IGE Bölüm212: Biz tekrar karşılaştık

22 Eylül 2018
0
Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm

Bölüm212: Biz tekrar karşılaştık

 

Ye Qingyu Jin Ling’er ve annesinin sayısız teşekkürlerinin ortasında kalktı ve Yüz Bitki Salonundan ayrılmadan önce güle güle dedi.

 

Bu kadın bitki ustası anlaşmalarına göre oğlunu sonraki gün Beyaz At Kulesine gönderecekti. Her şey buna göre düzenlenmişti. Ye Qingyu asker alma gücüne zaten sahipti ve dört yaşında olan Jin Ling’er, bu kahraman Markinin aldığı ilk asker olarak sayılabilirdi.

 

Ye Qingyu’nun Jin Ling’er-i askere alması anlık bir dürtü değildi.

 

Ye Qingyu Jin Ling’er-in geçmişini kolayca kendi tarihiyle ilişkilendirmişti. O birinin kendi babasını kaybetme hissine sempati duyuyordu ve Ye Qingyu’nun kalbini, Jin Ling’er-in felaketle karşı karşıya kalsa bile annesini koruma eylemi etkilemişti. Dahası bu küçük çocuk etrafında bir yuan qi dalgasına sahipti; Ye Qingyu’nun bu küçük çocuğun gelecekte kesinlikle başarıya ulaşacağına dair bir önsezisi vardı.

 

Doğuştan zayıf bünyesine gelince şeytan kanı almanın dışında, bunu çözmenin başka yöntemleri de vardı; bu bir problem değildi.

 

Ye Qingyu Yüz Bitki Salonundan çıktıktan sonra birçok başka mağazaya da gitti.

 

Hap rafine etmeye yönelik malzemelerin dışında başka araçlara ve minerallere de ihtiyaç duyuyordu. Ancak bunlar daha yaygındı, hap formülü için gerekli şeyler değildi fakat hapı rafine etme sürecinde gerekli şeylerdi. Yine de bulması zordu ve Ye Qingyu bu eşyaların hepsini almadan önce yaklaşık iki saat harcadı.

 

Öğle vakti geldi.

 

Ye Qingyu biraz düşündükten sonra Anne Wu’ya sorun çıkarmamak için dönmeden önce yemek yemeye karar verdi.

 

Geri dönüş yolunda çok sayıda insanın girip çıktığı çok meşgul bir restoran vardı. Ye Qingyu bu hareketli atmosferi görünce anında hoşnut oldu ve girdi. Ye Qingyu halktan geldiği için bu tür yerleri çok seviyordu. Tutku ve hareketlilik, görgü kuralları ve benzeri şeylerin hiçbiri yoktu. Birisi sivillerin gerçek yaşam tarzlarını tecrübe edebilirdi.

 

Kar İmparatorluğu kurulduğundan beri yaklaşık yüz yıldır istikrarlı bir sınırı ve kuralları vardı. Bu ekonominin daha müreffeh olmasına neden olurken insanlar yediklerine daha fazla dikkat ediyorlardı. Bazı insanlar İmparatorluğun sınırları içindeki yemeklerin bir zamanlar her bir stile özel niteliklerle on farklı çeşitte ayrıldığını tahmin ediyordu. Fakat böyle bir yol kenarı restoranında yediklerinin ücretlerine dikkat etmelerine gerek yoktu. En popüler aşçılık et ve alkoldü.

 

Ye Qingyu fırınlanmış kuzu ve çavdar alkolü sipariş ederek pencerenin yanına oturdu.

*Çavdar alkolü herhalde bira gibi bir şey oluyor.

 

Kontrolsüz ve kaba alkol oyunlarının sesleri geliyordu ve burunlara keskin güçlü bir alkol kokusu sızıyordu; kontrolsüz ve karmaşık bir atmosfer vardı. Figürü bir kova gibi görünen kadın restoran sahibesi müşterilerini bağırarak selamlıyor ve kalabalık masaların arasında dolaşırken kirli kıyafetli bir garson siyah tahta bir tepsiyle masaları donatıyordu.

 

Ye Qingyu böyle bir ortamdan benzersiz bir şekilde hoşnuttu.

 

Bunlar çocukluğunun tanıdık sahneleriydi.

 

Bu kaba yüzler gerçekte insanların en ilkel ve en gerçek yüzleriydi.

 

Kadong!

 

Ye Qingyu’nun önüne bir alkol sürahisi ve küçük bir tabak ağırca pat diye düştü. Garson ‘kendin için zevk al’ demeyi bile bitirmeden önce figürü çoktan dönmüş ve siyah tahta tepsiyi başka bir müşterinin masasına yerleştirmişti.

 

Ye Qingyu biraz gülümsedi.

 

Aniden en umutsuz yıllarında açlığa bile katlanamadığı zamanlarda Geyik Şehrinin yoksul bölgelerindeki küçük restoranların önünde durduğunu hatırladı. Uzun boylu ve kontrolsüz yetişkinler bir takırtıyla gümüşleri masanın üzerine çarpar ve garsondan en iyi alkolü ve eti getirmeleri için bağırırlardı…

 

O zamanlar salyasını akıtarak böyle restoranlarda istediği şeyleri sipariş ederek oturabileceği gün için özlem duyuyordu. Tüm gün boyunca iyi alkol içip iyi etleri tamamen yiyip bitirmek istiyordu…

 

Bu hayatında olabilecek en güzel şeydi.

 

O zaman şu anda kendisi zaten çok şanslı mı sayılırdı?

 

Ye Qingyu kavrulmuş kuzu bacağını iki eliyle tutarken diğer tüm düşüncelerini çabucak unuttu ve büyük lokmalarla yemeye başladı. Doğrudan kaba toprak testiyi tuttu ve güçlü alkollü bir ağız dolusu yudumladı…

 

Ye Qingyu böyle bir restoranda, böyle bir ortamda, kendisini istediği her şeyi yapabileceği gibi bir durumda bulmuştu.

 

Ye Qingyu sadece güçlü alkolden üç testi bitirdikten sonra biraz çakırkeyif hissetti.

 

Bu gence şaşkınlıkla bakan bazı insanlar vardı. Ye Qingyu’nun alkole tahammülü diğer insanlarla karşılaştırıldığında çok daha fazlaydı.

 

“Belki de daha önce kalbimde çok iyi hissetmiyordum çünkü dikkat ettiğim çok fazla şey vardı. Bu yüzden her zaman rahatsız edici bir şeyler mi hissediyordum?” Ye Qingyu pencerenin kenarında yaslanırken aniden derin düşüncelere daldı.

 

Bugünlerde Youyan Sınırında meydana gelen konuları tekrar düşünürsek en ufak şeylerden bile korktuğu zamanlar olmuştu. Tedarik bölümüne karşı geldiği zamanlar ve tarikatın insanlarıyla uğraştığı zamanlar gibi. Onları tokatlamak ve uyarmak onları gerçekten değiştirebilir miydi? Gerçekten her şeyi değiştirebilir miydi?

 

Bu mümkün değilmiş gibi görünüyordu.

 

Bu dünyada güçlüler zayıfların üzerine giderken sadece kılıç ve mızraklar onların iki kez düşünmesini sağlardı.

 

Kılıç Devriye subayı olarak öldürme ve rapor etme gücü vardı. Ordu disiplinini bozan veya yıkıcı eylemler yapan insanları istediği gibi öldürebilirdi. O karşılaştırıldığında mümkün olan en yumuşak yöntemleri kullanmıştı. O savaştan kaçmak istiyor olabilir miydi?

 

Fakat öldürmezse diğerlerini gerçekten korkutabilir miydi?

 

Bu sefer Qi Yong ve diğerlerini sözlerini yayması için hayatta bırakmıştı böylece diğer Jianghu insanları da sınırlarını öğrenecekti. Fakat o zaman kaç kişi kendini kısıtlayacaktı?

 

Ya o zaman Cennetlerin ne kadar yüksek veya yeryüzünün ne kadar derin olduğunu bilmeyen Jianghu insanları yine istedikleri gibi davranmaya devam ederlerse?

 

Ye Qingyu masaya yaslanırken ciddi bir şekilde düşündü. Şimdi ne yapması gerektiğini biliyordu.

 

Eğer eylemleri doğruysa hiç bir şeyden korkmasına gerek yoktu.

 

Ye Qingyu’nun dövüş kalbi Asura Ölüm Kalbi idi. Beyaz Geyik Akademisinin sınavı sırasında bunu açık bir şekilde göstermişti. Bu önemli noktayı düşündüğünde onun düşünceleri dövüş kalbiyle birdenbire aynı hizaya geldi ve aniden tüm vücudunun kıyas götürmez bir şekilde rahatladığını hissetti. Vücudundaki yuan qi sanki sonu yokmuşçasına herhangi bir kusur olmadan akıyor ve kabarıyordu. Onu etkinleştirdiğinde niyetleri doğrultusunda daha da fazla akıyordu.

 

Bu sözde aydınlanma olabilir miydi?

Ye Qingyu yuan qi’sinin bedeninde ve kanında akışını hissettiğinde çok şaşırmıştı.

 

Bu beklenmedik bir sonuçtu.

 

O yüksek sesle gülmeden edemedi.

 

Diğer masada kaba dokuma ayakkabılar ve giysiler giyen kaba erkekler vardı. Şu anda içiyorlardı fakat onlardan biri bu sahneyi gördüğünde, Ye Qingyu’yu onlarla birlikte içmeye davet etmek için büyük bir alkol testisi götürdü. Ye Qingyu hiç tereddüt etmeden keskin bir şekilde kabul etti. Gidip ayağını sandalyenin üstüne koyup kollarını çemredi ve bu erkek grubuyla alkol oyunları oynamaya başladı. Gürültü ve koşuşturma kaynayan yağ gibiydi ve bu küçük restoranda ki atmosferin son derece canlı olmasına neden oluyordu.

 

Dışarıdan geçen insanlar böyle bir atmosfer tarafından cezbedilip kafalarını bakmak için çevirmelerine engel olamadılar.

 

Ve o anda küçük restoranın girişinde iki zarif küçük figür ortaya çıktı ve içeriye baktıktan sonra bir sandalye bulmak için girdiler. Otururken sipariş vermek için garsonu çağırdılar…

 

İkisi de genç kızdı.

 

Usta ve hizmetkâr gibi görünüyorlardı.

 

Usta yaklaşık on dört veya on beş yaşındayken nefis bir figürü vardı. Uzun, loş kırmızı bir elbise giymişken saçları bulutlar gibiydi. Yüzünde altın ipliklerden yapılmış son derece asil görünen girift bir maske vardı. Açıktaki küçük eli ve cildi beyaz koyun yağı gibi kıyaslanamayacak derecede beyazdı. Sanki ondan yayılan gizemli bir hisle garip gümüş bir ışıltı yayılıyormuş gibiydi.

 

Ayrıca hizmetçi de on iki ila on üç yaşlarında bir kızdı. İki küçük atkuyruğuyla ağzı ve burnu küçük ve hassasken büyük gözleri vardı. Görünüşü son derece girift görünüyordu ve yüzünde bir sinirlilik vardı. Parlaklık yayan son derece sevimli figürü minyatür bir yetişkin gibi görünüyordu.

 

Bu iki kızın girişi anında sayısız bakışı üzerlerine çekti.

 

Her ikisinin de kıyafetleri son derece güzel ve zarifti tek bakışta asil bir aileden gelen genç bir hanımefendi ve hizmetkârı yürüyüşe çıkmış gibi görünüyordu. Normalde onların böyle karmaşık küçük bir restoranda görünmemeleri gerekirdi fakat ikisi buna muhalif görünüyordu. Sanki her şey son derece normal ve kendileri için bilinen bir şey gibi hiç şaşırmamışlar gibi görünüyorlardı.

 

“Heh, bu iki kız gerçekten çok sevimli.”

“Gerçekten bembeyazlar, soylu ailelerin genç hanımları mı?”

“Ne tür bir soylu kadın böyle bir yere gelir ki?”

“Belki de gizlice eğlenmeye gelmişlerdir. Heh, Heh, o efsanevi masallarda ki sinsi hanımefendiler yok mu, fakir bir çocuğa âşık olup nihayetinde onunla birlikte evden kaçanlar? Haha…”

“Sen çok fazla içmişsin. Eğer yeterince taşaklıysan git ve onları dene, onlar seninle konuşacak mı bakalım… ”

 

Etraftaki her yerde bir dizi fısıltılar konuşuldu. Restorandaki herkes aniden ortaya çıkan periler gibi olan bu iki kıza karşı son derece meraklanmıştı.

 

Böyle bir ortamda çevrelerindeki insanların ve alkolün yüreklendirmesi birçok insanın kolaylıkla cesurca şeyler yapmasına neden olmuştu. Bir süre sonra gerçekten bir gülümsemeyle konuşmaya giden birileri çıkmıştı. Fakat bu adam nedenini bilmese de altın iplikli maske giyen genç kıza baktıktan sonra anında yenildi. O buz gibi ve sakin bir çift göze bakmaya cesaret edememişti. “Kız kardeşim neden böyle bir yere geldik? Pis kokuyor…” Atkuyruğu olan küçük kız burnunu kıstırmıştı. Besbelli alkol, vücut ve ter kokusuyla dolu olan oda onu çok rahatsız etmişti.

 

Altın maske takan genç kız hiçbir şey söylemedi. Toprak testinin içindeki güçlü alkolü küçük bardağına döktü ve yuttu.

 

Yüzündeki ifade buz gibi ve her zamanki gibi sakindi. Maskenin altında ki gözleri sanki birini arıyormuş gibi çevresini değerlendirirken hafif bir şaşkınlık izi gösterdi.

 

Bu maskeli genç kızın kupa üzerine kupa sert alkolü yuttuğunu gören çevredeki insanlar tamamen afallamıştı.

Onlar minyon ve zarif bir kızın asla böyle içeceğini hayal edemezlerdi.

 

Restoranın atmosferi anında biraz şaşkın hale geldi.

 

Bu garip atmosfer sadece beyaz elbisesinin kol yenlerinin üzerinde yağ ve alkol lekeleri olan bir gencin bu iki kızdan izin almadan maskeli kızın karşısında gülerek oturduğunda bozuldu. Birbirlerini tanıyor gibiydiler. Kendisine bir kupa sert alkolden döktü ve kadehini karşısındaki maskeli genç kıza kaldırdı.

 

Herkes beyaz cüppeli gencin geri dönmesini bekliyordu.

 

“Sen mi?” Atkuyruklu küçük kızın bakışları yüzünde ki şaşkınlıkla beyaz cüppeli gencin yüzüne düştü. Onun yüzünde anında bir tedbir izi ortaya çıktı. “Seni piç, neden buradasın?”

 

Karşısında.

 

Ye Qingyu biraz gülümsedi. “Benim için buraya gelmek çok normal. Sadece sen küçük arkadaş, gerçekten şehrin içinde kalmaya cesaret ediyorsun. Beni gerçekten şaşırttın.”

 

Onun bakışları bunu söylediği gibi zaten maskeli kızın yüzüne sabırsızlıkla inmişti. Biraz duygusal olarak etkilenirken, biraz şaşkındı, biraz endişeli ve biraz heyecanlıydı. Karmaşık duyguları sürekli birbiriyle çatıştı. Bir süre geçtikten sonra sakince. “Biz tekrar karşılaştık. Burada ortaya çıkacağını hayal bile etmemiştim.” dedi.

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm
0
Lightning Novel
error: Kopyalamak yasak kardeş !!
%d blogcu bunu beğendi: