IGE Bölüm275: Issız Cennet Kazanı

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm

Bölüm275: Issız Cennet Kazanı

 

Ama böyle bir olayda sayısız Jianghu insanının bakışları altında, eğer geri çekilirse Kar İmparatorluğundaki bütün Jianghu içinde bir şaka haline gelirdi.

 

Fakat ileri adım atarsa…

 

Zhao Chuan Parlak Ay Gölünün altına gömülmüş buz heykellerini düşündü. Kalbi titredi.

 

Buz cesetlerin başka bir üyesi olmak istemiyordu.

 

O kafası son derece sersemlemiş bir haldeyken bilinçsizce ana oturma alanındaki Xian Köşküne doğru baktı.

 

Fakat şu anda Xian Köşkünde sırtına masaj yapan kadın görevlinin keyfini çıkaran kaslı figür Parlak Ay Gölüne bakarken sakin bir bakış attı. Hiçbir şey fark etmemiş gibiydi. Yüzündeki soğuk ifade değişmedi.

 

Zhao Chuan’ın kalbi gümledi.

 

“Zhao Chuan gel ve savaş.” Ye Qingyu’nun sesi bir kez daha ortaya çıktı.

 

Herkesin bakışları Zhao Chuan da toplandı.

 

Bütün öfkeli Jianghu insanları bakışlarını uzun süredir ünlü olan Ejderha Kaplan tarikatının kıdemlisine doğru çevirdi. Ejderha Kaplan tarikatı büyük tarikatların bir parçasıydı ve saygın bir konuma sahipti. Zhao Chuan bir kıdemliydi bu nedenle statüsü büyüktü. Gerçeği bilmeyen Jianghu insanları Ejderha Kaplan tarikatının kıdemlisinin bu pisliği öldürme yeteneğine sahip olduğunu düşünüyordu.

 

Zhao Chuan kalbinde acı bir şekilde güldü.

 

Biliyordu ki bundan kaçınamazdı.

 

Eğer çağrıya cevap vermez ve şöhretini kaybederse bu onun için önemli değildi. Fakat bir kez şaka haline gelirse Ejderha Kaplan tarikatının tarikat kuralları onun cezasını keserdi. O zaman [Kaplan Aziz Çocuğu] Zhao Shanhe kesinlikle onun kurtulmasına izin vermezdi.

 

Her iki yolda ölüme çıkıyordu.

 

En azından arenada ölürse karısı ve oğlu iyi bir muamele görürdü.

 

“Haha…” O son zamanlarda yaptığı şeyleri düşünerek trajik bir şekilde güldü. Onun eylemleri her zaman vicdandan yoksundu. Ayrıca sadece yakın zamanda da değildi. Zhao Shanhe’nin yanına katıldığından beri daha derinlere adım adım ilerlemişti. Belki de gerçekten karma diye bir şey vardı. Onun cezası nihayetinde gelmişti.

 

“Güzel, Ye Qingyu seninle savaşacağım.”

 

Zhao Chuan bağırırken figürü yükseldi onun gölge ve ışık gibi olan ayak tekniği son derece zarifti. Bu Ejderha Kaplam tarikatının [Kaplan Sıçraması] isimli değerli tekniklerinden biriydi. Bir parlamayla zaten arenaya ulaşmıştı.

 

Çevreden sesler ve alkışlar çıkmıştı.

 

Böyle bir ayak hareketi birçok Jianghu öğrencisinin gözünde bir umut ışığı ortaya çıkmasına neden olmuştu. Hepsi beklenti içindeydi.

 

“Marki Ye lütfen!”

 

Zhao Chuan bir duruş alırken her iki eli de bir kaplan pençesi gibi kıvrıldı ve bedenini alçalttı. Bir kaplanın vahşiliği ondan kabarırken sanki o kendi gücünü ortaya çıkaran antik bir canavar gibiydi. Onun aurası gökyüzüne yükselirken gücünü tam olarak gösterdi.

 

Ye Qingyu başını salladı.

 

Ejderha Kaplan tarikatı belli başlı avantajlara sahip olduğu için ilk altı tarikattan biri olmuştu. Gao Han gibi bir yere bağlı olmayan gelişimcilerden farklıydı. Zhao Chuan’ın gücü Gao Han’dan çok daha düşük olmasına rağmen yaydığı aura çok daha büyük ve harika görünüyordu. Ejderha Kaplan tarikatının ilkesinin ardındaki anlam açıktı: “Sıkı ve ciddi, ağır bir kılıcın bir kenara ihtiyacı yoktur ” Ejderha Kaplan tarikatının ünü her zaman büyük olagelmiştir. Onların dövüş yolu her zaman en düz ve en temel yoldu. Ejderha ve Kaplan grubu hem birbirlerine karşı çıkar hem de birbirlerine güvenirlerdi o en gösterişsiz ve en temel hareketlere sahip olan tarikattı.

 

Zhao Chuan’ın böyle temel bir savaş yolunda gelişim yapabilmesi onun yeteneğinin düşük olmadığını ve kişiliğinin doğal olarak kötü olmadığını gösteriyordu.

 

Yazık oldu…

 

“Aslen iyi bir insanken neden bir pislik haline geldin?” Ye Qingyu iç geçirdi.

 

Zhao Chuan acı bir şekilde gülümsedi: “Jianghu’da senin neye karar verdiğinin bir önemi yoktur.”

 

“Merhamet göstermeyeceğim.” Ye Qingyu’nun avuç içinde soğuk bir qi yavaş yavaş toplanmaya başlarken yuan gücünü tam olarak etkinleştirdi. O en ufak bir şekilde rakibini küçümsemiyordu.

 

“Hahaha, son savaşımın Marki Ye gibi genç neslin bir dâhisiyle olacağını düşününce.” Zhao Chuan’ın kalbinde sayısız düşünce parlarken onun iradesi daha önce eşi benzeri görülmemiş bir şekilde kararlı hale geldi. Kalbinde sadece Dövüş Yolu ve kabaran bir savaşma niyeti vardı. Bir kahkaha ile daha sakin ve rahat hale geldi.

 

Sesler duruldu.

 

Cennetlerde bir kükreme yankılandı.

 

Zhao Chuan tamamen antik bir kaplanın Cennetlere yükselen kudretine dönüşmüştü.

 

“Gel!”

 

Ye Qingyu’nun gözlerinde bir saygı parçası parladı.

 

Savaş anında infilak etti.

 

Fakat sadece buydu bu savaş çok uzun bir süre devam etmeyecekti.

 

Zhao Chuan’ın gücü Gao Han ile kıyaslanamazdı. Onun savaşma niyeti kabarmış ve sahip olduğu her şeyi riske atmış olsa bile bu yıllarda çok fazla ahlaksız şeyler yapmıştı. Bu sessizce dövüş kalbini etkilemiş ve zihniyetini parçalamıştı. Eğer diğer tarikatların gelişim tekniklerinde gelişim olsaydı bunun belki de çok büyük bir etkisi olmazdı fakat Ejderha Kaplan tarikatının gelişim tekniğinin ana fikri doğrucu bir gelişim tekniği olmasıydı. Dövüş gelişimi için büyük sonuçlara sebebiyet vermişti.

 

Zhao Chuan on nefes süresinde buzul bir heykele dönüştü.

 

Ye Qingyu onu arenadan attı.

 

Splash!

 

Su her yere sıçradı.

 

Gölün üstündeki havada bir ürperti varken su buz gibi soğuktu. Suyun sıçraması herkesin kalbine dokunmuş gibi görünürken Jianghu’nun her öğrencisinin kalplerinin hızla soğumasına sebep oldu.

 

Kasap olarak adlandırılan beyaz giysili genç art arda on kişiyi öldürmüştü. Bununla birlikte beyaz giysilerinde hala en ufak bir kan izi yoktu. Hala kar kadar beyazdı.

 

İfadesinde hala bir değişiklik yoktu. O insanların hayatına hiçbir önem vermeyen sakin biri gibiydi.

 

“Geyik Kazanı tahtından Wang Ping lütfen gel ve savaş.”

 

Ye Qingyu tekrar bir hedef seçerken ağzını açtı.

 

Geyik Kazanı tarikatından Wang Ping de ünlü bir uzmandı. Şöhreti Zhao Chuan’dan bile daha yüksekti ve Geyik Kazanı tarikatının en güvenilir ve önemli kıdemlilerinden birisi olarak sayılabilirdi. Elli yıl önce Kar İmparatorluğunu sarsan genç dâhilerden biriydi. Elindeki [Issız Cennet Kazanı] tarikatından kendisine verilen ünlü Hazine araçlarından biriydi. Bu yıllarda gelişimi daha da yükselirken Acı Deniz aşamasına girmiş olabileceği söyleniyordu.

 

Parlak Ay Gölünün çevresinde bir yaygara ortaya çıktı.

 

Bu seferki kargaşa daha öncekinden daha belirgindi.

 

Her geçen saniyeyle birlikte daha fazla insan [Youyan’ın Yaprağının] çıldırdığını hissetmeye başlamıştı. Kıdemli nesilden uzmanlarına ardışık meydan okumaya cesaret edebiliyordu. O gerçekten buradaki tüm uzmanları ezmek için gücünün yeterli olduğuna mı inanıyordu?

 

Geyik Kazanı tarikatının oturma alanı.

 

Wang Ping ayağa kalkarken yüzünde soğuk bir alay vardı.

 

O Ye Qingyu ile savaşmaya cesaret edemeyen Zhao Chuan’dan farklıydı. Wang Ping kendi gücüne güvenirdi.

 

“Marki Ye bana meydan okuduğuna göre savaşmak benim için bir onurdur.”

 

Wang Ping oturma alanında adım adım ilerlerken vahşice kıkırdıyordu.

 

O gölün yanına geldi ve bir sıçramayla anında Su Işını arenasında ortaya çıktı.

 

Bu hareket kesinlikle Zhao Chuan’dan daha rahat görünüyordu.

 

“Marki sen genç bir kahramansın bu gerçekten beni etkiledi. Yaşam ve Ölüm arenasında savaşırken kılıçların ve bıçakların gözleri yoktur. Eğer ben Markiyi yaralarsam…” Wang Ping sarı renkte savaş kıyafeti giyerken onun uzun ve ince bir bedeni vardı. Onun ciddi bir ifadesi vardı fakat gözlerinde alay ve küçümseme vardı. Onun sözlerinde gizli bir alay vardı.

 

“Burası Yaşam ve Ölüm arenası Cennet her şeye karar verecektir.” Ye Qingyu onun bitirmesini beklemeden onu yarıda kesti. “Biz Yaşam ve Ölüme arenada karar vereceğiz arenanın dışında her hangi bir kin olmayacak.”

 

“Güzel. Eğer Marki böyle söylüyorsa o zaman emin olabilirim.” Wang Ping hafifçe gülümsedi. “İmparatorluk askerlerinin bir dâhisini öldürmek benim gerçekten yapamayacağım bir şey. Fakat ellerin zaten tarikattaki insanların taze kanıyla kaplandı Jianghu’daki arkadaşlarıma bir tür açıklama yapmak zorundayım.”

 

Bu konuşma bıçak ve kılıçların çarpışması gibi sert ve anlamlıydı.

 

Parlak Ay Gölünün yanından tezahüratlar geldi.

 

Jianghu öğrencileri çılgınca onu cesaretlendirdiler ve alkışladılar.

 

Ye Qingyu’nun gözlerinde bir öldürme arzusu titreşti. “Zhao Chuan ile kıyaslandığında senin gibi bir tümör on bin kat daha fazla ölmeli…  Senin [Şeytan Kafa Kesme Platformunda] yaşamına son verdiğin masum hayatlar için ödeme yapmanın zamanı geldi.”

 

“Haha, o halde ben Markinin böyle bir güce sahip olup olmadığını görmek zorundayım.” Wang Ping sesini düşürürken alayla dedi ki: “Ben çok fazla sözde dahi gördüm fakat nihayetinde pörsüyerek kemik ve toprak haline geldiler. Sen ilk değilsin ve kesinlikle son da olmayacaksın.”

 

Sarı büyük bir kazan başının üstünde yavaş yavaş ortaya çıktı.

 

[Issız Cennet Kazanı]

 

Wang Ping’in sahip olduğu ünlü hazine aracı.

 

Bu sefer onu dışarı çıkarmıştı. Antik kazan sessizce dönerken sanki büyük Dao’nun doğuşu gibi bakır renkte parlıyordu.

 

Issız Cennet Kazanından yavaşça geniş bir güç yayılırken kazanın ağzından bakır renkte bir ışık dışarı sızdı. O Büyük Dao’nın çiçek açması gibi yavaş yavaş aşağı geliyordu. Ruh qi Wang Ping’i korudu. Biraz kararsız görünüyordu fakat kesinlikle çok güçlü bir savunmaydı.

 

Kazanların antik çağlardan beri her zaman özel bir anlamı vardı.

 

Geyik Kazanı tarikatı kazan tekniklerinde gelişim yapmıştı. En temel saldırı gücüne sahip olanlardan birisiydi fakat savunma bakımından en üst tarikatlardan birisiydi.

 

Wang Ping arenada sakin bir şekilde durdu. Kendine güveninin en büyük nedeni bu kazandı.

 

“Ye Qingyu öldürdüğün insanlar için bir bedel ödemek zorundasın. Gel ve saldırımı karşıla.”

 

O gülerken eli hareket etmeye başladı ve devasa kazan büyük bir dağ gibi hareket etmeye başladı. O Ye Qingyu’ya karşı tehdit edici bir şekilde sanki onu ezecekmiş gibi hareket ediyordu.

 

“Sen Sarı Nehirde huzur içinde olmayacaksın. [Issız Cennet Kazanının] altında ölmüş birçok kahraman var. Ayrıca benimde bir kazanım var ve tamda Kıdemli Wang ile savaşmak için.”

 

Ye Qingyu gözlerindeki öldürme arzusunu gizlemedi.

 

Wang Ping gibi insanları bin kez öldürmek için bile tereddüt etmezdi.

 

Bir düşünceyle birlikte [Cennetsel Dünya Bakır Kazanı] Dantian’ındaki Ruh Pınarlarından çağırdı. Bakır renginde bir ışık ışını ağzından atıldı. Göz açıp kapayıncaya kadar bir kafa büyüklüğüne ulaştı. O sadece soluk bir renkle parıldarken [Issız Cennet Kazanı] gibi kocaman bir tehdit aurası yoktu.

 

Ye Qingyu’nun [Cennetsel Dünya Bakır Kazanın Tek İradesini] kullanmasıyla bu kazanın görünüşü tamamen değişmişti.

 

Onun Gök Mavisi Anka Hap Kralı Chen Moyun’a ait Hap kazanı olduğunu kimse anlayamazdı.

 

“Haha, kendi gücünü gerçekten çok büyük görüyorsun. Kırık bir kazana kazan demeye bile cüret ediyorsun.” Wang Ping yüksek sesle güldü. “Bugün seni kesinlikle yok edeceğim…”

 

Issız Cennet Kazanı devasa bir öğütücü gibi atıldı.

 

Ye Qingyu [Cennetsel Dünya Bakır Kazanın Tek İradesini] etkinleştirirken Bulut Zirvesi Kazanını kontrol etti.

 

İkisi arasında büyük bir fark varmış gibi görünüyordu.

 

Bir öğütücüye karşı bir susam saldırıyormuş gibiydi.

 

Fakat—-

 

Pak!

 

Dünyanın parçalanma sesleri çınladı.

 

Yenilmez görünen Issız Cennet Kazanı çarpıştığı anda kâğıt hamuru gibi çöktü. Birisi Formasyon dizilerinin kaotik enerji tarafından parçalara ayrıldığını ve daha sonra Cennetsel Dünya Bakır Kazanı tarafından özümsendiğini açıkça görebiliyordu…

 

Kacha! Kacha!

 

Gürültüyle birlikte devasa Issız Cennet Kazanı ahşap gibi parçalanırken parçaları zemine düşmüştü.

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm