IGE Bölüm260: Üç bin feetlik beyaz saç

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm

Bölüm260: Üç bin feetlik beyaz saç

 

Bu kadar hızlı mı?

 

Ye Qingyu afalladı.

 

Böyle kısa bir zaman dilimi içinde 30 pound Köken kristali hazırlanmıştı. Buna ek olarak Youyan Sınırına da bu kadar hızlı teslim edilmişti. Yüz Bitki Salonunun gücü gerçekten göz ardı edilemezdi.

 

Ye Qingyu heyecanlandı.

 

Elindeki Köken kristalleri sayesinde hemen izole eğitime girebilirdi. Dövüş ittifakı toplantısından önce büyük bir atılım yapabilirdi. Bu bir kar fırtınasında kömür almakla aynı şeydi. Ye Qingyu’nun bakış açısıyla ne de olsa Köken kristalinin etkileri Mistik Cennet Hapından çok daha büyüktü.

 

“Shishu, ben bu haberi zaten aileme ilettim. Lin ailesi size on poundluk Köken kristali vermeye razıdır ve bize Hap Formülünü hediye etme borcunuzu ödeyecekler. Ancak on gün sonra gelecek. ” Lin Qingyi’nin yüzü biraz mahcupken şöyle dedi: “Aslen Lin ailesi 20 poundluk Köken kristali daha toplayabilmiş olmalıydı fakat bu kadar kısa bir zaman diliminde bunu yapacak gücümüz yok. Lütfen bizi affedin.”

 

Ye Qingyu Lin Qingyi’ya niyetlerini anlayarak baktı.

 

Lin ailesinin küçük bir aile olmadığı anlaşılıyordu. Onlar on pound Köken kristalini hediye edebiliyorlardı. Muhtemelen hediyelerinin nedeni sadece Hap formülü değildi aynı zamanda [Kar Ülkesi Hap Tanrısı] Dugu Quan ile yeminli kardeş olmasından da kaynaklanıyordu. Lin ailesi Kar İmparatorluğunun önde gelen Hap Ustasına bir adım daha yaklaşmak istemişti bu yüzden böyle bir karar vermişlerdi.

 

“İyi, acelesi yok.” Ye Qingyu başını salladı. “O zaman sonra konuşacağız.”

 

Lin Qingyi çok sevindi.

Açıkçası Ye Qingyu’nun böyle bir hediyenin arkasındaki niyetlerini ayırt edemeyeceğini düşünmezdi. Ye Qingyu’nun Sınırdaki başarısını bilenler bu genç Markiye masum ve bilgisiz bir genç gibi davranmazlardı. Aptal bir insanın onun bugün sahip olduğu statüye sahip olması imkânsızdı.

 

Shishu Ye Lin ailesinin sunduğu zeytin dalını reddetmediğine göre bu Lin ailesine karşı herhangi bir olumsuz duyguya sahip olmadığını gösteriyordu.

 

Konuştukları sırada yarım bir süpürge tutan Anne Wu bir panik içinde onlara doğru koştu. “Efendim dışarıda seni görmek isteyen iki kişi var. Artık onları engelleyemiyorum. Ying’er ve küçük Qi onları engelliyorlar ama neredeyse onları geri tutamayacaklar…”

 

Ye Qingyu gülse mi ağlasa mı bilmiyordu.

 

Fakat Anne Wu’nun yüzünde tamamen çılgın bir bakış vardı.

 

Onun adı dış dünya da iyi biliniyordu. Kim Beyaz At kulesinin ev hanımının elinde süpürgeyle Youyan Sınırının sayısız önemli karakterini süpürmüş olduğunu bilmezdi ki. Orta yaşlı bir âlim ve onun küçük yardımcısının ondan kurtulmanın bu kadar zor olduğunu bilmiyordu. Ayrılmayı reddettiler ve hatta ellerinde ki süpürgeyi kırdılar.

 

Onlar konuşurken dışarıdan bir ses geldi.

 

“Kardeş Ye belki de kapınızı çok sıkı koruyorsunuz.”

 

Ye Qingyu bunu duyduğunda anında dışarıya doğru baktı.

 

O [Resim Azizi] Liu Yuqing orada çaresiz bir ifadeyle dururken ellerini teslimiyette kaldırdığını gördü. Li Qi ve Li Ying bir ağaca asılı iki koala gibi bacaklarını tutuyordu. Yaramaz Li Ying boğazından çıkan küçük bir kaplan yavrusu kükremesiyle Liu Yuqing’in kalçasını ısırıyordu.

 

Küçük yardımcı bilgin Xing’er yan tarafta gülerken midesini kucaklıyordu.

 

Askeri Meclis Köşkünün önemli bir karakteri Youyan Savaş Tanrısının sol ve sağ kolu. Gittiği her yerde insanlar ona doğru saygıyla gülümserdi. Daha önce hiç bu kadar üzücü bir duruma sokulmamıştı. İki çocuk onu gülse mi ağlasa mı bilmez bir duruma sokmuştu.

 

“Küçük Ying, Küçük Qi, hızla aşağı inin.”

 

Ye Qingyu yüzünü örttü.

 

Onu daha önce görmek isteyen her çeşit arkası olan insan olmuştu. Sinek gibi can sıkıcıydılar ve onların her biri bir gülümsemeyle hediyeler getirirdi. Kötü niyeti olmadan gelen insanları kovalamak için sert yöntemler kullanamazdı, Ye Qingyu bu yüzden Anne Wu’ya kökenleri ne olursa olsun herkesi kovmasını emretmişti. Anne Wu daha önce bir iki kez, Ye Qingyu’nun arkadaşlarının olduğunu iddia eden insanların tuzağına düştükten sonra daha da katılaşmıştı.

 

Bugün Liu Yuqing kapıda durmuş ve Ye Qingyu’nun arkadaşı olduğunu söylemişti. Fakat nihayetinde Anne Wu’nun süpürgesiyle karşılaşmıştı.

 

Fakat Ye Qingyu’nun tavrını gören Anne Wu aniden gerçekten korku içinde titreyerek büyük bir hata yaptığını anladı. O hızla oğlunu ve kızını tuttu ve Liu Yuqing’den özür diledi. Az önce çocuklarının davetsiz misafirleri durduramadığı için yüzünü tamamen kaybettiğini hissediyordu ancak şu anda o iki veledi gerçekten dövmek istiyordu.

 

“İyi, iyi, habersiz olanların hiçbir suçu yoktur.”

 

Liu Yuqing de tamamen şaşkın bir durumdaydı. Fakat doğal olarak bu gibi konuları gerçekten umursamıyordu o ellerini havada salladı.

 

Ye Qingyu Liu Yuqing ve Xing’er-e hoş geldiniz dedikten sonra merakla sordu: “Bay Liu siz nadir bir misafirsiniz. Neden bugün buraya geldiniz?”

 

“Hmph, tabii ki önemli bir şey yüzünden seni arıyorduk.” Xing’er küstahça konuştu.

 

Bu küçük arkadaş Sınır Lordunun Konağında Ye Qingyu’nun kendisine hiç bir şey söylemeden ayrıldığı olayı hala hatırlıyordu.

 

Ye Qingyu böyle bir sohbet konusunda bilgisiz numarası yaptı.

 

Mağaza sahibi sahibi Sui doğal olarak son zamanlarda ün kazanan yeni soylu karakter Liu Yuqing’i tanıdı. Lin Qingyi’ye bir işaret verdi ve ikisi veda etti.

 

Ye Qingyu onları engellemedi ve Bai Yuanxing’e misafirleri göndermelerini emretti.

 

Onlar Beyaz At Kulesinden ayrıldıklarında güneş ışığı sokaklarda sıcak bir şekilde parlıyordu.

 

Lin Qingyi, Liu Yuqing’i ve diğer kişiyi tanımıyordu. Beyaz At kulesine geri dönüp. “O orta yaşlı bilgin şu anda …” dedi.

 

Mağaza sahibi Sui sesini şu sözlerle bastırdı: “Şiddetli zamanlarda aniden yükselen bir figür. Söylentilere göre Aşırı güçlü Sınır Lordunun Konağının Askeri Meclis Köşkünün bir numaralı karakteri. İnsanlar ona Resim Azizi diyor ve eşsiz bir zekâya sahip olduğu söyleniyor. Savaş Tanrısı Lu’nun Sınırın işlerine müdahale etmediği bunun yerine her şeyi yönetmesi için Bay Liu’ya bıraktığı söyleniyor. Geçmişi hiç de basit değil. Yanındaki küçük bilgin çok önemlidir. O istediği zaman Sınır Lordunun Konağına girip Savaş Tanrısı Lu’yu görebilir ve onun tarafından çok sevilir. ”

 

Lin Qingyi afalladı.

 

Küçük Shishu Ye’nin gittikçe daha anlaşılmaz hale geldiğini düşünüyordu.

 

Orta yaşlı âlim Bay Liu’nun böyle aşırı bir gücü vardı fakat orta yaşlı bir ev hanımı ve Beyaz At kulesinin önünde iki çocuk tarafından tamamen engellemişti. Bu elbette ki saldırıya uğradıktan sonra misilleme yapmayacak kadar iyi bir mizaca sahip demek değildi. Yani nedeni onların Shishu Ye’ye ait insanlar oldukları içindi.

 

Buna göre Shishu Ye’nin Savaş Tanrısı Lu ile olan ilişkisi basit olmamalıydı değil mi?

 

Genç hap dâhisi Youyan Sınırına gelme kararına sevinerek şakaklarını ovuşturdu.

 

Başlangıçta Mistik Cennet Hapı hakkındaki merakı ve şüphesi nedeniyle gelmişti buna bir tatil gibi davranmıştı. Başkentin çalkantılı ihanetlerini bırakıp buraya rahatlamaya gelmişti. Fakat o böyle bir mucizeyle karşılaşacağını hayal etmemişti. O ve tüm Lin ailesinin kaderi meydana gelen olaylarla yeniden yazılabilirdi.

 

… …

 

Beyaz At Kulesi.

 

Misafirler oturdu.

 

Anne Wu özür diler gibi hızlıca çay getirdi.

 

“Kardeş Ye ben Li Qiushui’den Dövüş toplantısına davet aldığını duydum.” Liu Yuqing çayı yudumladıktan sonra konuşmayı bu noktaya yönlendirdi.

 

Ye Qingyu başını salladı. “Aldım.”

 

“Öyleyse gidecek misin gitmeyecek misin?”

 

Ye Qingyu yüksek sesle güldü. “Tabii ki gideceğim bu sözde dövüş dâhileri ile tanışmam için bir fırsat.”

 

Liu Yuqing’in yüzünde zaten bu sonucu biliyormuş gibi bir ifade vardı. “Fakat şehirdeki eylemlerin zaten seni tarikatlara karşı bir konuma yerleştirmiş durumda. Bildiğime göre senden memnun olmayan pek çok tarikat uzmanı var. Eğer sen gidersen kesinlikle çalkantılı olaylar olacak.”

 

Ye Qingyu hafif bir gülümseme attı. “Güzel. Eğer durum sizin söylediğiniz gibiyse o zaman gitmeyeceğim.”

 

Liu Yuqing neredeyse ağzındaki çayı püskürtüyordu.

 

Bu beklentilerindeki gibi değildi.

 

“Hmph, korkak.” Yan taraftaki Xing’er gururla homurdandı.

 

Ye Qingyu küçük bilgin çocuğa bir bakış attı.

 

“Bu Marki Ye’nin mizacına pek benzemiyor.” Liu Yuqing çay bardağını yere koyduğunda bir gülümsemeyle konuştu.

 

“Bay Liu sözlerin gizli bir anlam taşıyor. Neden açıkça konuşmuyorsun.” Ye Qingyu yaramaz bir şekilde sırıttı.

 

Liu Yuqing başlangıçta biraz daha gizemli olmak istemişti fakat Ye Qingyu’nun oyununu oynamaya istekli olmayan ifadesini gördüğünde gülümseyerek konuştu: “Seni görmek için arayan ben değildim. Seni görmek isteyen Xing’er-di.  Xing’er-in konuşmasına izin vereyim mi? ”

 

Eh?

 

Ye Qingyu böyle olacağını düşünmemişti o Xing’er-e bakmak için kafasını çevirdi.

 

Xing’er-in gözlerinde fark etmesi zor bir mahcubiyet parlıyordu. Fakat bir an sonra yine normal gibi göründü. Göğsünü şişirdi ve dedi ki: “Aslen sana yardım etmek istedim fakat o gün beni görmezden geldin…”

 

Kesinlikle açıklamakta zorlanıyordu.

 

İki konunun sırası tamamen tersine döndü.

 

Ye Qingyu kalbinden ona küfretti.

 

“Özür dilerim, o gün gerçekten acelem vardı…” Ye Qingyu çok içtenlikle özür diledi.

 

Xing’er, başını salladığında yüreği gururla doluydu: “Güzel bu küçük olayı affedeceğim…” Bunu söylediğinde beyaz yeşimden yapılmış yaldızlı bir kutu çıkardı. Dikkatle şöyle dedi: “Ben bu eşyayı bir süreliğine ödünç vereceğim. O elinde olursa Üç Tarikat ve Üç Okuldan hiç kimse sana zarar vermeyecek. Fakat sen kesinlikle gerekli olmadıkça onu kullanmamalı ve onunla işini bitirdikten sonra bana geri vermelisin. ”

 

“Bu ne?”

 

Ye Qingyu, Xing’er-in bu eşyayı çok dikkatli bir şekilde tuttuğunu ve buna çok önem verdiğini gördü. Bu anında merakını körükledi: “Bu…”

 

Yeşim kutu açıldı.

 

İçeride hiçbir şey yoktu.

 

Ye Qingyu Xing’er-e bakmak için başını kaldırdı; Beni mi dolandırıyorsun?

 

Xing’er ona küçümseyici bir bakış attı.

 

Ye Qingyu yeniden bakmak için başını indirdi… Bekle, buda ne böyle?

 

Yeşim kutunun dibinde yarım metreden daha kısa bir dizi gümüş iplik vardı. Dipte sessizce yatıyorlardı. Xing’er-in bahsettiği eşya bu muydu?

 

Ye Qingyu daha yakından inceledi.

 

Bu sadece gümüş bir saç teliydi.

 

O ifadesi aniden değiştiğinde bir şey söylemek üzereydi. Bu saç tellerinde garip bir aura hissetti.

 

Xing’er gülümsedi. Elinin bir hareketiyle bu gümüş saç teli kutudan uçtu ve ellerine indi. Rüzgârla uzadı ve uzadı, göz açıp kapayıncaya kadar sonsuz bir ipekmiş gibi bilinmeyen bir boyuta ulaştı. Yuvarlaklaşarak sanki avucunu kaplayan gümüş renkli bir bariyer varmış gibi Xing’er-in elini çevreledi.

 

Xing’er-in avucunda son derece kendini bastıran garip bir aura var gibi görünüyordu.

 

Fakat Ye Qingyu yine de ipliğin içindeki korkunç patlayıcı gücü hissedebiliyordu.

 

O anda Xing’er-in avuç içi zaten bir tanrının sağ eline dönüşmüş ve herkes hakkında hüküm verebilecekmiş gibi hissediyordu.

 

“Hehe. [Üç Bin Feetlik Beyaz Saç] en üst düzey bir Dao Eşyası. Eğer Acı Deniz aşamasının zirvesindeki bir uzman bile onunla vurulursa kesinlikle ölür.”

 

Xing’er elini havaya kaldırdı ve bu gümüş iplikle hava attı. Bu sözleri gurur ve güvenle söyledi.

 

Ye Qingyu başını sallarken ağzı genişçe açılmıştı.

 

“Ah… Xing’er sen dövüş sanatlarını biliyorsun ve gücün çok yüksek.” Ye Qingyu şaşkınlıkla konuştu.

 

 

 

 

 

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm