Rüya Okulu-Bölüm 39

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm

“Efendim,hazırlıklar tamamlandı.”
Uzun kirpikli adam koyu gözlerini Lucas’a dikti.
Lucas başıyla onayladı ve bir beyaz odadaki yataklara uzanan çocuklara bir bileğindeki saate bakıp beklemeye başladı.
Amy oldukça gergindi. Son günlerde Abel ile yaşadığı şeyler onu fazlasıyla etkilemişti ve şimdi onunla karşılaşmak istemiyordu. Tabii uyumadan önce gördüğü şu garip hayal ya da rüya her neyse gergin olmasında onun da etkisi büyüktü.
İç çekti ve gözlerini kapatıp Abel’ın rüyasına daldı.
***
Hastane aynı gözüküyordu. En azından şimdilik.
Amy hızlı adımlarla ilerledi. İlk olarak bahçedeki sarmaşık duvarlara bakmak istiyordu. Abel geçen sefer olduğu gibi tekrar burada saklanıyor olabilirdi.
Ve…
Yanılmamıştı. Abel kafasını sarmaşık duvara yaslamış, gözleri kapalı bekliyordu. Amy çocuğun sessizce inip kalkan göğsüne baktı. Bahçede dikilen ürkütücü hastaneyle tezatlık oluşturacak kadar huzurlu görünüyordu.
“Amy.”
Ve Amy, adını duyunca birden sıçradı. Bunu beklemiyordu. Abel kendisini görmemişti ve ses de çıkarmadığından emindi.
“Buradayım.”
Amy bir an yüzüne yayılan gülümsemeyi bastırdı. Bu durum ona komik gelmişti. Yani daha birkaç saat öncesine kadar delicesine tokatlamak istediği çocukla hiçbir şey yaşanmamış gibi konuşması…Komikti.
Amy Abel’ın ipeksi altın saçlarının sürtündüğü duvarın arasından geçti ve Abel’ın yanına oturdu.
“Geldiğimi nasıl anladın?”
Abel gözlerini açtı ve yüzünü çevirip soğuk mavi gözlerini kıza dikti.
“Geleceğini biliyordum.”
“Ya gelmeseydim?”
Abel gülümsedi. 
“Benim için gelirdin.”
Amy kaşlarını çatarak Abel’ın keskin bakışlarına karşılık verdi.
“Bu kadar kendini beğenmiş olmak zorunda mısın?”
Abel yavaşça Amy’e doğru eğildi. Ilık nefesi Amy’nin kirpiklerini okşuyordu. Gözleri Amy’nin kızaran yanaklarında,uzun gür kirpiklerinde ve dolgun dudaklarında oyalandı sonra bakışları yine bal rengi gözlere kaydı ve muzipçe gülümsedi.
“Bu bir rüya değil mi? Bana aşık olduğunu hayal edebilirim…” Bir kalp atımı süresince duraksadı. “Hatta belki de zaten bana aşıksındır.”
Amy yüzüne yayılan hafif kızarıklıktan rahatsız olarak onu itti.
“Bu rüyanda bile mümkün değil.”
Abel alayla homurdandı ve başını tekrar duvara yaslayıp gözlerini yumdu. Amy bir an Abel’ın yüzündeki hayal kırıklığını gördü ama bu bir göz kırpışı kadar kısa sürede gerçekleşmişti.
“Hadi şu-“
Tam Amy ayağa kalkmıştı ki Abel onun bileğini nazikçe kavradı ve tekrar yanına oturmasını sağladı.
“Biraz daha kalalım.”
Amy iç çekti. Pekala bu onun rüyasıydı en azından ona bu kabusta biraz daha zaman tanıyabilirdi.
Sessizlik tüm ağırlığıyla çökerken Abel hafifçe mırıldandı.
“Annem…Onu ziyaret ettim.” Uzun kirpikleri yavaşça titreşti. Bu haliyle çok kırılgan gözüküyordu. Yaralı bir kuş gibiydi. İyileşemeyecek bir kuş gibi.
Amy ne diyeceğini bilemedi.Sadece dikkatlice dinledi.
“Beni hatırlamıyor. Her zamanki gibi…” Derin bir nefes aldı. Kirpiklerindeki titreşim yavaşça tüm bedenine yayıldı. Şimdi bütün bedeni hafifçe titriyordu.”Onu çok seviyorum.”
Amy kısa bir an ona sarılmak istedi. Yaralı kuşu ellerine alıp yarasını sarmayı istemek gibi ama aynı zamanda tokatlamak istediğin birine sarılmazdın değil mi?
Sadece kısacık bir an bu düşünce Amy’nin zihninde dolandı. Sonra Abel’ın susmasından kendisinin de bir şeyler söylemesi gerektiğini hissetti. Onu teselli edemezdi ama denemekten zarar gelmezdi.
“Eminim o da seni çok seviyordur.”
“Evet,öyle.”
Biraz daha sessizlik.
“Söylesene Amy, benden nefret ediyor musun?”
Aslında Amy bu soruya düşünmeden evet cevabını yapıştırabilirdi ama bu nedense ona yanlış geliyordu.
“Hayır.”
“Tuhaf. Ben kendimi sevmek için bir neden bulamıyorum.” Yüzü ciddi bir ifadeye bulandı.
“Yanılıyorsun. Seni seven bir sürü insan var. Çoğu kız sana hayran ve çoğu erkek de sana imreniyor.”
Amy de söylediklerinde ciddiydi. Gerçekten de neredeyse bütün okul Abel’ın yakışıklılığını,zekasını,zarafetini ve asilliğini konuşuyordu. Eh, bir de zenginliğini tabii.
Abel güldü. Gözlerini açtı ve yine o Amy’nin bütün bedenini donduran soğuk bakışlarını kıza dikti.
“Kızlar bana mı hayran yoksa yüzüme mi?”
“Sa-“
Amy kendini tamamlayamadan sustu. Bunu bilemezdi. Şimdi fark ediyordu da onu kim tanıyordu ki? Yakışıklı oluşundan,asil,zengin,zarif ve zeki oluşundan başka gerçek Abel’ı kim tanıyordu? Hiç kimse.
“Ben de öyle düşünmüştüm. Peki ya erkekler sence bana mı imreniyorlar yoksa zenginliğime mi?”
Amy cevap vermedi. Sadece yavaşça başını sallamakla yetindi.
“Anladım.” diye mırıldandı usulca.
“Anlayamazsın.”
Amy kaşlarını çattı ve bal rengi gözlerinde bir pırıltı dolaştı.
“Ölmeyi dileyecek kadar kötü şeyler yaşayan insanlar varken böyle düşünmen doğru değil.”
“Ben de ölmeyi diliyorum.”
Amy’nin bakışları yumuşadı ve biraz sonra yapacağı şey için tereddüdünü bastırmaya çalıştı.
Elini zarif bir hareketle Abel’ın omzuna koydu. Bu nazik ve şefkat dolu bir dokunuştu. Bir şeyi değiştireceği yoktu ama en azından söylediklerinde samimi olduğunu göstermek istiyordu.
Abel ise bu dokunuşla irkildi ve kulakları hafifçe kızarırken Amy de sesinin olabildiğince yumuşak çıkması için çabaladı.
“Üstesinden geleceğini biliyorum.”
Abel kaşlarını kaldırdı ve Amy’e utangaçlıkla şaşkınlık arasında gidip gelen bakışlar attı.
“Nasıl bilebilirsin ki?”
Amy gülümsedi. Tıpkı ona çarptığı zamanki gibi sıcacık, iç ısıtan bir gülümsemeydi bu.
“Koruyucu iç güdüsü desem?”
Abel kısa bir duraksamadan sonra kızın gülümsemesine karşılık verdi ve ayağa kalkıp ona elini uzatarak onun da ayağa kalkmasına yardımcı oldu.
“Peki sevgili koruyucum,şu yaratıkları bulsak iyi olur.”
Amy Abel’ın önünden sarmaşık duvarları aştı ve bahçeye çıktı.
“Aynen.”
***
“E-efendim…”
Heine kendisinden beklenmeyecek kadar telaşlı bir sesle devam etti.
“Bir sorunumuz var.”
Lucas kaşlarını çattı. İfadesi sertleşmişti. Heine’nin ifadesine bakılırsa önemli bir sorun olmalıydı.
“Amy’e bağladığımız alıcılarda ölçtüğümüz beyin dalgalarında hızla değişen titreşimler yakaladık.”
Beyaz önlüğünün cebinden bir mendil çıkardı ve alnındaki terleri hızla silerken yutkundu.
“O, kızın rüyasında.”
***
“Daha ne kadar bahçeyi turlamayı planlıyorsun acaba?”
Abel sıkıntıyla iç çekti. Amy’nin peşinde hastaneyi turlamaktan -bir rüyada yorulmak ne kadar mümkünse o kadar- yorulmuştu. 
“Yaratıkları bulana kadar elbette.”
Amy önündeki bir taşı tekmeledi ve yerde yuvarlanmasını seyretti.
Tüm hastaneyi iki kere dolaşmışlardı ve Abel’ın annesi dahil hiçbir yaratığa rastlamamışlardı. Bu çok tuhaftı.
Abel sırıtıp Amy’e birkaç adım yaklaştı.
“Benimle yalnız kalmak hoşuna gitmedi mi yoksa?”
Amy gözlerini devirdi.
“Bayılmak üzereyim ama sevinçten değil.”
Abel homurdandı ve kızın yanında ilerlemeye devam etti.
Biraz sonra neredeyse gökyüzünü yaran bir çığlık işittiler. Çığlığı başka bir çığlık takip etti ve bir başkası…
İkisi de elleriyle kulaklarını kapatıp etraflarına bakınırken Amy önüne düşen devasa gölgeyle birkaç adım geriledi ve gökyüzüne bakıp nefesini tuttu.
Bir kuş sürüsü gibi yüzlerce mor yaratık gökyüzünde süzülüyordu.
Birkaç saniye sonra Amy nefes almayı akıl edebildi.
Abel ise aynı şaşkınlıkla gökyüzüne baktı ve Amy çocuğun ifadesine bakarak onun içinden-dışından küfretmeyecek kadar kibardı-küfrettiğini düşündü. 
“Bunlar…” Amy yutkundu. Gözlerinin önünde beyaz kıvılcımlar çakıyordu. Bu baş döndürücü ve bir o kadar da ürkütücü bir manzaraydı.
Yaratık sürüsünün en önünde siyah bir gölge vardı.
O Ölü Ruh’tu. Amy bunu biliyordu. Bu rüyalardaki gibi bir bilgiydi. Sadece öyle olduğunu bilirdin. 
Ölü Ruh. Yaratıklardan oldukça farklı kusursuz bir insan bedeniyle siyah kıyafetlere bürünmüş,yüzü kapüşonla gizlenmişti. 
Uzun siyah pelerini zarif omuzlarından aşağı dökülüyordu.
Kapüşonu yüzünün büyük bir kısmını örtse de Amy adamın yüzündeki sırıtışı görebiliyordu. Kana susamış gibi dudakları çılgın bir ifadeyle kıvrılmıştı ve bu -çılgın ama bir o kadar kusursuz-dudaklarından bir kelime döküldü.
Amy adamın dudaklarını okurken nefesi kesildi.
Tek bir kelime. Yine.
“Kaç.”

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm