Rüya Okulu-Bölüm 45

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm

Kanatlı kapıların arkası malikanenin dışı gibi gösterişliydi. İki uzun merdiven yanlardan geniş salona açılıyordu. Ortadaki işlemeli heykel ise salona orta çağ havası katmıştı.
Lucas cebindeki taşa uzandı.Devasa boyutlardaki güç elinin altındaydı ama onu kullanamıyordu. Dişlerini sıktı. Eğer O’nun kendisini etkisine alması kısa sürerse bir şekilde bu taşı Amy’e ulaştırmalıydı. Ne de olsa güç eninde sonunda sahibini bulurdu.
Buradan çıkmalıydılar. Amy onları çıkarmalıydı.
Bir süre düşününce kafasını kurcalayan bir fikir zihninde yankılandı. O, taşı elde etmek istiyorsa bunu pekala kolayca yapabilirdi. Ne bekliyordu? Yoksa…Yoksa sadece onlarla eğleniyor muydu?
Evet. Cevap kesinlikle bu olmalıydı. O’nun acımasızlığını biliyordu. Çoğu zaman okuduğu kitaplardan aşina olduğu gibi kötü karakterleri kötü olmaları için iten sebepler olurdu.Hatta belki Ölü Ruh’un bile nedenleri olabilirdi. Eh, sanırım buna kendisi de dahildi ama O öyle değildi. O, sadece kötü olmak istemişti,bunu arzulamıştı. Kötülük onun için nefes almak gibiydi. Yaşamın kaynağı gibi. Dünyalılardan nefret ettiğini biliyordu. Gerçi bu yönüyle onu kendisine benzetmiyor değildi. O da insanları sevmezdi. Özellikle birinden nefret ediyordu. Bu durum…Komikti. Şuanda her şey o kişiye bağlıydı.
Salona doğru ilerlerken gizlice taşı Amy’nin cebine koydu. Ne kadar dayanabilirdi bilmiyordu.Karşı koymaya çalışacaktı. O’nun aptal büyüsü kendisinden Ray’i almıştı. Direnmeliydi. En azından Ray için bunu yapmalıydı.
İlerlerken bakışlarını yere sabitlemeye özen gösterdi. Ona Ray’i gösteriyordu. Onu kontrol etmeye çalışıyordu.
“Bizden ne istiyorsun!”Lucas sesinin oldukça yüksek çıkmasına şaşırarak devam etti .Aslında cevap barizdi. Taşı istiyordu. Gücü istiyordu.” İstediğin her ne ise onu alamayacaksın!” 
Lucas bakmasa da karşısındaki adamın kafasını hafifçe eğdiğini ve şefkatle ona baktığını hissetti.
“Lucas.”
Lucas’ın bakışları karşısındaki adama kaydı.Bunu da O yapmıştı.
Hafif esmer teni,koyu kahve saçları ve gri menevişlerin gezindiği koyu yeşil gözleri ile eskisi gibi büyüleyici bir adamdı. Lucas, bir an onu gözlükleriyle görmeyi bekledi. Tıpkı gençliklerinde olduğu gibi ama şimdi karşısında duran adam kendisi gibi otuzlarındaydı.Hayır… Otuzlarında olamazdı. O günden sonra her şey değişmişti. O gün geri döndüğünde aradan altı yıl geçmişti. O lanet yerde sadece bir gün kalmasına rağmen altı yıl…
Kırklarında olmalıydı o zaman. Onu son gördüğü zamanki kadar genç değildi. Öldüğü günkü kadar.
Başını çevirmeye ve onun görüntüsünü zihninden atmaya çalıştı. İşe yaramadı.
“Lucas,sevgili dostum.”
Sesi kafasında dolaştı,anıları zihnine üşüştü ve bedeni kontrolünü yitirdi.
Karşısında duran adam bir hayalden ibaretti. Bunu biliyordu ama direnmek çok zordu, faydasızdı. O’nun neler yapabileceğini biliyordu. O’na karşı çıkamıyordu. Tüm kanının çekildiğini hissetti.Savaşı kaybetmişti. Hem de daha karşı bile koyamamıştı.
Ray’in onu çağırdığını duydu ve hiç direnmeden ona doğru ilerlemeye başladı. O gerçekti. Evet. Buna inandı. O, onu buna inandırdı.
Amy ,Lucas’ın göz bebeklerinin büyüdüğünü ve bir hayale dalmış gibi donuklaştığını gördü. Şimdi de karşısındaki küçük kıza doğru ilerliyordu. Kızın yumuşak sesini hatırladı. Amy’e seslenmişti. Onunla arkadaşı gibi konuşmuştu. Tanıdığı biri gibi. Amy kısa bir durgunluk anından sonra kendini topladı ve tekrar Lucas’a odaklandı.
“Lucas! Ne yaptığını sanıyorsun!”
Lucas onu duymadı. Amy adamın gözlerinde biriken yaşları ve bedeninin titrekçe hareket ettiğini gördü. 
“Ray…” 
Ray mi? Lanet olsun.
“O bir hayal! Lucas!” Amy ona uzanmaya çalıştı ama Lucas hızla öne atılıp Amy’den kaçındı.
Lucas ilerlerken tökezledi ve dizleri üzerine düştü. Titreyen elleriyle yerden destek aldı ve ayağa kalktı. O Ray’di. Ona gitmeliydi.
“Lucas!”
Amy ne yapacağını bilmez halde olduğu yerde kalakaldı ve karşısındaki küçük kıza doğru hareket eden adama baktı.
“Felix.”
Bakışlarını Abel’a çevirdiğinde ise aynı donuk bakışlar onu karşıladı.O da büyüye kapılmıştı.
Abel şaşkınlıkla karşısına bakıyordu. Felix normale dönmüştü. Felix gülümsüyordu ve onu çağırıyordu. Abel ona koşup sarılmak istedi. Onu affettiğini söylemeliydi. Ona gitmeliydi. Zarif adımlarla ilerledi, sanki bulutların üzerinde süzülüyordu, bedeni öylesine hafifti ki… Felix. Her zamanki gibiydi. Açık kahve saçları ve neşeli gümüş gözleriyle oydu işte. Gerçekti.
“Abel! Sen de mi!”
Amy, Abel’ın kolunu tutmak için bir hamle yaptı ama Abel onun koluna uzanan ellerinden bir çırpıda kurtulup yoluna devam etti.
Amy karşısındaki kıza baktı. Kızıl saçları alev alevdi, zümrüt yeşili gözleri usulca bir duygula parlıyordu. Amy bu duygunun ne olduğunu anlayamadı ama ona bakmak yüreğini sızlatıyordu. Zihni bulandı. Çığlıklar duydu ve kulaklarını kapatmak istedi ama yapamadı. Bedeni kaskatı kesilmişti. Hareket edemedi. Kız ona doğru yavaş adımlarla ilerledi.
“Amy. Beni hatırlamadın mı yoksa?”
Bir adım. 
Amy’nin gözünde bir anı canlandı. Bunu O gösteriyordu.
Bir kız…Hayır karşısındaki kız. Yerde yatıyordu. Boğazı paramparçaydı. Etrafta cam kırıkları vardı. Kulaklarına hırıltılar doldu. Şimdi ellerine bakıyordu. Kanlı ellerine. 
“Hatırla. Ben kimim?”
Bir adım daha.
Amy ellerindeki kanların bütün bedenine yayıldığını, yerdeki cesedin kıpırdandığını gördü. Ceset doğruldu. Ölü gözlerle, acı bir sesle bağırdı, Amy’e uzandı. Onu boğazlamak istedi.
“Ben kimim, abla?” Küçük kız kıkırdadı.” Hayır…Hayır. Asıl sen kimsin, abla? Gerçekte kimsin?”
Amy nefes nefese yere çöktü. Göğsünü tuttu ve bedenini döven kalp atışlarını hissetti. Canı yanıyordu. Sanki biri elini bütün damarlarından geçirip onları paramparça ediyordu. El ilerliyordu ve omurgasına uzanıp onu sarsıyordu. Dişleri takırdadı. İnledi. Görüntüler zihninden akıp gitti. Şimdi yerde yatan kendisiydi. Çimenlerin üstündeydi. Parmakları toprağa gömülmüştü. Tırnaklarının arasına dolan toprak parçalarını hissetti. Bedenini kaplayan siyahlığı gördü ve boğazı acımaya başladığında çığlık attığını fark etti. Ama kimse onu duymuyordu.Sessiz çığlıkları içinde gömüldü ve yüreği parça parça olup gözleri bir kızıllıkla bulanıp ıslanınca kan ağladığını anladı. Görüntülerden kurtulmaya çalıştı. Kafasını yere vurdu. Bir kez daha ve bir kez daha… Kulaklarını kapatmak istedi,nefes almak istedi. Küçük kız ona yaklaşıyordu. Kızın görüntüsü hafifçe bulandı,değişti. Şimdi karşısında bir kadın vardı. Kahve saçları ve bal rengi gözleriyle kendisinin büyümüş hali gibiydi.
“Babanı sev, Amilia.”
Babası.
Amy anlamadı. Hiçbir şey anlamıyordu. Görüntü bir kez daha değişti. Şimdi genç bir adam vardı siyah saçlı, koyu kahve gözlüydü. Ona gülümsedi. Şefkatle,acıyla.
“Geri döneceğim.”dedi usulca.
Amy gözlerinden akan kanları sildi. Kanlar durulmadı. Yerden destek aldı,ayağa kalktı ve adama yaklaştı.
Adamın görüntüsü bir kez daha bulandı ve şimdi karşısında Nick vardı. Ona tiksintiyle bakıyordu.
“Sen gerçekten kimsin,acınası sıradan bir insan mı?” 
Amy’nin kanlı gözyaşlarına dokundu.Gözyaşları yanaklarına doğru akarken kurudu ve göz altlarını kızıl lekeler süsledi
Bir mühür.
“Güldürme beni Amilia.”
Amilia. Hayır. Bu o değildi. O Amy’ydi. Amy Blue.
Herkes yanılıyordu.
Ama…Belki de yanılan sadece kendisiydi.
Amy içinde bir şeylerin koptuğunu hissetti. Elini cebine attı ve orada olduğunu bilmediği taşı çıkardı.Bunu gerçekten bilmiyordu. Eli kontrolünde değildi. Bedeni kontrolünde değildi.
Taş elinde parladı ve Amy malikanenin tavanına doğru havalandı. Sanki bu çok normalmiş gibiydi. Kendisine aitmiş gibi.Tavandan sarkan avizelere kadar ulaştı.
Uzun saçları uçuşurken Amy saçlarının renk değiştirdiğini fark etti. Dipleri beyazlamış, uçlara doğru kızıla bürünmüştü.
Ve bir şey daha vardı. Bunu göremezdi ama hissediyordu. Alnında bir hilal belirmişti. Her şeyi yutmak istermişcesine parlayan bir ay. Bir mühür daha.
O kimdi?
Bunu hiç bilmediğini fark etti. 
Amy mi? Amilia mı? 
Sanırım buna şuan karar verecekti.
Bir elinde taşı tutarken diğer elini havaya kaldırdı. 
Ve kıyamet koptu.

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm