IGE Bölüm269: On numaralı köşk

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm

Bölüm269: On numaralı köşk

 

Soğuk esinti hafif bir su dalgalanması gibi hareket etti.

 

Altın sabah güneşinin aydınlatması altında Gururlu Gökyüzü Merkezindeki parlak ay gölü altın bir sıvı gibi görünüyordu. Bunun kırılgan bir güzelliği vardı.

 

Büyük Gururlu Gökyüzü Merkezinde zaten insanlar birbirleriyle çarpışıyorlardı.

 

Gururlu Gökyüzü Merkezi gerçekten açılıncaya kadar hala bir saat vardı. Belirlenen zaman ve davet edilen herkes geldiğinde Gururlu Gökyüzü Merkezi kapanacaktı. Ordu elitlerini Gururlu Gökyüzü Merkezinin çevresini korumak için göndermişti bu yüzden bu konuyla ilgisi olmayanların girmesi mümkün değildi. Bu Dövüş toplantının düzgün bir şekilde devam etmesini sağlayacaktı.

 

Büyük tarikatların ve finans örgütlerinin yerleri önceden belirlenmişti.

 

Parlak Ay Gölünün en merkezi kısmında bir su alanı vardı. Onlarca metre uzunluğunda ki Formasyon metalinden yapılmıştır. Altın bir ışıkla titriyordu. Bu ışığın titremesiyle birlikte metalin şablonlarını görebiliyordun. Alan bir sekizgen şeklinde kenarlarında herhangi bir korkuluk bulunmadan oluşturulmuştu. Yüzey o kadar yumuşaktı ki devasa bir bakır ayna gibiydi fakat ışığı soğurmuyordu. Gerçekten kıyaslanamaz derecede garipti.

 

Parlak Ay Gölünü çevresi tüm üst tarikatların yerleriydi. Hepsi mükemmel manzaraya sahip köşklerdi. Ayrıca uçuş gemilerinin kaldığı ordunun uçan gemi iskelesi de vardı. Bunun dışında bazı küçük tarikatların, finans örgütlerinin ve diğer güçlerin koltukları vardı. Oturma pozisyonlarının hiyerarşisi net ve farklıydı. Bir bakışta kim kimin pozisyonda oturduğunu ayırt edebilirdi.

 

Parlak Ay Gölünün en güney kısmı yüzlerce insanı barındırabilirken Dövüş İttifakının ana oturma alanıydı.

 

Bu bölgeden bir Formasyon dizisi ışığı yayılıyordu. Zeminde yirmi metre ya da daha büyük yüzer platformlar varken beyaz bir sis onları etrafında dönüyordu. Uzaktan bakıldığında kutsal bir sisin gizemli ve güçle dolu bir his uyandırdığı ve onları örttüğü görülüyordu. Bu gerçekten önemli insanların oturma alanıydı. Bu bölgede oturmayı başaran herkesin büyük bir dövüş gücü ve olağanüstü bir statüsü vardı. Bu figürlerin arkasında dünyayı sarsmak için yeterli güç vardı.

 

Zaman aktı.

 

Parlak Ay Gölünün çevresindeki oturma alanı zaten insanlarla dolmuştu. Dışarıda oturup bekleyen insanlar da vardı.

 

Xiu!

 

Bölgenin güneyindeki ana oturma alanındaki Altıncı Xian Köşküne bir ışık ışını indi.

 

“Menekşe Yedi Yıldız tarikatından insanlar.” Göl kenarında şaşkınlıkla nefes veren bazı insanlar vardı: “Sen beyaz saçlı kaslı yaşlı adamı görüyorsun değil mi o Menekşe Yedi Yıldız tarikatının yedinci kıdemlisi Zhang Buliang. Onun arkasındaki genç adam Üç Okul ve Üç tarikatın gençlerinde [Tek Kırbaç] Jing Qiming. ”

 

Bir ağacın gölgesi, bir kişinin şöhreti vardı.

 

Jianghu insanları hakkında ki birçok konu bir sır değildi. Özellikle meşhur dövüş uzmanlarının görünüşünü çoğu insan biliyordu. Yüz yüze onları gördüklerinde büyük ölçüde onları tanıyabilirlerdi. Dahası onları tanımadılar bile tekniklerinin bir kısmını gösterdikleri sürece iç görüsü olan kişiler kesinlikle onun hangi tarikattan geldiğini söyleyebilirdi.

 

Yedinci Kıdemli Zhang Buliang ve Jing Qiming gibi insanların Jianghu’daki statüleri ordudaki Lu Zhaoge’nin statüsüne benzerdi. Jianghu insanlarının büyük çoğunluğu onları bir bakışta tanıyabilirdi.

 

Menekşe Yedi Yıldız tarikatının halkı önce geldi.

 

Bu ikisi altıncı Xian Köşküne girdi.

 

Herkes kendi aralarında konuşmaya başladı.

 

İdollerini görmüş gibi heyecanlanmış birçok genç öğrenci vardı.

 

Dövüş gücünün her şey olduğu bir dünyada herkes güçlü uzmanlara hayran olurdu. Bu onların kemiklerinden gelen bir delilikti, hiç kimsenin buna bağışıklığı yoktu.

 

Xiu! Xiu! Xiu!

 

Birkaç ışık ışını daha havayı parçaladı.

 

Bu ışıklar farklı Xian Köşklerine iniş yaptı ve birkaç kişinin figürlerine dönüştü.

 

“Hızla bakın yedinci Xian Köşkündeki kişi Batan Güneş ve Büyük Nehir tarikatının öğrenci salonunun başkanı. Yumruk tekniklerinin yenilmez olduğu söylenen Quan Jiulong. Ve yanındaki kaba giysiler giyen genç adam en büyük kıdemlinin oğlu. O Batan Güneş ve Büyük Nehir tarikatının genç neslinin en harika öğrencisi.

 

“Dördüncü Xian Köşkündeki Kaplan Aziz çocuğu Zhao Shanhe aynı zamanda Ejderha Aziz çocuk Zhao Woyun. Eh? Ejderha Kaplan tarikatı onlara eşlik edecek herhangi bir kıdemli göndermezken onlar tam Ejderha ve Kaplan Aziz çocuğuna dibine kadar güveniyor gibi görünüyor… ”

 

“Söylentilere göre Ejderha çocuğu ve Kaplan çocuğu arasındaki ilişki iyi değil. İkisine bak koltuklarının arasındaki mesafe çok büyük…”

 

“Bu Kaplan çocuğu gerçekten söylentilerdeki gibi düşüncesiz ve asiye benziyor. Böylesine önemli bir toplantıda iki cariyesini Xian Köşküne oturmak için getirmiş… ”

 

“Sekiz numaralı Xian Köşkünde sadece bir kişi mi var?”

 

“Kim o? Gerçekten çok genç ve yakışıklı görünüyor.”

 

“En, o Eşsiz Kılıç Şehrinin yeni neslinin [Eşsiz Kılıç Kralı] Qin Zhishui olmalı.”

 

Her türlü guruptan her türlü tartışma sesi geliyordu.

 

Ordu ile yapılan anlaşmaya göre ordudan davet edilenlerden başka kimse gelmeyecekti. Ancak ordu Gururlu Gökyüzü Merkezinin dışındaki her şeyi kontrol ediyordu. Bu sebepten dolayı bugün burada görünenlerin çoğunluğu Jianghu öğrencileriydi. Bu sahneyi gördüklerinde hepsi açıklanamaz şekilde etkilendi.

 

Song Qingluo ve babası Song Jiannan da Parlak Ay Gölünün yanındaydı.

 

Onların konumu Yüz Bitki Salonunun oturma alanıydı.

 

Bu Dövüş Toplantısına mekân sağlayıcılardan biri olan Yüz Bitki Salonunun oturma alanı en üst güçlerin oturma alanlarının en iyilerinden biriydi. Sıkışık olduğu söylenemezdi. Asil genç usta Dugu Dixiu onların yanındaydı. Görüş alanları harikaydı Xian Köşkündeki figürleri açıkça görebiliyorlardı.

 

Song Jiannan kalbinde net bir şekilde etkilendi.

 

Aslen Song ailesinin yollarının sonuna geldiğini düşünmüştü fakat en sonunda aniden bir ışık parlayacağını kim düşünürdü.

 

Song ailesi zirvede olsa bile böyle bir olaya katılamazdı. Bu kadar çok efsanevi dövüş figürünü göremezlerdi…  O anda Song Jiannan moralinin eşi görülmemiş bir şekilde arttığını hissetti. Önceki acılarının Cennetlerin onu test etmek için gönderdiği sınavlar olduğunu hissetti. Song ailesinin şansı nihayet gelmişti.

 

Elbette Song Jiannan tüm bunların nasıl gerçekleştiğini anlıyordu.

 

Onun kollarında bir eşyayı tutuyordu.

 

Bu eşyayı nasıl kullanmalıydı, bunu kime sunmalıydı… Song Jiannan tereddüt ediyordu.

 

Yanında ki Song Qingluo etrafa gergin bir şekilde baktı.

 

Song Qingluo önceki gün olsaydı Xian Köşklerindeki bu büyük figürlerin görünüşlerini gördüğü için kesinlikle heyecanlanırdı. Fakat şu anda zihni geçen akşam meydana gelen olaylarla doluydu. Beyaz At Kulesi bir anda o devasa ayak tarafından tamamen ezilmişti. O anda Song Qingluo’nun kalbi tamamen endişeyle dolmuştu.

 

Kalbinde Gururlu Gökyüzü Merkezine gelmesiyle birlikte en ufak bir heyecan bile oluşmamıştı. O sadece beyaz giysili gencin figürünü görmeyi umuyordu.

 

Ve bu ana kadar Song Qingluo o kişiyi görememişti.

 

Onun endişesini gören Dugu Dixiu ona biraz gülümsedi: “Bayan Song Marki Ye hakkında mı endişeleniyorsunuz?”

 

Dugu Dixiu ünlü bir soylu genç ustaydı. Güçlü bir aileden geliyorken tavrı zarif ve kibardı. Son derece iyi görünüyordu ve bayanlar ile deneyimli bir kişi olarak sayılabilirdi. Başkalarının ifadelerini özellikle de kadın düşüncelerini okumakta becerikliydi. Song Qingluo’nun endişelerinin ne olduğunu uzun zaman önce tahmin etmişti bu nedenle böyle bir soru sordu.

 

Song Qingluo iç geçirirken biraz panikledi fakat yine de başını salladı.

 

“Marki ne tür bir kişi. Doğal olarak iyi olacak ve çok yakında gelecektir. Lütfen emin olun Bayan Song.” Dugu Dixiu çok açık bir tonda konuştu.

 

“Gerçekten mi?” Song Qingluo’nun yüzündeki kara bulutlar kaybolurken tüm bedeni daha canlı hale geldi.

 

Dugu Dixiu’nun gözlerinde bir şaşkınlık ışığı titreşti. O birçok güzel kız görmüştü ama önünde küçük bir ticari şirketten gelen kız kelimeleri kullanarak açıklaması zor bir özel güzelliğe sahipti. Kalbinin istemsizce zıplamasına neden olmuştu fakat Dugu Dixiu doğal olarak Song Qingluo hakkında hiçbir niyete sahip olmayacaktı. Çünkü çok net bir şekilde Biliyordu ki Ye Qingyu’yla bağlantılı olan herhangi bir kız dokunabileceği bir şey değildi.

 

“Bayan Song lütfen rahatlayın.” Dugu Dixiu başını salladı. “Marki Ye dün büyükbabamla Dao hakkında konuşurken çayını yudumluyordu.”

 

Song Qingluo kalbi sonunda rahatlamıştı.

 

Ruh hali nihayet düzelen bu genç kızın üzerine parlak ve güzel bir güneş ışığı indi. Onun pürüzsüz ve beyaz cildi altın bir ışıltıyla parlarken bu bir kişinin kalbini yerinden oynatabilirdi. Dugu Dixiu bir kez daha şaşırdı fakat tekrar bakmaya cesaret edemezken gözlerini başka bir yere çevirdi.

 

Xiu! Xiu! Xiu!

 

Gökyüzünden daha fazla ışık ışını indi.

 

Belirlenen zaman gelmek üzereydi.

 

Fakat oturma alanındaki Xian Köşklerinin neredeyse hepsinin içinde oturan figürler vardı.

 

Geyik Kazanı tarikatından Wang Yifeng, Çin Mersini tarikatından Li Qiushui, Dugu finans örgütünden Dugu Tianxin…

 

Tüm bu önemli figürlerin hepsi ortaya çıktı.

 

Dugu Dixiu kendini eğlendirmeyi severdi. Onun güçlü bir hırsı yoktu. Bu nedenle Xian Köşkünde dedesiyle oturması için bir şansı yoktu. Dugu Tianxin’in yaşı olgundu ve meselelerde yetkindi. Doğal olarak o bir sonraki aile reisi yapılma niyeti ile büyümüştü. Dugu Quan’ın şu anda torununa yüzünü göstermesi için bir şans vermesi gerekiyordu.

 

Dong —!

 

Çan çaldı.

 

Ve zaman geldi.

 

Dövüş toplantısı resmen başladı.

 

Herkes Xian Köşklerinin yönüne baktı. Ne zaman olduğunu bilinmese de zaten bir numaralı Xian Köşkünde figürler ortaya çıkmıştı. Gümüş sis tarafından tamamen kuşatılmış olan bir figür diğer üç insanla birlikte bir numaralı Xian Köşkünde oturuyordu.

 

Orta yaşlı zayıf bir bilgindi.

 

On dört veya on beş yaşlarında gözüken bir bilginin açık ve adil bir yüzü vardı.

 

Ve tam set bir zırh giyen genç bir subay vardı. Ciddi bir yüzü varken gümüş sis ile örtülü kişinin yanında duruyor ve saygıyla ellerini kenetliyordu.

 

Sadece on numaralı köşk tamamen boşken hiçbir figür görülmüyordu.

 

“Bu [Youyan’ın Yaprağı] Ye Qingyu için hazırlanmış Xian Köşkü.”

 

“Neden kimse yok?”

 

“Haha göklerden gelen dev ayak gerçekten[Youyan’ın Yaprağını] öldürmüş olabilir mi?

 

Jianghu’dan olan bütün insanlar on numaralı Xian Köşküne baktı.

 

Jianghu insanları doğal olarak Youyan Ordusunun askerleri ve Youyan Sınırı sivillerine Kıyasla Ye Qingyu hakkında tamamen farklı bir görüşe sahipti. Ye Qingyu’nun Jianghu insanlarını bastırmak için şiddetli yöntemler kullandığı haberi tarikatlar boyunca yayılmıştı. Doğal olarak orduda bulunan böyle zalim bir insana karşı iyi niyetleri yoktu. Ye Qingyu güçlü Xuan tarikatını sadece bir düşüncesiyle yok edebilmişti kim bir sonraki hedefin kendileri olmayacağından emin olabilirdi?

 

Jianghu insanlarına göre eğer Ye Qingyu ölmüşse onlara daha az tehdit oluştururdu ve onlar bir tane daha az canavarla uğraşmak zorunda kalırlardı.

 

Dev ayak gökten inip Beyaz At Kulesini toz haline getirdiğinde kaç tarikat insanının neşeyle dans ettiği bilinmiyordu.

 

Bugün Ye Qingyu’nun hala ortaya çıkmadığını gördüklerinde daha da heyecanlandılar.

 

Dong! Dong!

 

Dong! Dong!

 

Çan üç kere çalarken titreşiyordu.

 

On numaralı Xian Köşkü hala boştu.

 

İki numaralı Xian Köşkündeki Li Qiushui’nin yanındaki Çin Mersini tarikatının büyük kısmı ayağa kalktı.

 

Ding Li yüzlerce yıl önce tanınmıştı. O Çin Mersini tarikatının büyüklerinden biriyken gücü derin ve akıl sır ermezdi. Statüsü tarikatlar arasında son derece yüksek bir kıdemliydi. Toplantı başlamadan önce tüm guruplar onu bu büyük toplantının şefi olarak aday göstermişti. Bunun nedeni güç veya statüsü sebebiyle değildi sebebi kitleleri ikna edebilmesiydi.

 

Ding Li gülümserken ellerini bir birine vurdu. Konuşmak üzereydi.

 

“Bekleyin.”

 

Bir numaralı Xian Köşkünden birdenbire bir ses geldi.

 

 

 

 

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm