Rüya Okulu- Bölüm 17

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm

Güneş tüm gücüyle gülümserken iki genç okul kapısının önünde konuşuyordu.

Okul zili çalmış ve herkes bahçede toplanmıştı.

“Telefonda bahsetmediğinize göre önemli bir konu olmalı efendim.”

Sarımsı kahverengi saçları ve griye kaçan açık mavi gözleriyle oldukça genç bir adamdı. Abel’dan en fazla bir iki yaş büyük olmalıydı.

“Felix, araştırmanı istediğim iki kişi var.”

Felix ciddiyetle dinlemeye başladı.

Abel kahverengi saçları güneşte kestane rengine dönen,ön bahçedeki Amy’i işaret ederek “Bu kız ve yanındaki çocuk hakkındaki her şeyi öğrenmeni istiyorum.”dedi.

Felix başını sallayarak onayladı.

“Emredersiniz efendim.”

“Peki, babamın doktoru hakkındaki raporunu tamamladın mı?”

Felix elindeki siyah deri çantadan bir dosya çıkardı.

“Buyurun efendim.”

Abel dosyayı aldı ve “Teşekkür ederim, Felix.”dedi

“Efendim, bu olayın arkasında kardeşinizin olduğunu mu düşünüyorsunuz?”

Abel derin bir nefes aldı.

“Bilmiyorum Felix ama o adama güvenmediğimi biliyorsun ve o benim kardeşim değil.”

“Ama kardeşi… yani Bay Thorn’un babanızın doktorunun ölümüyle hiçbir çıkarı olamaz.”

“Biliyorum Felix, sadece bilirsin hislerim bu işte onun parmağı olduğunu söylüyor.”

“Anlıyorum efendim. Eğer başka bir isteğiniz yoksa araştırmama başlamak istiyorum.”

“Tamam Felix, görüşürüz.”

Felix siyah arabasına binip gözden kaybolurken Abel derin bir nefes aldı ve okul bahçesine akın eden öğrencilere bakarak kendi kendine mırıldandı.

“Sen Abel Rose’sun. Hiç kimseye ihtiyacın yok. Duygular zayıflıktan başka bir şey değildir. Kendine gel Abel.”

***

“Amy! Beni bekle.”

“Hadi Nick, yemekhanede yer kapmalıyız.”

Öğle arası olmuştu. Nick derslere çok odaklanamıyordu ve zamanın ne kadar hızlı geçtiğini düşünerek hızlı adımlarla kapıda onu bekleyen Amy’nin yanına ulaştı.

“Bugün ne yemek var sence?”

“Bilmem, şu zehirlenme olayından sonra annem yemekhaneden bir şey almamı istemiyor.”

Zemin kata inen merdivenleri indikten sonra yemekhaneye girdiler. Amy arka bahçeye açılan kapının yanındaki bir masaya yerleşti.

“Ben yemeklere bakayım.”

“Hızlı ol!”

Amy yemek sırasına doğru ilerleyen Nick’in arkasından onu seyretti.

Abisi ve o gerçekten ikiz gibiydiler. Bir an hastanede Nick’i ne kadar sinirli gördüğünü hatırladı ve içini bir huzursuzluk kapladı.

Neden abisi ile araları bu kadar kötüydü ki? Annesi ve babası ölmüşken abisinin Nick’in yanında olması gerektiğini düşünüyordu.

“Hey, seni bu kadar düşündüren ne?”

Amy irkilerek Nick’e baktı. Geldiğini fark etmemişti.

“Yemek almadın mı?”

“Ölümümün gıda zehirlenmesinden olmasını istemiyorum.”

Amy güldü ve sandviçini bölerek yarısını Nick’e uzattı.

“Ah,teşekkür ederim.”

Amy önemli değil dercesine gülümsedi ve “Ağabeyin… Şey aranız düzeldi mi?” diye sordu.

Nick biraz ciddileşti.

“Şey, evet…sanırım.”

“İyi bir yalancı değilsin.”

“Çok mu belli oluyor.”

Amy teselli edercesine elini Nick’in omzuna koydu.

“Anlatmak istersen dinlerim.”

Nick sırıttı ve omzundaki ele baktı.

Amy utanarak elini geri çekti.

“Ş-şey…”

“Teşekkür ederim Amy. Her şey için.”

Amy yüzünün kızardığını hissediyordu.

“Şey, bozmak istemem ama oturabilir miyim?”

Çocuğun kızıl saçları dağılmış sırıtarak ikisine baktı.

“Ah, ta-tabii ki Dwight.”

Dwight tabağını masaya koydu ve Nick’in yanına oturdu.

“Yeni gelen çocuğu gördünüz mü?”dedi Dwight fısıldayarak.

“İlk günden kızların gözdesi olmuş durumda tabi şu zengin sarı kafa kadar popüler olamaz.”

“Yeni çocuk mu?”

Dwight yemekhanede etrafına bakındı ve tek başına oturan çocuğu işaret ederek fısıldadı.

“Adı Felix’miş.”

Amy Felix’e baktı ve gözleri çocuğun gümüş rengi gözleri ile buluştu.

Çocuk bir saniye için gülümsedi. Amy gözlerini kaçırdı.

Az önce gülümsemiş miydi?

Ya da hepsi zihninin bir oyunu muydu?

İkincisini tercih ederdi.

***

“Gece yarısından önce yatakta olmayı unutma! Yerde baygın yatmanı istemem.”

“Endişelenme.”

Okul bitmiş Amy ve Nick okul bahçesinde ilerliyordu. Nick kitaplarının bir kısmını sıranın altında unutunca geri dönmek zorunda kalmışlardı ve şimdi tüm bahçe bomboştu.

Okul kapısına çıkan merdivenlere geldiklerinde Amy duraksadı.

Nick ancak Amy’nin çantasına çarpınca durduğunu fark edebilmişti.

“Amy? Bir şey mi oldu?”

Arabadaki o muydu? Neden orada bekliyordu? Parlak gri gözleri onu mu süzüyordu? Etrafına baktı. Nick’ten başka kimse de yoktu.

“Imm, önemli bir şey değil.”

Merdivenleri çıkmayı devam etti.

Onu izliyor olamazdı değil mi?

Hayır. Hepsi zihninin bir oyunuydu.

En azından Amy öyle umuyordu.

Amy ve Nick okul kapısından çıkıp iyi akşamlar dileyerek yollarını ayırdığında siyah arabasında oturan Felix’in telefonu çaldı.

“Takipteyim efendim. Yarın raporumu tamamlarım ama ön bilgilendirme olarak kızın adı Amy Blue ve oğlan da Nick Sky aynı sınıftalar.”

Tık. Tık. Tık.

Felix sesi duyunca irkilmişti ama belli etmeden camı indirdi.

“Size birkaç dakika sonra döneceğim,efendim.” deyip telefonu kapattı.

“Buyurun?”

“Cehennem boş, çünkü bütün şeytanlar burada.”

“Ne?”

Felix, cama eğilmiş adamın parlak beyaz saçlarına baktı. Tuhaf birisine benziyordu.

“Açım.”

“Bayım, dediğinizden hiçbir şey anlamı-”

Beyaz saçlı adam parmağını Felix’in dudaklarına götürdü ve onu susturdu.

“Şşşt.”

Adam yüzünü Felix’e yaklaştırdı ve gülümsedi.

“Emir almaktan bıkmış ama karşı koyamayacak kadar zayıf bir ruh. Hımm, hissediyorum. Yüreğin öfkeyle dolu. Tam aradığım lezzet.”

“Ne!”

Felix artık sakinliğini koruyamıyordu.

“Bayım, beni rahat bırakmazsanız poli-”

Birden nefesi kesildi. Adam ona dokunmuyordu ama adamın ellerinin kalbinin üzerinde hissetti.Bedeni taş gibi kaskatı kesilmişti. Vücudunu saran soğuğa engel olamadı.Artık bedenini hissetmiyordu. Gözleri en büyük kabusunu görmüş gibi boş bakıyordu.Bağıramadı, konuşamadı, nefes alamadı. Ruhu ele geçirilirken tuhaf adamın sözleri kulağına ulaştı.

“Lezzetli.”

Beyaz saçlı adam dilini dudaklarında gezdirdi ve kahkaha attı.

“Daha çok istiyorum.”

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm