yarım bırakıp liseye ülkesinde devam etmek için geri dönmesine kadar bir çok şey yaşandı.Tüm bu süre boyunca Felix hep doğru zamanı bekledi.
Şimdi anlıyordu bu bir sondu ama Felix yeni bir başlangıç yapmaya kararlıydı.

Önceki Bölüm