IGE Bölüm211: Beyaz At Kulesinin kendine kattığı ilk kişi

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm

Bölüm211: Beyaz At Kulesinin kendine kattığı ilk kişi

 

O Menekşe Yedi Yıldız tarikatının öğrencilerine işaret ederek ciddi bir şekilde konuştu “Bugün sizleri öldürmeyeceğim, hayatlarınızı bırakacağım. Geri dönün ve ben, Ye Qingyu’nun kelimelerini yayın. İlk olarak bugünden itibaren, tarikatlarınızın ne olduğu önemli değil, kim olduğunuz önemli değil, siz Jianghu insanlarından oluşan grup biraz daha dürüst olun. Sorun ve karmaşaya neden olmayın. [Youyan Ordusu]doğal olarak şeytanları ele geçirecektir. Bizim işimize sizin karışmanıza ihtiyacımız yok. İkinci olarak Jianghu’daki kinlerinizi Youyan Sınırına getirmeyin. Eğer birbirinizle savaşmak istiyorsanız bunu çözmek için Youyan Sınırından siktirin gidin. Sessizce kıçlarınızın üzerine oturun ve ordunun askeri emirlerini bekleyin. Üçüncü olarak her şeyin askeri emirlerle kararlaştırıldığı askeri bir Sınır için çalışıyorsunuz. Eğer bir şeyi elde etmek istiyorsanız enerjinizi ve çabalarınızı bunun için harcamalısınız. Aksi halde… Sizleri şahsen bulduğumda diyeceklerinizi umursamam. ”

 

Bu sözler söylendiğinde sanki havada kılıçlar ve mızraklar tıngırdıyor gibiydi.

 

Ye Qingyu’nun figüründen yayılan güçlü aurayı tanımlamak zordu.

 

“İyi, siz çocuklar çekip gidin.” Ye Qingyu elini salladı. “Geri dön ve Zhang San’a geçmişteki şöhretinden hiçbir şeyin kalmadığını söyle. Yapabileceğin bazı şeyler var fakat yapamayacağı bazı şeyler de var. Eğer gece yollarda dolaşırsa er ya da geç bir hayaletle karşılaşacaktır. Böyle devam ederse Komutan Lu bile bir gün onu terk edecektir. ”

 

Qi Yong dişlerini sıkarak parçalanmış koluna bakıyordu. Soğukça “Geri dönüp Lord Zhang’a bunu söyleyeceğim.” dedi.

 

Ye Qingyu hafifçe kıkırdadıktan sonra konuştu “Senin tonundan hala kabul etmiyorsun gibi gözüküyorsun. Sana hatırlatmama izin ver, benim önümde sıkı biriymiş gibi davranma. Benim için seni öldürmenin sokakta insanları ısıran kuduz bir köpeği öldürmekten hiçbir farkı yok. Kahraman Marki unvanımın veyahut kılıç devriye elçisi olan her iki pozisyonumun da askeri savaş subayı altında olan kişileri rapor etmeden ilk anda öldürme yetkisi var. Bunu ayrıca senin gibi ordunun içinde kökü olmayan bir serseri üzerinde de uygulayabilirim.

 

Ye Qingyu’nun avucunda biraz buz sisi yavaşça ortaya çıktı.

 

Qi Yong keskin bir öldürme niyeti hissediyordu. Aslen sert bir cevap vermek istiyordu fakat hemen dudaklarını mühürledi ve bir şey söylemeden döndü. Ye Qingyu’nun avuç içi havayı çekti ve yerdeki çelik kelepçeler ellerine geldi. O fırlattı. “Bu şeyi al ve seninle birlikte götür.”

 

Çelik kelepçeler bir yılan gibi havada uçtu. Mor-cüppeli genç adamın vücuduna indiğinde derisinin parçalanmasına neden olmuştu.

 

Bu genç adam acıyla bağırdı. O geri dönmeye cesaret edemezken daha hızlı koşmak için hızını yükseltti.

 

“Kendin bile taşıyamayacağın şeyleri başka insanlar için kullanmayı seviyorsun…” Ye Qingyu gittikçe tarikat insanlarının ordu savaşlarına katılmasının onların aleyhine olacağını hissediyordu.

 

Böylesine üzgün bir durumda kaçan Menekşe Yedi Yıldız tarikat öğrencilerine gören büyük salonun atmosferi daha da rahatladı.

 

Bazı insanlar düşük sesle övgüler yağdırıyordu ve ayrıca alkışlayan insanlar da vardı.

 

Gözlemlemek için gelen çevredeki insanlar ayrılmak istemiyor gibiydi. Giderek daha fazla insanın geldiğine dair işaretler vardı. Birçok kişi [Youyan ordusu] tarafından çokça duydukları savaş kahramanı Ye Qingyu’ya bir göz atmak istiyordu. Beyaz cüppeli genç, Ye Qingyu’nun tanıdıkları biri olduğunu anladığı için şok olan bazı insanlar da vardı. Bu beyaz cüppeli adam önceki gün büyük gücüyle onlara yardım eden kişi değil miydi?

 

“Ben Ye Qingyu’yu tanıyorum;  onunla birlikte sedye bile kaldırdım.” kafasında büyük bir yara izi olan orta yaşlı bir adam inanmayan bir sesle konuştu.

“ Bu doğru, Marki Ye ile birlikte sedyeleri kaldırdın. Zhang Laosan, gerçekten nasıl yalan söyleyeceğini biliyorsun. ”

“Sen inanmıyorsun eğer bana inanmıyorsan sana kanıtlayabilirim… “Orta yaşlı amca kıpkırmızı bir şekilde öne doğru iterek ve kollarıyla işaret etti. “Küçük kardeşim, benim, hala beni hatırlıyor musun…Eh, hayır, Marki Ye, hehe…”

 

Bu sözleri söyledikten sonra aniden bu kişinin gerçek bir Marki olduğunu anlamıştı. Ona dikkat eder miydi?

 

Bu biraz utanç vericiydi.

 

Fakat kalabalığın ortasında ki, Ye Qingyu’nun ses sona ermeden bunu duyacağını ve kafasını çevireceğini kim tahmin ederdi ki. O orta yaşlı adamı görünce hemen sırıttı. “Amca burada ne arıyorsun? Sen ilaç aldın mı?” Ye Qingyu orta yaşlı adam kafasında ki yara izini ovuştururken geldi. Kıkırdayarak dedi ki. “Yaram iyileşti fakat geride bir yara izi kaldı.”

 

Ye Qingyu’nun gülümsemesi anında bu orta yaşlı amcanın Dokuz Cennete ulaşacağını hissetmesini sağladı. O biraz utanmış bir sesle konuştu. “Youyan Sınırındaki adamların bazı izlerinin olması normaldir. Hehe… Küçük kardeşim, hayır, Marki Ye, o gün ki kişinin sen olduğunu hayal edemezdim …”

“Bana küçük kardeş de. Bu şekilde daha rahat geliyor. “Ye Qingyu gülümseyerek cevapladı. “Nasıllar? Küçük Yang ve annesi nasıl? Herkes yine iyi mi?”

“Küçük Yang zaten tekrar çalışabiliyor. Anne Yang’ın hiçbir büyük sorunu yok. Herkes yine harika. Neyse ki o gün hiç vakit kaybetmeden yardım ettiniz. Yaralananlar en hızlı zamanda yardım alabildiler…” Orta yaşlı adam açıkladı.

 

Ye Qingyu biraz sohbet ederken onları çevreleyen insanların daha da arttığı gördü. Güle güle derken orta yaşlı adama zamanı olduğunda Beyaz At Kulesini ziyaret etmeye davet etti.

 

Ye Qingyu ve mağaza sahibi Sui Yüz Bitki Salonunun VIP alanına girene kadar çevredeki kalabalık bir yaygarayla orta yaşlı adamı kuşattı.

 

“Gerçekten harika. Zhang Laosan, Marki Ye’yi gerçekten tanıyor muydun?”

“Hehe, bu doğru ben dedim, sen bana inanmadın…”

“Haha, senin Zhao ailesinin atalarının mezarlarından yeşil duman yükseliyor. Böyle büyük bir karakteri tanımak, Marki Ye de sana çok iyi davranıyormuş gibi… ”

“Ne istersen söyle. Ben, Zhang Laosan, gerçekten birçok insanı tanıyorum…” Orta yaşlı adamın kalbinde eşi görülmemiş bir gurur varken onun sırtı düzleşmiş ve göğsü dışarı çıkmıştı. Kurtarma ve yardım çabalarına yardım ederken onun yanında bulunan insanlar da toplanmış ve o zaman olan olaylarını konuşmaya başlamışlardı. Aynen öyle birden ona yayıldı ve sonra yüzlerce kişiye yayıldı. Birçok insan son derece hızlı bir şekilde Marki Ye’nin ilginç bir insan olduğunu ve felakette yaralanmış olanlara yardım ettiğini öğrendi.

 

Kalabalığın içinde aynı zamanda [Meltem ve Ahmak Islatan Binasından] bazı insanlar da hikâyeleri yeniden anlatmaya başlamıştı. Ye Qingyu’nun Yanankan şeytan ayısının yanı sıra kar beyazı kertenkeleyi nasıl katlettiğini birçok insanın kanının heyecanla kaynamasına neden olacak şekilde anlattılar.

 

Ye Qingyu ile ilgili bunun gibi birçok hikâye yayılmaya başladı.

 

İnsanlar ordunun reklamını yaptığı görüntüden daha kapsamlı ve gerçek bir kişiyi gördü. İnsanlar bu sivillerin ağzından çıkan hikâyelere daha kolay inanıyordu çünkü birçok insan bu genç Markinin gerçekten kendi taraflarında durduğunu hissediyordu.

 

… … …

 

“Amca, inanılmazsın.” Ling’er Ye Qingyu’ya bakıyordu.

 

VIP alanı.

 

Mağaza sahibi Sui Ye Qingyu’yu içtenlikle içeri geçirdi. Yeni meydana gelen olaydan dolayı ikisinin arasındaki ilişki daha da yakınlaşmıştı. Yüz Bitki Salonunun Ye Qingyu’ya borçlandığı söylenebilirdi. Eğer Ye Qingyu onları zorla engellemeseydi ve Menekşe Yedi Yıldız tarikatının insanları Huang Zhen’i gerçekten sürüklemiş olsalardı mağaza sahibi Sui’nin yapabileceği hiçbir şey olmazdı. Anne ve çocuk çiftini kurtarmak için Sınırın içinde ki ilişkilerine başvurmuş olsaydı o zamana kadar büyük olasılıkla trajik bir sonuçla neredeyse yarı ölü hale gelirlerdi.

 

Huang Zhen’in minnettarlığı sonsuzdu.

 

Bugün basitçe tüm ümitlerinden vazgeçmişti.

 

Ye Qingyu çok önemli bir zamanda ortaya çıkmıştı. Bu inatçı ve yalnız kadın bitki ustasının oğlunu korumasına imkân tanımıştı.

 

“Ne amcası, kardeş de. O kadar yaşlı değilim.” Ye Qingyu kasıtlı olarak karanlık bir yüzle bu sevimli küçük adama takıldı.

 

“Tamam, amca.” Küçük Ling’er kıkırdadı. Halen yaralıydı fakat gerçek canlı kişiliği tam olarak yerine gelmişti. Ye Qingyu’ya bakmak için başını kaldırdığında sesi derin bir arzuyla doluydu. “Amca, sen harikasın. Bana öğretir misin?”

 

Ye Qingyu bu küçük çocuğun böyle sözler söyleyeceğini hayal etmediğinden afallamıştı.

 

O dönerek Huang Zhen’e baktı.

 

Kadın bitki uzmanı anında yanlış anlayarak oğlunu geri sürükledi ve azarladı, “Ling’er abuk sabuk konuşma.” Marki Ye’nin ne tür bir kimliği var o askerî meselelerle meşguldür. Onun sana öğretecek vakti yok. Bugün seni kurtarması zaten büyük bir borç, çok fazla şey istememelisin… ”

 

Pok!

 

Ye Qingyu homurdanırken neredeyse fırlayacaktı.

 

Askerî meselelerle mi meşgul?

 

Youyan Sınırına geldikten sonra Patlayıcı Kar Buzulunun derinliklerinde bir görevde bulunmanın dışında her daim Beyaz At Kulesinin içindeydi. Gerçekten ‘askeri meselelerle meşgul’ tanımını üstlenemezdi.

 

Ancak…

 

Ye Qingyu bir şey düşünürken Huang Zhen’e bakmak için başını kaldırdı. “Ling’er-in babasının soyadı nedir?”

 

Kadın bitki ustası anlayamasa da hızlıca cevap verdi. “Aile soyadı Jin, Jin Wuxiang. Öncüllerin yüzlerce askeri savaş subayından birisiydi.

 

Ye Qingyu kafasını sallarken önündeki küçük adama baktı. “Sen Jin Ling’er misin? Sen, küçük dostum, biraz ilginçsin. Gerçekten beni takip etmeyi ve dövüş yolunu öğrenmeyi mi istiyorsun?”

“En, Ling’er babasını bulmak için Şeytan Irkının savaş alanına gitmek istiyor… Amca, lütfen Ling’er-e öğretir misin? Dövüş sanatlarını öğrenmek istiyorsam, başkalarının söyledikleri gibi senin öğrencin mi olmalıyım? ” Ling’er konuştuğu gibi diz çöktü. “Usta, lütfen öğrencinizin selamını kabul edin.”

 

Ye Qingyu anında alnında siyah çizgilerin ortaya çıktığını hissetti.

 

Bu küçük adam gerçekten çok kurnazdı.

 

Ye Qingyu hızlıca onu kaldırarak başını iki yana salladı. “Benim dövüş yolum henüz yetkinliğe ulaşmadı, ben de çok gencim. Herhangi bir öğrenciyi kabul edemem. Fakat Beyaz At Kulesine gelebilirsin, ben sana dövüş gelişimi konusunda tavsiyede bulunacağım. Belki de bu sana fayda sağlar.”

 

Huang Zhen bunu duyduğunda anında çok sevindi.

 

O Marki Ye’nin oğlunu kabul edip ona dövüş gelişimi konusunda tavsiyede bulunacağını rüyalarında bile düşünemezdi.

 

Her ne kadar Sınırdaki uzmanların sıralamasına özel bir dikkat göstermese de Marki Ye’nin Ruh Pınarı aşamasındaki gelişimi ile askeri tedarik bölümü başkanı Zhang San’la doğrudan savaşabildiğini duymuştu. Ye Qingyu’nun gücünü bugün Menekşe Yedi Yıldız tarikatı insanlarıyla yüzleştiğinde kendi gözleriyle görmüştü. Eğer oğlu dövüş yolunda bu küçük Büyük Ustadan tavsiye alırsa o gerçekten bir adımda Cennetlere yükselirdi.

*Küçük büyük usta; garip bir tabir küçüklük yaşını vurgularken büyük usta da gücünü vurguluyor.

 

“Teşekkür ederim Marki. Bu minnettarlık borcundan dolayı ölen kocam adına size teşekkür ediyorum.” Huang Zhen o kadar etkilenmişti ki ne söyleyeceğini bilmiyordu, o keskince yere diz çökerek başını zemine koymuştu.

 

Ye Qingyu şok olurken hızlıca onu kaldırmaya yardım etti. “Subay Jin bir şehit, o [Youyan ordusunun] bir kahramanı. Herkes onun katkılarını anlamalı. Bunun dışında Ling’er-e dövüş gelişimi konusunda tavsiyede bulunmak isteme sebebim Ling’er-in etrafında ki yuan qi’nin nadir olması. Vücudu biraz zayıf fakat gelişim için iyi bir yeteneği var. Eğer o çok çalışırsa gelecekte kesinlikle harika şeyler başaracaktır. ”

 

Ling’er övgü aldığında anında bağırmış ve neşelenmişti.

 

“Bugünden itibaren Beyaz At kulesine gelin.” Ye Qingyu bu küçük adamın başını okşayarak konuştu, “Bugünden itibaren Beyaz At kulesinin bir üyesi olarak sayılabilirsin. Beyaz At kulesine girdiğinde, beyaz zırhı hayatının sonuna kadar giyecek ve ordunun kurallarına uyacaksın. Bu bir tarikata girmek gibidir onu terk edemezsiniz. Bunu yapmaya istekli misin? “

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm