IGE Bölüm221: Kanı kuvvetlice rafine etmek

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm

Bölüm221: Kanı kuvvetlice rafine etmek

 

Ye Qingyu bu garip kanın içinde bir kez daha ‘savaşan’ farklı enerji türleri olduğunu anlamıştı.

 

Bu zaman süresinde bu kandamlası her gün etkinleşiyordu. İçindeki garip beyaz güç, karanlığın alevi ve bir başka büyük güç aralarında sürekli savaşıyorlardı. Hepsi diğer ikisini yutmak istiyordu. Ne zaman savaşsalar, Ye Qingyu’nun avucuna büyük tahribata neden oluyorlardı.

 

Ye Qingyu bu güçleri bastıran ilahi [Yüce Buz Alevi] olmasaydı bu üç korkunç güç tarafından tamamen yok edilmiş olurdu.

 

Ye Qingyu [Yüce Buz Alevine] dayanarak bu üç kuvvetini sürekli olarak öğüttü ve bedeninin dışına çıkarmak istedi.

 

Bu günlerde ki yoğun çabalardan sonra kandamlasında bulunan üç güç sürekli olarak zayıfladı. İlk zamanlarla kıyaslandığında şimdi biraz daha zayıftı.

 

Ye Qingyu aynı zamanda [Yüce Buz Alevini] kavrayışını derinleştirdi.

 

Şu anda [Yüce Buz Alevinin] kontrol etmeye zaten aşina olmuştu.

 

Kalbinin iradesiyle avucunun üzerinde gümüş renkli bir ateş kıvılcımı ortaya çıktı ve bu kanın etrafını sararak onu yaktı.

 

Ye Qingyu derin düşüncelerle meditatif bir pozisyonda oturdu.

 

“Bu günlerde kandamlası gittikçe daha sık etkinleşiyor. Ve her zaman savaşı körükleyen bu muazzam geniş enerji…” Ye Qingyu bu günlerde bazı şablonları fark etmeye başlamıştı.

 

Bu devasa güç bu kandamlasının asıl gücü olmalı.

 

Ve hem karanlığın alevleri hem de garip beyaz güç harici güçler.

 

Ye Qingyu şe an zaten bir şeyleri tahmin etmeyi başarmıştı.

 

O gün ki savaşta böyle bir güce sahip pek çok insan yoktu. Biraz düşündükten sonra bu kandamlasının sahibinin kim olduğunu aşağı yukarı doğrulayabilirdi.

 

Eğer Ye Qingyu’nun tahmininin yanlış değilse bu kandamlası [Youyan Sınırı Savaş Tanrısı] Lu Zhaoge’den gelmiş olmalıydı.

 

Sadece Lu Zhaoge’nin kanının içinde bu kadar büyük ve güçlü bir dövüş enerjisi olabilirdi.

 

O gün Yan Buhui ve Song Xiaojun’un tuzağına düşmüştü. İlk önce Yan Buhui’nin beyaz kemik hançeri tarafından yaralanmışken daha sonra Song Xiaojun’un karanlığın alevleri tarafından yakılmıştı. Onun vücudu muhtemelen kemik hançerin ve karanlığın alevlerinin gücünü içinde tutmuştu. Tam olarak üç tür güç vardı.

 

Duruma bağlı bilgilere bakıldığında onun tahminlerini tam olarak onaylanabilir gibi görünüyordu.

 

Her ne kadar bu kandamlası Lu Zhaoge’nin bedeninden ayrılmış olsa da hala dövüş gelişimini ve gücünü içeriyordu. Bu nedenle Lu Zhaoge’nin vücuduyla bir bağlantısı olmalıydı. Bu kandamlasının bu günlerde giderek daha sık ve keskin bir şekilde etkinleşmesinin nedeni Lu Zhaoge’nin gücünü kendi bedenindeki harici enerjileri silmek için kullanmaya çalışmasındandı.

 

Fakat Ye Qingyu’nun bu kandamlasını incelediğinde Lu Zhaoge’nin iyileşme sürecinin o kadar iyi gitmediğini düşünüyordu.

 

“Lu Zhaoge yaralarını iyileştirmek için acele ediyor çünkü [Youyan Ordusunun] Bahar zaman saldırısı gerilmiş bir ok gibi. O bırakılmalı. Yavaş yavaş saldırı zamanı yaklaşıyor. O zamana kadar iyileşmezse [Youyan Ordusunun] planı yarı yarıya parçalanacaktır. Bahar zamanı saldırısı istenilen etkiyi yaratmayacaktır… ”

 

Ye Qingyu pencereden dışarıya baktı.

 

Sınırı Lordunun konağının yönü karanlıkla çepeçevre örtülmüştü.

 

Lu Zhaoge o savaştan sonra bir daha hiç görünmemişti.

 

Ordu söylentileri kasten bastırmıştı fakat Lu Zhaoge’nin yaralandığıyla ilgili her türlü söylenti yayılmaya başlamıştı.

 

Eğer bu devam ederse [Youyan Ordusunun] askerlerinin morali ağır bir darbe alacaktı.

 

Lu Zhaoge bu yıllarda [Youyan Ordusu] tarafından tapılan bir tanrıydı. Onun sözleri kanun gibiydi. Şöyle ki o gerçekten tanrı benzeri bir durumdaydı ve [Youyan ordusu] böyle bir birlik ve verimlilikle çelik bir levha gibi işlevlerini yerine getiriyordu. Bu onun karizması ve saygınlığının gücüydü. Fakat başka bir perspektiften bu iki uçlu bir kılıçtı.

 

Önceki Lu Zhaoge yenilmeze yakın bir güce sahipti. Bu nedenle bu iki uçlu kılıç kendisine değil sadece rakiplere zarar veriyordu.

 

Fakat bu sefer Lu Zhaoge beklenmedik bir şekilde yaralanmıştı. Ve iki uçlu kılıcın diğer tarafı sonunda kendini göstermişti.

 

En ufak bir abartı olmadan, sadece Lu Zhaoge düşerse [Youyan Ordusunun] gücü en az yarıya düşerdi.

 

Ay ışığı benzeri su pencerenin dışında parladı.

 

Ye Qingyu dua hasırının üstünde oturuyordu. Ay ışığı vücudunda parlarken sanki bir beyaz kumaş tabakasıyla kaplanmış gibi görünüyordu.

 

Tüm dikkatini odaklayarak yuan qi’sini etkinleştirmeye başladı ve [Yüce Buz Alevini] etkinleştirerek bir kez daha kandamlası içinde bulunan garip güçleri yakmak için [Yüce Buz Alevini] kuvvetlice kullanmaya başladı. Ye Qingyu bir denem yapmak istedi. Bu kandamlasındaki tuhaf güçleri yok edebilirse belki de Lu Zhaoge’nin yaralanmalarından kurtulmasına yardımcı olacak bir yöntem bulurdu—en azından ne yapacağı konusunda ikinci bir görüşte bulunabilirdi.

 

Lu Zhaoge İmparatorluğun Kuzey Sınırlarını koruyan ve destekleyen Savaş Tanrısıydı.

 

Eğer o gerçekten düşerse Kar Alanı Şeytan Sarayının [Güneye Meyilli Lejyonu] nesiller boyu yapmak istediklerini gerçekten yapabilirdi. Kar İmparatorluğunun topraklarında hak iddia ederek meskenlerinden ayrılırlar ve güneye yönelirlerdi. O zaman sayısız vatandaş Asuranın cehennemine düşerdi.

 

Zaman an be an geçti.

 

Gümüş [Yüce Buz Alevi] Ye Qingyu’nun avucunda çılgın bir şekilde zıplamaya başladı.

 

Rengi bile değişmeye başlamıştı. Soluk bir gümüşken sanki bir cıva topuymuş gibi yoğun bir parlaklık yaymaya başlamıştı, göz kamaştırıcı bir görkem salıyordu. O avucunu tamamen çevreledi.

 

Ve bu garip kandamlası [Yüce Buz alevinin] gücüyle tedirginleşti. O Ye Qingyu’nun avucundan yükselen üç renkli bir ışık topuna dönüşerek dönmeye başladı.

 

Bu kandamlasının vücudundan atıldığı anlamına gelmiyordu.

 

Daha önce bu görüntü ortaya çıktığında, Ye Qingyu da başarılı olduğunu düşünmüştü. Fakat [Yüce Buz Alevi] söndüğü anda bu kandamlası bir kez daha, Ye Qingyu’nun hiçbir şekilde engelleme yöntemi olmadan avucuna girmişti.

 

Ye Qingyu dişlerini sıktı ve [Yüce Buz Alevinin] tamamını sol avucunun merkezine yoğunlaştırdı.

 

Cıva gibi bir parlaklık ve sayısız beyaz ışık ışını çılgın dokunaçlar gibiydi. Son derece şeytanilik ve çılgınlık hissi veriyordu.

 

Bu beyaz ışıklar köşeye sıkıştırılmış uğursuz bir ejderha gibi çok fazlaydı ve kümelenmişti. Onlar çevresine yayılmıştı sanki bir şeyleri ele geçirmek istiyormuş gibi ya da bir şeyi yok etmek istiyormuş gibiydi. Sanki her ışık ipliğinin bir hayatı vardı ve uğursuzluk, zehirlilik, çürümüşlük, bozunmuş gibi iğrenç bir aura ve koku yayıyordu. Bir bakış atmak umutsuzluk hissetmeye yeterliydi… “Bu, beyaz renkli güç olmalı. Son derece şeytani.”

 

Ye Qingyu gözleriyle baktı ve bu beyaz ışık ipliklerini yakmak için [Yüce Buz Alevini] etkinleştirdi.

 

Beyaz ışık iplikleri sürekli yanmaya başladı fakat daha fazla beyaz iplik kandamlasından ayrılıyordu. Asla bitmeyecekmiş gibiydi…

 

[Yüce Buz Alevini] etkinleştirdi ve bir sürü içsel yuan harcadı.

 

Ye Qingyu her seferinde bütün içsel yuanını tamamen harcadığı bir duruma düşer ve daha ileri gitmekten vaz geçmesine engel olmazdı.

 

Fakat Ye Qingyu bu kez tüm çabalarını kullandı.

 

Dantian’ındaki Ruh Pınarının içine daldırdığı [Bulut Zirvesi Kazanından] bir yeşim şişe çıkardı. Onun açtı ve bir yudum aldığında ağzının içine bir damla mavi sıvı düştü. O boğazına girdiği an bedenine giren büyük bir yuan qi’ye dönüştü. Ye Qingyu’nun bedeninde harcanan içsel yuanı hızlıca yeniledi.

 

Bu [Yuan Qi Devinin] kanıydı.

 

Bu, Ye Qingyu’nun Beyaz Geyik Akademisindeyken [Sınır Vadisi Savaş Alanında] elde ettiği hazinelerden biriydi.

 

[Yuan Qi Devi] [Sınır Vadisi Savaş Alanında] yuan qi’nin toplanmasıyla oluşmuş bir yaşam formuydu. Onun kanı dünyanın en saf sıvı yuan qi’si biçimindeydi. Bir damla içtiğinde onu en saf içsel yuan ile sürekli yenileyebilirdi. Ye Qingyu şu an yirmi beş Ruh Pınarı gelişim seviyesindeydi. Onun yuan qi’den yoksun bedenini yuan qi’si yenilenmiş hale getirmesi için sadece bir damlaya ihtiyacı vardı.

 

Yuan qi tekrar, Ye Qingyu’nun bedeninde dalgalandı ve aktı.

 

Ye Qingyu dişlerini sıktı ve tekrar gümüş ışık ipliklerini söndürmek için [Yüce Buz Alevini] etkinleştirdi.

 

Gizemli kandamlasının içinde üç korkunç güç vardı.

 

Bu üç tür enerji birlikte var olmaya imkân tanımayarak diğerleriyle savaşıyor ve diğerlerini tüketmeye çalışıyordu.

 

Ye Qingyu bu kez sadece garip beyaz güce odaklanırken diğer iki güç türünü kısıtlama fikrinden vazgeçti. [Yüce Buz Alevi] tamamen etkinleşti hatta o kadar ki Ye Qingyu bile kemiklerine sızan bir soğukluk hissediyordu. Fakat dişlerini sıktı ve acı içinde dayandı.

 

İçsel yuanı çılgınca tüketiliyordu.

 

Yalnızca on beş dakika içinde içsel yuanı neredeyse bir kez daha tükenmişti.

 

Ye Qingyu en ufak şekilde tereddüt etmedi ve [Yuan Qi Devinin] kanının bir başka damlasını içti.

 

İçsel yuanı bir kez daha yenilendi.

 

Bu böyle devam etti.

 

Döngü üzerine döngü.

 

Zaman an be an geçti.

 

[Yüce Buz Alevi] sürekli beyaz iplikleri söndürürken sürekli olarak yeni beyaz iplikler oluştu.

 

Bu çok uzun ve çetin bir savaştı.

 

Yeşim şişenin içinde [Yuan Qi Devinin] çok az kanı kalmıştı.

 

Ye Qingyu da sınırlarına ulaşmak üzereydi. Aşırı yorgunluk hissederken bir baygınlık durumu hissediyordu. Şakakları ağrıyor ve ruhu kırılma belirtileri gösteriyordu. O sürekli olarak içsel yuanını etkin hale getirmek için konsantrasyonunun büyük bir kısmını tüketmişti. Onun meridyenleri ve vücudunun etrafındaki basınç noktaları da biraz şişmişti ve acı veriyordu. Bu uzun süreli içsel yuan gücünün dalgalanma sürecinin etkileri çok belirgindi.

 

Ye Qingyu yeşim şişenin içindeki son mavi kandamlasını içtikten sonra son bir girişimde bulundu.

 

Bu anda birdenbire beklenmedik bir değişim meydana geldi.

 

Kandamlasından gelen beyaz renkli ışık aniden kayboldu.

 

Bu anda kalabalık beyaz iplikler sonsuz bir şekilde ortadan kayboldu. Beyaz bir renk noktası kandamlaları tarafından dışarı zorlanırken tuhaf bir parlaklık ile titreşti. Ve tüm bu çaresizlik, çürümüşlük ve bozulmuşluk gibi olumsuz duygular aurasıyla birlikte tamamen ortadan kaybolmuştu. Beyaz renkli ışık rüya gibi bir saflık ve parlaklık ile titreşiyordu.

 

“En? Ne oluyor böyle?”

 

Bu Ye Qingyu’nun beklentilerinin tamamen dışında bir değişiklikti.

 

Kandamlası üç renkten ikiye dönmüştü.

 

Beyaz çoktan ortadan kaybolmuştu.

 

Fakat dışarıya zorlanılan beyaz ışık topu da neydi?

 

Eğer garip beyaz renkli güç tamamen bastırılmışsa neden tamamen ortadan kaybolmamıştı? Neden aurası ve parlaklığı öncekinden tamamen farklıydı?

 

Bu beyaz renkli ışığın aurası saf ve kutsaldı, sanki sahipsiz saf bir enerjiydi.

 

Fakat Ye Qingyu onu özümsemeye cesaret edemiyordu.

 

Çünkü beyaz renkli güç önceden çok şiddetli ve kurnaz olduğunu kanıtlamıştı.

 

Ye Qingyu biraz düşününce en sonunda [Yüce Buz Alevini] kullanarak bu ışık topunu sarmaya karar verdi.

 

Bu sefer en ufak bir direnç parçasıyla karşılaşmadı. Bu ışık topu tamamen [Yüce Buz Alevinin] içine daldı.

 

Boom!

 

Ye Qingyu’nun sol avucunda gümüş bir alev kabarmaya başlamıştı.

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm