IGE Bölüm262: O güzel mi?

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm

Bölüm262: O güzel mi?

 

Bu süre zarfında Youyan Sınırına birçok ticaret grubu gelmişti.

 

Qingluo şirketi zirve halinde olsa bile Gururlu Gökyüzü Merkezine girme şansı olmayabilirdi. Ama şimdi tamamen bozulmuşlardı şanslar çok daha düşüktü. Bir zamanlar bazı ilişkileri oldukları bu önemli karakterler Qingluo ticaret şirketiyle daha fazla iş yapmak istemiyorlardı. Song Qingluo’nun babası altı gündür buradaydı ve insanlar ya da bağlantılar aramak için etrafta koşuşturuyordu fakat tamamen etkisizdi.

 

Song Qingluo’nun babası Geyik şehrinde yumuşak bir yeşim gibi yakışıklı adam olarak sayılabilirdi. O zarif tüccar olarak biliniyordu fakat böyle bir şey yaşadıktan sonra tamamen keyifsiz bir kale gelmişti. Bu günlerde üzgün bir durumdaydı depresif yaşlı bir adam gibi önceki ihtişamını kaybetmişti.

 

Song Qingluo normalde ailenin bir sütunu gibi olan babasının karşılaştığı sorun ne olursa olsun sükûnetini kaybetmeyecek olan babasının şok edici bir hızla yaşlandığını ve hızla zayıfladığını açıkça görebiliyordu.

 

Song Qingluo’nun ciddi bir şekilde gururlu gökyüzü merkezine girmiş ve efsanevi önemli karakterleri görmüş olsalar bile hiç bir işe yaramayacağından şüpheleniyordu.

 

Çünkü bugün ki Song ailesi artık bu önemli karakterlerin dikkatini çekecek bir şeye sahip değildi.

 

Fakat babası kendine güvenle dolu gibi görünüyordu.

 

Belki de bu onun son kendine güven parçasıydı.

 

Song Qingluo kalbinde iç geçirdi.

 

” Song Qingluo Usta Song birazdan geldiğinde ona karşı nazik olmalısın. İtici olmamalısın gerçekten biraz haksızlığa uğrasan bile Gururlu gökyüzü merkezine girdiğimiz sürece… “Song Qingluo’nun babası iç geçirdi:” Ben Song Jiannan hayatım boyunca mükemmel olmak istedim… Sigh, Qingluo bilmelisin ki eğer kendim için olsaydı ben böyle bir bedel ödemezdim. Fakat annen, sen… ”

 

Babasının annesinden bahsettiğini duyan Song Qingluo’nun güzel gözlerinde baskılanamaz bir üzüntü parladı.

 

Dört ay önce Song ailesi ve Qingluo ticaret şirketinin neredeyse harabeye dönmesiyle birlikte bir zamanlar Geyik şehrinin bir numaralı güzelliği olan Song Qingluo’nun annesi eski bir tanıdıktan yardım istemek için gitmişti. Bu kişinin Song Qingluo’nun annesinin bedenine sahip olmak için gizli niyetleri olacağını kim tahmin edebilirdi ki. Song Qingluo’nun annesi ona direnmek için elinden geleni yapmış ve sonunda bunun olmasını engellemeyi başarmıştı. Fakat bundan sonra, şok ve kızgınlık, utanmışlık ve öfkeyle doğrudan hasta düşmüştü…

 

Tüm ailenin baskısı Song Qingluo’nun genç omuzlarına düşmüştü.

 

“Anladığımdan emin olabilirsin baba. Aileye yardım edebildiğim sürece herhangi bir bedel ödemeye hazırım.” O trajik bir şekilde gülümsedi ve aynanın karşısında yüzünü temizlemeye ve makyaj yapmaya başladı. Soluk sarı aynaya bakarken kırmızı ruj sürmeye ve en güzel yanını sergilemek için elinden geleni yaptı.

 

Song Jiannan’ın gözlerinde bir gözyaşı parıldadı.

 

Kafasını indirirken hiçbir şey görmediğini iddia ediyordu.

 

Güçlülerin zayıfları ezdiği bu dünyada en güçlü olanın hayatta kalır ve her yere hükmederdi. Sadece gerçek güç hudutsuz güçlü bir konumun temeliydi. Ticari bir şirketin gücü normalde görkemli görünse de gerçekte böyle değildi. Gerçekte bu tür şirketler her an çökebilirdi. Gerçek gücün önünde altın ve statü hiç bir şey değildi, tek bir vuruşa bile dayanamazdı.

 

Onlar başlangıçta zaten böyle bir gerçeği fark etmişlerdi. Bu yüzden Song Xiaojun ve Song Qingluo’nun bütün aile için Beyaz Geyik akademisine girmeleri için böyle büyük bir fedakârlık yapmışlardı. Fakat böyle bir fırsata sahip olmadılar her şey biraz geç kalmış gibiydi. Her dövüş ailesinin onlarca nesli bile sıkı çalışmalarının sonucuydu.

 

On beş dakika sonra.

 

Bir tıklatma sesi geldi.

 

Song Jiannan kendi yüzünü ovuştururken donmuş kaslarında bir gülümseme ortaya çıkarmaya çalıştı. Kapıyı açmak için gitti.

 

Yüzünün tamamı pudralı genç bir adam içeri girdi.

 

“Song Amca neden bu kadar perişan bir yerde yaşıyorsun? Zavallıların yaşadığı bir yer gibi…” Genç adam yirmi yaşlarında görünürken lüks bir altın yeşim kıyafet giymişti. Bedeninden yayılan soluk bir parfüm kokusu vardı. Dudaklarının köşesinde İki ya da üç tüyle birlikte bir köstebek ile sivri bir çenesi vardı. O kaba biri gibi görünüyordu.

 

“Buraya aceleyle geldik ve iyi bir han ayıramadık. Lütfen aldırmayın.” Song Jiannan onunla birlikte güldü.

 

“Haha, Song amca sen sadece bu tür yerleri kiralayabilecek kadar fakir olamazsın değil mi?” Sivri çeneli genç adam alaycı bir tavırla baba ve kızın yoksulluğunu acımasızca açığa vurdu.

 

Song Jiannan’ın yüzünde en ufak bir öfke izi yoktu. Bir gülümsemeyle. “Bu nasıl olabilir Qingluo ticaret şirketinin hala biraz serveti var.”

 

“Fakat şirketinizin batmak üzere olduğunu duydum.” Genç adamın elindeki yelpazeyi sallarken bakışları kendini hayran bırakan Song Qingluo’ya düştü. Gözlerinde bir kıvılcım ışıltısı parladı. O salyalarını yutarken konuştu. “Kardeş Qingluo daha da güzelleşmişsin.”

 

Song Jiannan’ın gözlerinde an beyan bir karanlık titreşti;

 

“Daha önce bizim için Gururlu Gökyüzü Merkezine girmemiz için bir yol düşüneceğini söyledin. Nasıl gidiyor…”

O ticaret dünyasında sayısız kalleşlik tecrübesi yaşamış ve her türlü farklı karakteri görmüştü. O bu Song Zhi adlı kişinin ne tür planları olduğunu nasıl anlamazdı. Song Jiannan geçmişte böyle bir karaktere dikkat bile etmezdi fakat eğer bir kaplan şehre girerse bir köpek bile kabadayı olurdu. İyilik isteyen kişi olduğundan kendini yatıştırmadan edemedi.

 

Song Jiannan Song Zhi’yi sadece bir yıl önce görmüştü.

 

O bir ticaret toplantısında Song Zhi’nin Anka şehrinin en zengin aileden biri olan Dugu ailesinin bir parçası olduğunu görmüştü. Ancak o toplantı sırasında Song Zhi’nin pozisyonu yüksek değilken söyledikleri ve eylemleri pek de iyi değil. Bu nedenle Song Jiannan kendisi ile aynı aile ismini taşıyan bu genç adama fazla ilgi göstermemişti. Ancak şu anda durum tamamen farklıydı.

 

Bu kez Dugu finans örgütü de birisini Youyan Sınırına göndermişti ve Song Zhi de onun takipçilerinden biriydi.

 

Dugu finans örgütünün gücüyle Gururlu Gökyüzü Merkezine girme hakkını kolayca elde edebilirlerdi. Song Jiannan düşüşlerini bastırmış ve kumar oynamaya karar vermişti ve Song Zhi’nin Dugu finans örgütü içinde bir miktar gücü olduğunu söylemesi üzerine bahis oynamıştı. Dövüş toplantısı gününde onları Gururlu Gökyüzü Merkezine sokacaktı.

 

Gururlu Gökyüzü Merkezine girdiği sürece sahip olduğu öğeler ve gözlem becerisiyle bazı önemli insanların dikkatini çekebilirdi.

 

O zaman Song ailesi kurtarılabilirdi.

 

“Qingluo Song amcaya saygılarını sunar.” Song Qingluo ayağa kalkarken zarif bir referans yaptı.

 

Soluk yeşil, dar ve uzun elbise giymiş olan Song Qingluo tomurcuklanan küçük beyaz bir çiçek gibiydi. Onun saflığının içinde gizli bir cazibe vardı. Yıllarca süren soyluluk yaşamı cildinin yeşim kadar yumuşak ve mükemmel olmasını sağlamıştı ve ince beliyle – uzun bacaklarının kıvrımları birisinin başının dönmesi için yeterliydi. Onun tam ve mükemmel orantılı göğsünün yanı sıra köprücük kemiği beyaz bir yeşim gibiydi ve onun küçük yüzü bir ruh gibiydi…

 

Song Zhi neredeyse tükürüğünü yere damlatacaktı.

 

İki gözü de parlarken: “Ah… Sen bana kıdemli kardeş Song diyebilirsin ben o kadar yaşlı değilim.”

 

Bunu söylediği gibi döndü ve Song Jiannan ile konuştu: “Bu doğru, Song amca. Bugün Gururlu Gökyüzü Merkezi farklı ticaret şirketlerinin konumlarını tahsis ediyor. Neden görmesi için kız kardeş Qingluo’yu da götürmeyeyim hem benim genç efendim de gelecek. Bu harika bir fırsat: Genç efendime soracağım belki de o Gururlu Gökyüzü Merkezine girme şansı elde etmenize yardım edecektir. ”

 

Song Jiannan’ın yüzünde bir sevinç izi ortaya çıktı. “O zaman birlikte gidelim…”

 

“Haha, Song amca senin gelmene gerek yok ben Qingluo’yu götüreceğim. Biz genç insanlar daha rahat ve özgür olmalıyız.” Song Zhi’nin gözleri haince hareket ederken o Song Jiannan önerisini katlanamaz bir şekilde reddetti. Sonra kolunu Song Qingluo’nun eline uzattı.

 

Song Qingluo bilinçsizce ondan kaçındı.

 

Song Zhi onun kolunu yakaladıktan sonra dışarıya doğru yola çıktı.

 

Song Qingluo dişlerini sıkarken tek bir kelime söylemedi. Bir kukla gibi onu takip etti.

 

… …

 

“Hepsini kayıt ettin mi?”

 

Wen Wan son kuzu eti kâsesini bitirdi. Soru sorarken tamamen rahat bir şekilde midesini tokatladı.

 

Yanındaki Bai Yuanxing başını salladı.

 

Bu günlerde durumu gözlemlemek için Wen Wan tarafından bu küçük erişte standına sürükleniyordu. Bai Yuanxing bu günlerde hiç gelişim yapamamış ve sadece Wen Wan’ın söylediği her şeyi dinlemiş ve kaydetmişti. Söylediği şeyler ne kadar anlamsız olursa olsun yazıyordu. En az üç veya dört kitap yazı yazmıştı vardı.

 

Fakat Bai Yuanxing’in bakış açısından bu bilgilerin büyük çoğunluğu faydasız bilgilerdi. Dahası büyük bir kısmı aynı şeylerin – tekrarıydı.

 

O şu anda Wen Wan’ın burada güneşlenmek için bir bahane aradığını ve büyük bir şey planlamadığını düşünmeye başlamıştı.

 

“Subay Wen Wan’la burada aylaklık yapmaya devam etmeli miyim?”

 

“Eğer Markim öğrenirse ve beni cezalandırmaya karar verirse ne yapmalıyım?”

 

Bai Yuanxing ayrılmak istiyordu.

 

Birkaç kez tereddüt ettikten sonunda cesaretini topladı ve Wen Wan’ı gitmesine izin vermesi için ikna etmek istedi.

 

O anda.

 

“En?” Wen Wan aniden şokla bir nefes verdi. Tembel bakışı Gururlu Gökyüzü Merkezinin girişine odaklandı.

 

Bai Yuanxing’in bakışları Wen Wan’ın izledi.

 

Gururlu Gökyüzü Merkezinin girişinde birkaç iyi giyimli genç vardı. Lider olan kişi keskin bir çene ve köstebek dudaklarıyla mümkün olduğunca aşağılık görünen bir kişiydi. O Çin Mersini tarikatının kapıda duran birkaç öğrencisiyle gülüşüyordu. Bir şey tartışıyor gibi görünüyorlardı.

 

“Dugu finans şirketinin insanları.”

 

Bai Yuanxing kökenleri bir bakışta tahmin edebildi.

 

Bu günlerde Wen Wan’ın bitmeyen ve yorulmayan sesi sayesinde Gururlu Gökyüzü Merkezine giren grupların çoğunu ezberlemişti.

 

“Fakat o kız…”

 

Bai Yuanxing’in bakışları odaklanmıştı ve o kızı daha önce hiç görmemişti. O on dört veya on beş yaşlarında görünüyordu fakat efsanelerde ki bir peri gibi son derece güzeldi. Soluk yeşil elbisesinin sıkı formu altında tüm vücudu parlıyormuş gibi görünen şok edici bir güzelliği vardı.

 

Bai Yuanxing Youyan Sınırında bu kadar uzun süre yaşadığından bu kadar güzel bir kızı hiç görmemişti.

 

Biraz daha baktıktan sonra Bai Yuanxing’in yüzü kırmızıya döndü ve o uzaklara baktı.

 

“Sınırın dışından bir kız olmalı. Youyan Sınırı sert bir yer böyle güzel bir kızın burada doğmuş olması imkânsız…” Bai Yuanxing kalbinde düşündü.

 

Wen Wan Bai Yuanxing’i omzuna vurdu.

 

“Soluk yeşil bir elbise giyen kızı görüyor musun?” Wen Wan gülerek ona sordu.

 

Bai Yuanxing kafa karışıklığıyla onayladı.

 

“O güzel mi?”

 

Bai Yuanxing’in yüzü kızardı.

 

“Haha, yüzün kıpkırmızı oldu… Wahahahahah, bu çok komik.” Wen Wan kahkahayı basarken midesini tutarken anlamlı bir şekilde konuştu: “Bai Yuanxing sana güzel bir kıza yaklaşma şansı vereceğim. O kızı çağır. ”

 

“Ne?” Bai Yuanxing ağzını şok olmuş bir şekilde açtı.

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm