IGE Bölüm202: Senin ailende başka kimler var?

22 Eylül 2018
0
Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm

Bölüm202: Senin ailende başka kimler var?

 

Bu soylu havası olan genç adam gerçekten İmparatorluğun soylularından birisi miydi?

 

Çevreleyen insanların ifadeleri anında korkuya döndü.

 

İmparatorluğun yasaları katıydı. Soylular ve siviller, siviller ve köylüler, köylüler ve köleler arasında göz ardı edilemeyecek bir uçurum ve bölünmeler vardı. Bir sivilin soylularla çatışmasının cezası ölümdü. Aniden savaşırlar ve soylu sivili öldürürse en fazla öldürdüğü kişi için parasal tazminat verme zorunluluğuyla cezalandırılırlardı. Ölmeye zorlanmazlardı ve özellikle imparatorluğun güçlü büyük ailelerinden gelen soylular olağanüstü ve eşsiz bir iktidar ve statüye sahiplerdi.

 

“Ne diyorsun? Genç kardeş Lin, ölümün ne olduğunu bilmeyen bir hayvana ders verebilir mi?” Kanca burunlu adam keyifle güldükten sonra şimdi konuşmakta olan askerlere işaret etti. “Hala tartışmak istiyor musunuz? Siz hala boynunu dışarı uzatmak isteyen bir kuşsanız. Küçük subayla birlikte gelin ve bizde ağzınızın ne kadar sert olduğunu görelim.”

 

Bu askerlerin görünümleri anında değişti.

 

Bu Menekşe Yedi Yıldız tarikat öğrencileri çok küstahtı. Herkes buna gerçekten bulaşırsa bir felaket olacağını biliyordu.

 

Bilgin görünümlü askeri subay öne bir adım attı. “Bu büyük bir mesele değil, yalnız gidebilirim.”

 

Onun ifadesi her zamanki gibi sakindi. Hiçbir şey onu öfkelendirmeye ve kışkırtmaya yetmemişti.

 

Genç kardeş Lin soğuk bir şekilde güldü. “Sen kimsin ki konuşmaya iznin var. İkiniz, onu götürün.”

 

Yanındaki Menekşe Yedi Yıldız tarikat öğrencileri anında harekete geçerek adım adım ilerlemeye başladılar.

 

“Çok ileri gidiyorsunuz.” Diğer askerler de öfkeliydi onlar silahlarını kınından çıkarmışlardı ve genç askeri subayı çevreleyerek onu ortada koruyorlardı.

 

Bu askerlerin gücü yüksek değildi fakat nihayetinde Öncüllerin savaşçılarıydı. Savaş alanında hayat ve ölümü deneyimlemiş sayısız kanlı sahne görmüşlerdi. Onlar kılıcın ucunda dans eden savaşçılardı. Her ne kadar karşı tarafın kimliğinden korkmuş olsalar da kesinlikle yoldaşlarını terk etmek gibi bir seçim yapmazlardı.

 

Menekşe Yedi Yıldız tarikatı öğrencileri meselenin böyle gelişebileceğini düşünmemişlerdi. Onlar hafifçe tereddüt ettiler.

 

Eğer onlar meseleleri daha büyütürlerse [Youyan ordusu] olanları daha fazla araştırırdı.

 

Genç kardeş Lin soğukça homurdandı o en ufak bir şekilde iyi niyetli değildi. “Korkmaya gerek yok. Gerçekten bizi engellemeye cüret ederlerse onları öldürün. Sonuçlarına katlanacağım. Karınca gibi olan bu askeri hayvanlar cesurca davranmak mı istiyorlar? Onların askeri savaş subayları bile beni görürlerse önümde kafalarını indireceklerdir. ”

 

Bundan sonra durum Menekşe Yedi Yıldız tarikat öğrencileri için tamamen tersine döndü.

 

Özellikle kanca burunlu adam çok uğursuz bir gülümseme ile önden yürüdü. “Beni engellemeye kimin cesaret edeceğini görelim…”

 

O bitirmeden önce.

 

Pak!

 

Net bir tokat sesi geldi.

 

Kanca burunlu adamın yüzüne bir avuç içi izi son derece net bir şekilde kazınmıştı.

 

Çevredeki insanlar afallamıştı. Daha sonra kanca-burun doğrudan beş ya da altı metre havaya uçtu. Uçarken beyaz ve kırmızı bir şeyler ağzından çıktı, onun ağzındaki bir diş sırası kırılmış gibi görünürken taze kan fışkırmıştı.

 

Ne olmuştu?

 

Kimse tepki gösteremedi.

 

Kimse, kimin harekete geçtiğini açıkça görmemişti.

 

Bir sonraki an –

 

Pak! Pak! Pak! Pak!

 

Dört ya da beş Menekşe Yedi Yıldız tarikat öğrencisinin yüzlerinde net bir avuç izi kazınmıştı.

 

Bu insan demeti bir hayalet görmüş gibi hareket etti. Kanları dışarı fışkırmışken doğrudan havada uzak mesafelere uçurulmuşlardı. Her biri yerde yuvarlanan su kabakları gibi inleyip homurdanırken bir süreliğine yerde emeklediler.

 

Harekete geçeni fark edebilmiş kimse yoktu.

 

Bilgin görünümlü askeri subayın yanı sıra diğer askerler de birbirlerine bakıyorlardı.

 

Onlar açıkça ne olduğunu görememişlerdi. Fakat gerçeklerden bahsetmek gerekirse onların kibirli ve küstah Mor Yedi Yıldız tarikat öğrencilerini ölü köpekler gibi yerde görmesi üç gün boyunca soğutulmuş buzlu karpuz yemeleri gibiydi. Özellikle harika hissediyorlardı.

 

Genç kardeş Lin korku ve öfkeyle kükrerken aptalca etrafına bakıyordu. “Kim? Kimler sinsi bir saldırı yapmaya cesaret ediyor, çık dışarı…”

 

Bu sırada soğuk bir ses geldi.

 

“Siz boş ve işe yaramaz şeyler Doğru Bakanının kendisi bile gelse Youyan askerlerine baskı yapmak için tarikat statüsünü kullanmaya cesaret edemez. Sen İmparatorluğun altındaki küçük bir yeğen oğul olduğunu bile düşünemiyorsun fakat sadece bir tilkiyken bir kaplan kadar şiddetli gibi davranmaya cesaret ediyorsun… Çek git, buraya kendini utandırmak için gelme! ”

 

O bitirmeden önce.

 

Pak!

 

Net bir avuç izi ortaya çıktı.

 

Genç kardeş Lin ölü bir köpek gibi havaya uçurulurken tüm dişleri dökülmüştü. Yere düşmüş yüzü tamamen yetmiş bir şeftali gibi şişmişti.

 

Tüm Menekşe Yedi Yıldız tarikat öğrencilerinin içinde o ve kanca burun en kötü durumdaydı.

 

“Bu sefer seni canlı bırakacağım ve sana bir ders vereceğim. Youyan Sınırında akıllıca ve gereğince hareket etmelisin. Ben bir daha bu kadar pislik gibi davrandığınızı görürsem hayatlarınıza dikkat edin.”

 

Gizemli ve buz gibi ses son kez geldi.

 

Kelimelerin içinde ürpertici bir öldürme niyeti vardı.

 

Genç kardeş Lin ve diğerleri bir hayalet görmüş gibi aptalca korkmuşlardı.

 

Onların hiçbiri düşmanlarını kendilerini bir domuzun kafası şeklinde dövmesinden önce net bir şekilde görememişlerdi. Aralarındaki güç farkı Cennet ve Dünya arasındaki fark gibiydi. Ve açıkça rakipleri Doğu bakanına hiçbir yüz vermemişti. Onun sözleri aşırı derecede yüksek bir statüsü olduğunu ve kesinlikle hiç kimsenin kendisine karşı harekete geçemeyeceğini ortaya koyuyordu.

 

Kötü niyetlerle gelen kalabalık sonuçta bir grup vahşi köpek gibi korkuyla kaçmıştı.

 

Bilgin görünümlü askeri subayın yüzünde bir soru izi vardı.

 

O sesin hafifçe tanıdık olduğunu hissetti fakat bu kadar hızlı bir meselede daha önce bu sesi nerede duyduğunu hatırlayamadı.

 

Çevredeki askerler ve siviller neşelenmeden edemediler.

 

Bu gerçekten durumun tamamen tersine dönmesiydi. Özellikle de bu kibirli ve küstah Menekşe Yedi Yıldız tarikat öğrencilerinin köpekler gibi hayatları için kaçtıklarını gördüklerinde havaları kıyas götürmez bir şekilde coşkulu hale geldi. Bu his gerçekten çok iyiydi.

 

“Haha, bu adamların bu kadar kibirli olduğunu düşününce.” “Arka planda gizemli bir şekilde harekete geçen kimdi?” “Youyan Sınırımızın bir uzmanı olmalı… Belki de komutan seviyesindeki bir uzmandır.” “Hahaha, bu gerçekten bizim öfkemizi çıkardı.”

 

… … … …

 

Uzakta.

 

Karanlığın içinde.

 

Ye Qingyu kısa çökmüş bir duvarın üzerinde dururken yüzünde bir gülümseme belirdi.

 

O başlangıçta gerçekten ayrılmamıştı.

 

Ye Qingyu kanca burunun geride ‘Sen bekle’ kelimelerini bıraktığında konunun bu kadar kolay bitmeyeceğini anlamıştı. Diğer taraf kesinlikle tekrar buraya gelecekti. Fakat Ye Qingyu gökyüzünün kararmasını bekledikten ve düşman hala gelmediğinden gitmeyi düşündüğü söylenebilse de yine de sessizce beklemek istemişti.

 

Sonuç olarak Menekşe Yedi Yıldız tarikatının öğrencileri gerçekten intikam için gelmişlerdi.

 

Fakat o İmparatorluğun soylularının tarikatlara girip tarikatların öğrencileri haline gelmesini beklemiyordu.

 

Menekşe Yedi Yıldız tarikatının bu öğrencilerinin gücü Wei Tianming ve Çin Mersini tarikatında ki diğerlerinden daha da kötüydü. Ye Qingyu için onlar sadece minik bir mezeydi.

 

Fakat soyadı Lin olan soylu ortaya çıktığında, Ye Qingyu başka bir şey anlamıştı.

 

Ye Qingyu daha önce her zaman İmparatorluğun İmparatorluk olduğunu, Soyluların Soylu olduğunu ve tarikatların tarikat olduğunu düşünmüştü. Aralarında çok fazla ilişki olmamalıydı fakat Ye Qingyu genç kardeş Lin’i gördüğünde önceki düşünce tarzının kesinlikle yanlış olduğunu anlamıştı.

 

Yani İmparatorluğun büyük soylu aileleri de aile üyelerini öğrenmeleri için tarikatlara gönderiyordu.

 

Bunu şimdi düşününce açık ve doğal görünüyordu.

 

İmparatorluğun yasaları soylu ailelerin tarikatlara katılmasını hiçbir zaman kısıtlamamıştı. Tarikatlar ya da soylu aileler fark etmeksizin ikisi içinde birlik olmak kesinlikle kazançlı bir şeydi. Kazanç ve ilişkileri derinden iç içe geçmişti. Tarikatlar güçlü üst düzey uzmanlara sahipken, soylu ailelerin İmparatorluk içinde statüsü ve gücü vardı. Bu güçleri değiş tokuş yapmak her iki tarafın da kazanç sağlayacağını ve daha fazla kazanabilecekleri anlamına geliyordu.

 

Ye Qingyu İmparatorluğun üst kademelerinin hayal ettiğinden çok daha karmaşık olduğunu anladı.

 

İmparatorluk bu sefer tarikat insanlarını bahar saldırısına yardım etmek için [Youyan Ordusuna] çağırmıştı. Bunun arkasındaki sebep Wen Wan ve Liu Zongyuan’ın ilk düşündüklerinden sayısız kat daha karmaşık olabilirdi.

 

Ye Qingyu sadece uzaktaki bilgin görünümlü askerin iyi olduğunu gördüğünde emin bir şekilde dinlenebilirdi. Bu sefer gerçekten gitti.

 

Ye Qingyu’nun ortaya çıkmama nedeni onlarla düşman olmasının başka bir sonucu daha olacağını anlamasıydı. Tedarik bölümünün başkanı Zhang San’ın kişiliği katlandığı her şeyi geri ödetecek ve ilişkisi olan herkesten intikam alacak türdendi. Ye Qingyu bu nedenle büyük sorun Zhang San’ı çözmeden önce, onun başkalarına felaket getirmesini önlemek için Youyan Sınırında kimseye çok yakın olamazdı.

 

Tabi ki Wen Wan ve Liu Zongyuan dışında.

 

Ye Qingyu dönüş yolunda devriye askerleri tarafından birkaç kez kontrol edilmek için çağrılmıştı.

 

Şeytan Irkının gün içinde gelmesinden sonra gecenin kısıtlaması ve sokağa çıkma yasağı daha da katılaşmıştı. Askeri bir emir olmadan normal asker ve sivillerin sokaklarda yürümeleri yasaktı. Eğer onlar bu zamanlarda sokaklarda dolaşırlarsa anında tutuklanıp sorguya çekilirlerdi. Neyse ki Ye Qingyu şu an İmparatorluğun soylularından sayılabilirdi ve gece sokağa çıkma yasağıyla engellenmemişti. Kontrol ve sorgulamadan sonra askerler saygılı bir şekilde gitmesine izin vermişti.

 

Karanlık sokaklardan bir trajedi ve nefret havası sızıyordu.

 

Ye Qingyu gün içinde olan şeyleri deneyimledikten sonra [Youyan Ordusu] ya da şehrin sivillerin fark etmeksizin her iki tarafında Şeytan Irkına karşı olan nefretlerinin tamamen yeni bir düzeye yükseldiğini çok net biliyordu. Şeytan ve İnsan Irkı arasındaki nefrete ek olarak yanan bir ateş vardı. İmparatorluğun bahar zamanı saldırısına vatandaşlar tarafından kesinlikle daha da büyük bir destek verilecekti.

 

Fakat en büyük sorun burada değildi.

 

Ye Qingyu’nun bakışları uzaktaki Sınırı Lordunun konağının doğru döndü.

 

[Youyan Sınırı Savaş Tanrısı] Lu Zhaoge’nin yaraları nasıldı?

 

Bu [Youyan Ordusunun] savaş gücüne ve verimliliğine karar veren en büyük faktördü.

 

Fakat böyle bir mesele, bugünkü Ye Qingyu’nun statüsü ve kimliği ile bile dâhil olamayacağı bir şeydi.

 

Ye Qingyu yolda Song Xiaojun hakkında bir daha düşünmeden edemedi.

 

Ye Qingyu’nun zihinde bu isim çıkınca dudakları onun bile fark edemediği bir şekilde bilinçsizce kolay bir gülümsemeyle kıvrılırdı. Havası hızla daha iyi hale geldi.

 

Sonunda tekrar küçük loli’yi görmüş ve nasıl olduğunu öğrenmişti. Onunla konuşmamış olmasına rağmen bir işaret olduğu sürece her şeyin üzerinde çalışabilirdi.

 

En acil mesele hızla kendi gücünü yükseltmekti.

 

Küçük loli’nin Şeytan Irkı ile işbirliği yapması kaplanın derisini çizmekten farklı değildi. Karanlığın Hareketsiz Şehrinin yeniden ortaya çıkması nihayetinde onun sayısız tehlike ve suikastla yüz yüze geleceği anlamına geliyordu. Ye Qingyu bu nedenle bir dahaki sefere o önünde ortaya çıktığında, onu korumak için yeterli güce sahip olmalıydı.

 

Düşünceleri bir daire gibi akarken çabucak Youyan Sınırına geri döndü.

 

Bai Yuanxing zaten erkenden dönmüştü fakat hala uyumadan dikkatli bir şekilde kılıç eğitimi yapıyordu. Ye Qingyu’nun geri döndüğünü duyduğunda hızlı bir şekilde selamlarını sunmaya geldi. Ye Qingyu gülümseyerek ona bakarken gelişimde karşılaştığı bazı problemler hakkında ona bazı ipuçları verdi ve kendisine dikkat etmeyip eğitimine geri dönmesini söyledi.

 

Anne Wu çabucak bir gece yarısı yemeği getirdi.

 

Ye Qingyu’nun karnı guruldamaya başladı. Bütün gün meşgul olduktan sonra gerçekten acıkmıştı.

 

“Senin için zor olmuştur anne Wu.” Ye Qingyu önündeki nefis yemeklere baktı ve büyük ısırıklarla oburca yemesine engel olamadı.

 

Anne Wu iltifat nedeniyle biraz şok oldu ve hızlıca konuştu “Bu sizin hizmetçinizin yapması gereken şey.”

 

Ye Qingyu gülümseyerek tekrar sordu, “Kocanızın yaraları…” “Hızlıca daha iyi oluyor, hızla iyileşiyor. Nezaketiniz için teşekkür ederim lordum, onu zaten bir doktora götürdüm ve en iyi ilaçları kullandı. Erkeğimin hayatı düşük, çok değerli değil, o yüzden hızla iyileşiyor. O zaten etrafta yürüyebiliyor… “ Anne Wu bunları söylediğinde gözyaşları hareketlendi.

 

O Ye Qingyu’nun ailesine bu kadar cömert davranmasının nedeninin ne olduğunu bilmese de, bir tane vardı.

 

Anne Wu’nun o gün, umutsuzluğun ortasında tek başına suçlamayı omuzlanması, böyle bir cesaret Ye Qingyu’nun gözlerini genişçe açmasını sağlamıştı. O bilinçaltında zaten ona adamlarından biri olarak davranmıştı.

 

“Senin ailende başka kimler var?” Ye Qingyu üstünkörü bir şekilde sordu.

 

Annem Wu hemen cevapladı, “Erkeğimin dışında yetmiş yaşında bir büyükanne var. Bir erkek ve bir kız çocuk var. Her iki yarı büyümüş çocukta şehirdeki mağazalarda yardımcı olarak çalışıyorlar… Ben Beyaz At kulesine geldiğimden beri ailemizin yaşamı çok daha iyi hale geldi. Örneğin başkaları Beyaz At Kulesinde çalıştığımı öğrendiğinde çok kıskanıyorlar. İşlerimi zorlaştıran düşmanlar artık bunu yapmaya cesaret edemiyorlar.”

 

Anne Wu bunları söylerken keyifle sırıttı.

 

Aniden hayatının gerçekten harika olduğunu hissetmişti.

 

 

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm
0
Lightning Novel
error: Kopyalamak yasak kardeş !!
%d blogcu bunu beğendi: