IGE Bölüm205: Sınır Lordunun Konağında

22 Eylül 2018
0
Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm

Bölüm205: Sınır Lordunun Konağında

 

Sınır Lordunun konağı.

 

Youyan Sınırındaki en büyük binalardan biri olan bu konutun sadece girift bir güzelliği yoktu aynı zamanda duvarları da en sağlamıydı. Etraftaki ışıklandırma en şaşaalısı olmasa da Youyan Sınırının sayısız insanının ibadet ettiği en kutsal yerdi.

 

Çünkü burası o kişinin eviydi.

 

Lu Zhaoge yirmi yıl önce Youyan Sınırına geldiğinde ve bu konağa yerleştiğinde bu konaktan asla ayrılmamıştı— savaşlara katılmak dışında.

 

Youyan Sınırında ki on binlerce insana dünyanın en güçlü şehir surlarının, en mükemmel formasyon dizilerinin, en güçlü ordusunun, bütün bu şeylerin hissettirdiği güvenlik duygusu o figürün önlerinde ortaya çıkmasıyla hissettikleri duygularla karşılaştırılamazdı.

 

Lu Zhaoge [Youyan Sınırı Savaş Tanrısı].

 

Youyan Sınırının koruyucu tanrısı.

 

Onun gücü hiç kimse tarafından asla sorgulanmamıştı.

 

Fakat bu günkü savaş birçok insanın kalbini örten bir bulanıklığa sebep olmuştu.

 

Yan Buhui’nin küstah ve abartılı kahkahasıyla aynı zamanda Karanlığın Hareketsiz Şehrinden geldiği söylenen alevin kızı. Giderken geride bıraktıkları sözler tüm ordunun endişe ve bunaltı hissetmesini sağlamıştı.

 

Belki de bu yanlış bir duyguydu fakat herkes Sınır Lordunun konağına bakarken geçmişte hissettikleri tam ve sıkı güvenlik duygusunu karşılaştırıyordu.

Ve şafaktan önce Sınır Lordunun konağından ayrılan figürler onlarca kat daha fazlaydı.

 

Fakat gece sokağa çıkma yasağı yüzünden insanların büyük çoğunluğu bu gerçeğin farkında değildi.

 

Sınır Lordunun konağının arka avlusunda bambu çitlerle çevrili bir avlu vardı.

 

Bu avluda yan yana beş veya altı sarı ahşap ev vardı.

 

Askeri meclis konağının strateji uzmanları ciddi ifadeleriyle ahşap evlerin önünde görünüyorlardı. Düşük seslerle sohbet edip tartışıyorlardı fakat seslerini yükseltmeye cesaret edemiyorlardı.

 

Ve merkezdeki en büyük ahşap evin platformunda kaba elbiseler ve kabaca dokunmuş ayakkabılar giyen dört orta yaşlı adam vardı. Hepsinin kısa kahverengi saçları varken saçları o kadar sıktı ki sanki siyah ışık yayan çelik iğneler gibiydi. Yüz şekilleri sanki bir bıçakla oyulmuş gibi son derece kesin ve dikti. Sadece [Youyan ordusunun] yüksek kademelerinin haberdar olduğu onlar Lu Zhaoge’un yanında ki dipsiz güçlere sahip en güçlü muhafızlardı. Eğer onlar orduda olsaydı komutan rolü üstlenecek dövüş güçleri vardı.

 

Bu dört kişinin bir zamanlar tarikat dâhileri olduğu fakat Lu Zhaoge tarafından askere alınarak onun tarafından getirildiği söyleniyordu.

 

Bu dört kişi çok uzun bir süredir ne savaşmış ne de harekete geçmişti. Ve onlar doğuştan sessiz doğmuşlar gibi başka insanlarla konuşmazlardı. Bu dördü dışsal meseleler tarafından rahatsız edilmek istemeyerek tamamen savaş yoluna dalmıştı bu nedenle de gelişim yapmak için duyularını kapatmışlardı. Ordunun yüksek kademeleri bile bu dört insanla yüzleşirken kelimelerle açıklaması zor bir baskı hissederdi.

 

Normalde bu dört kişi Sınır Lordunun konağının içinde gizlenmişken çok nadiren ortaya çıkarlardı. Lu Zhaoge savaşa gitse bile onları götürmezdi.

 

Fakat bugün dört kişinin ortaya çıkması ve ahşap evi koruması aslen gergin atmosferi diğer insanlar için daha da rahatsız edici hale getirmişti.

 

Creak!

 

Ahşap evin küçük kapısı açıldı.

 

Liu Yuqing dışarı çıkıp sakin ifadesiyle platform da durdu.

 

Ona zarif ve düzenli bakışlarıyla onlara bakarken, bir kez öksürdü. “Komutan Lu iyi, lütfen herkes geri dönsün. Şu an ki en acil konu her bölümün Youyan Sınırındaki işlevlerini sürdürmesidir. Komutan Lu herkese kendisine dikkat ettikleri için teşekkür etmemi söyledi. Komutan Lu bahar saldırısının planlanması için olan ilk toplantıya bizzat katılacak. O, o zaman herhangi bir dikkatsizliğin olmayacağını umuyor. ”

 

Aşağıdaki insanların ifadeleri bu sözleri duyduğunda yavaş yavaş sakinleşti.

 

“Böyle olduğuna göre, ilk biz ayrılacağız.” “Doğru, Komutan Lu iyi, bu cennetlerin talihidir …” “Kardeş Liu haklı. Arkadaşlar hiçbir dikkatsizlik olmamalı. Bu Komutan Lu’ya verebileceğimiz en büyük destek.”

 

Çevreleyen insanlar bu sözleri kısık seslerle söyledikten sonra yavaş yavaş ayrılmaya başladı.

 

Kalbinde hala sorular olan bazı insanlar vardı. Liu Yuqing’in askeri meclis köşkündeki pozisyonu sadece parşömenlerdeki yazıyı değerlendiren bir kişiydi. Bu önemli bir pozisyon değildi. Stratejilerin çoğunda belirgin bir rol bile oynamıyordu. Neden bu kez Komutan Lu küçük bir yaralanma aldıktan sonra, normalde görülmeyecek birisi birdenbire öne çıkmıştı?

 

Bu anda Sınır Lordunun konağından olan deneyimli kişilerin çoğu şaşkınlıkla [Resim Azizini] hafife aldıklarını keşfettiler.

 

Herkesin ayrıldığını gördükten sonra Liu Yuqing’in yüzünde bir yorgunluk izi parlamıştı.

 

O ahşap eve geri döndü.

 

Ev içinde herhangi bir uzaysal formasyon yoktu ve mobilyalarda biraz seyrek ve düzenliydi. Basit sandalyeler, masa ve yatak kullanıldığı yıllar boyunca biraz sararmıştı. Bu seyrek görüntüde hava boyunca süzülerek kişinin ruhunun rahat hissetmesine sebep olan doğal bir koku vardı.

 

Lu Zhaoge şu anda ahşap evdeki çim dokuma hasırın üzerinde meditatif bir pozisyonda oturuyordu. Onun on parmağıyla oluşturduğu mühürler olan üç görünmez yuan qi çiçeği aşağı yukarı süzülüyordu. Vücudundan sürekli yayılan soluk bir sis vardı.

 

Onun sıradan yüzünde sürekli olarak titreşen bazen ortaya çıkarken bazen kaybolan garip bir kırmızı renk vardı.

 

Eğer birisi kapıda durup içeri bakarsa bu ahşap evin eşsiz bir şekilde sakin olduğunu düşünürdü.

 

Fakat Liu Yuqing bunun sadece bir yanılsama olduğunu biliyordu.

 

Bir kişi Lu Zhaoge’nin bedenine yaklaşırsa birdenbire yıkıcı bir enerji ortaya çıkardı. Acı Deniz aşamasındaki bir uzman bile bu tür enerji dalgalanmalarına maruz kalırsa anında ağır yaralanırdı.

 

Şu anda Lu Zhaoge bir tanrı gibi olan yuan gücünü tamamen etkinleştirmişti.

 

“Lord Lu’nun o yılki savaştan sonra böyle ciddi bir şekilde yaralandığını hiç görmedim.” Liu Yuqing zihninde biraz endişeliyken tahta bir sandalyede oturup sessizce bekledi.

 

Zaman an be an geçti.

 

Bir saat geçti.

 

Lu Zhaoge’nin kafasının yanındaki üç yuan qi çiçeği şakaklarına girerek yavaş yavaş kayboldu. Onu çevreleyen beyaz sis de yavaşça dağıldı. Güneş ışığının açık bir şekilde aydınlatmasıyla gözler önüne serilen garip nesneler zemin üzerindeki çim hasırın üzerine yavaş yavaş battı.

 

[Youyan Sınırı Savaş Tanrısı] yavaşça gözlerini açtı.

 

O hafif bir nefes verdi.

 

“Lordum, nasılsınız?” Liu Yuqing yüzündeki bir mutluluk ifadesiyle merakla sordu.

 

Lu Zhaoge hafifçe kafasını salladı. Bir şey söylemek için ağzını açtığında – “Pok!”

 

Bir ağız dolusu kan fışkırdı.

 

“Lordum…” Liu Yuqing son derece şok oldu.

 

Lu Zhaoge ellerini salladı. “Önemli değil. Yan Buhui’nin kemik hançerinin içindeki Şeytan Irkının lanetinin gücü kolaylıkla ve hızlı bir şekilde silinemez. Ve karanlığın kızının alevlerinin içinde de karanlığın gücü var. Anlık bir hatayla bu iki güç çeşidi vücudumun içine girdi. Onlardan kurtulmak için çok çaba sarf etmem gerekiyor… Haha, bu sefer, Yan Buhui gerçekten başarılı oldu. ”

 

Bunu söylediği gibi avucunu hafifçe uzattı ve havayı çekti.

 

Onun tükürdüğü kan aniden canlanmış gibi davrandı. Damla damla kendiliğinden hareket ederek yerden, dokuma hasırdan, ahşap masa ve sandalyelerden toplanarak nihayet havada yükseldi ve bir inci gibi kırmızı bir ışık topu oluşturdu. Damlayan ve akan kan bir kez daha Lu Zhaoge’nin avcuna geri döndü.

 

Kanın içindeki kirlilik anında dışarı çıktı.

 

Bu kan küresi saydam bir kristal gibi saftı ve tuhaf bir ışıltı parçası yayıyordu.

 

Fakat eğer detaylı bir şekilde incelenirse zehirli kobralar gibi etrafına sarılmış garip beyaz desenlerin çizgi üstüne çizgisi görülebilirdi. Hafifçe görülebilen kara lekeler de vardı.

 

“Korkunç bir lanet gücü. Kar Alanı şeytan Kralının kraliyet sarayından gelen bir eşya olmalı.” Lu Zhaoge kanındaki iki tuhaf gücü dikkatle gözlemledikten sonra bir an gülümsedi. “Kar Alanı Şeytan Sarayının lanetinin tanrıların bile korktuğu korkunç bir güce sahip olduğu söylenir. Bu söylentiler gerçekten doğru.”

 

Yan taraftaki Liu Yuqing ne söyleyeceğini bilmiyordu.

 

Söylentiler gerçekten doğru muydu?

 

Konu zaten çok ciddiydi. Lord Lu’nun bunları söylerken gerçekten böyle yüce bir tavrı vardı. Sanki lanetten acı çeken kişi kendi değil de başkasıydı.

 

“Vücuduma giren iki tür tuhaf güçten belli bir derece kurtuldum. Belli bir süre daha harcamam gerekiyor.” Lu Zhaoge ağzını açarak kan küresini yuttu.

 

Üst düzey uzmanların kanı, eti, kemiği ve iliği Cennet ve Dünya’nın doğal hazinelerine benziyordu. İçinde güçlü bir enerji vardı. Derilerini ve etlerini bile kaybetseler bu onların yuan güçlerine zarar verirdi. Ayrıca bu tip bir kan yüz yıl boyunca çürümez ve lanetin gücünü ve karanlığın alevlerini içerirdi. Kolayca yıkıma neden olabilir her tarafa yayılarak diğer yaşam formlarına zarar verebilirdi.

 

“Nihayetinde bedenimdeki bu iki şeytani güçten kurtulamazsam, o zaman korkarım ki…” Lu Zhaoge üzerine düşündü. ”Korkarım ordunun Bahar saldırısına geç kalacağım. Eğer bunu zamanında yapamazsam [Youyan Ordusu] için yeni bir komutana ihtiyaç olacağını düşünüyorum. ”

 

Liu Yuqing bunu duyduğunda tamamen şok oldu. Bir anda ayağa kalkıp ağzını açtı. Fakat ne söyleyeceğini bilmiyordu.

 

Lu Zhaoge’un yeteneğiyle bu sözleri söylemesinden, bu kez bu durumu atlatmak konusunda gerçekten kendine güveni olmadığı söylenebilirdi. Lanetin gücü ve karanlığın alevleri gerçekten bu kadar dehşet verici miydi? “Bu nasıl olabilir, büyük komutan sizsiniz…” Liu Yuqing ne söyleyeceğini bilmiyordu.

 

Lu Zhaoge hafifçe gülümserken vücudundaki garip gücü bastırdı. “Benim için endişelenme. Bu kez Şeytan Irkının, Karanlığın Hareketsiz Şehriyle bir ittifak oluşturması bizim için büyük bir dezavantaj. O gün daha fazla şey öğrenmek istedim fakat ne yazık ki Karanlığın Hareketsiz Şehrinin yeni kralı konuşmaya istekli değildi. Fakat kelimelerinde bir “İş” olduğunu söyledi – Umarım bu Şeytan Irkı ve Karanlığın Hareketsiz Şehrinin gerçekten ittifak olmadığı anlamına gelir.”

 

O buraya kadar konuşurken tekrar devam etti, “İmparatorluk ailesi ihtiyacım olan eşyayı zamanında gönderebilirse belki de bahar saldırısından önce vücudumdaki problemi çözebilirim. Aksi halde…”

 

Liu Yuqing bunu duyunca yüzünde bir öfkesi titreşti. ” Bu adamlar büyük resmi umursamıyor olabilir mi? Onlar bu konuda siz Komutan Lu’ya zorluk çıkarmaya cesaret edebilirler mi? Onlar çıldırdı mı?”

 

Lu Zhaoge hafifçe gülümsedi, “Bu [Youyan ordusunu] dağıtmayı hayal edenler için büyük bir fırsat değil mi? Ben onların bir daha böyle kolay bir şansa sahip olmayacaklarını düşünüyorum.”

 

Bir an için sessiz kaldıktan sonra devam etti. “Doğru, altı büyük tarikatın uzmanlarını Sınıra göndermiş olduğunu duydum.”

 

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm
0
Lightning Novel
error: Kopyalamak yasak kardeş !!
%d blogcu bunu beğendi: