IGE Bölüm197: Bir başka kişi

22 Eylül 2018
0
Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm

Bölüm197: Bir başka kişi

 

“Siz benim küçük ayıcığımı gördünüz mü?”

 

Bu kızın sesi geldiği an Yan Buhui’nin çılgın kahkahasının sesi daha da yükseldi.

 

Bu son derece tutarsız bir his veriyordu.

 

Önceki savaşta Youyan Sınırının hem savunma Formasyonları hem de güç Formasyon yapıları etkinleştirilmişti. Ordunun gücü arka planda sessizce hareket ediyordu. Gerçekte onlar Yan Buhui ve şeytan savaşçılarının kaçmasını önlemek için çevreleyen her şeyi tamamen mühürlemişlerdi. Aynı zamanda Şeytan Irkındaki herkesin aura ve kimliğini de doğrulamışlardı. Üst düzey uzmanların hepsinin qi’leri tüm ünvanlı şeytan savaşçılara kilitlenmişti…

 

Yan Buhui’nin yanındaki hayatta kalmak için yeterince şanslı olan onlarca şeytan savaşçının dışında Şeytan Irkından başka bir uzman bulunmadığından emin olunabilirdi.

 

Lu Zhaoge ne tür bir insandı. Göründüğü anda bilinci zaten tüm çevresini hissetmiş ve keşfetmişti.

 

O şüpheli bir şey bulmayı başaramamıştı.

 

Fakat şu anda herkesin kulağına birdenbire bir kızın buz gibi soğuk bir sesi girmişti.

 

Açıklanamazdı!

 

Daha açıklanamaz olan şeyse sesin duyulduğu anda havada garip bir değişimin meydana gelmesiydi.

 

Boom!

 

Yüz metre uzunluğunda kıpkırmızı bir alev ayısı Lu Zhaoge’nin başının üzerinde herhangi bir işaret olmadan ortaya çıktı.

 

Bu devasa ayının etrafında cehennemin siyah alevleri yanıyordu ve biraz kabarık bir figüre sahipti. Ortaya çıktığı anda öfke dolu bir ses çıkarırken sesi hava boyunca büyük bir top ateşlenmiş gibi yayıldı. Bir tür karanlık, çaresizlik, ölüm ve korkunçluk aurası çılgınca yayılmaya başladı.

 

Fakat son derece tuhaf olan şey bu devasa ayının görünüşünün uğursuz değil hatta biraz sevimli olmasıydı.

 

Birdenbire oluşan bu öngörülmez olay herkesin hayal gücünü aşmıştı.

 

Ayrıca herkesin tepkisini de aşmıştı.

 

Lu Zhaoge dâhil.

 

[Youyan Sınırı Savaş Tanrısı] ne tür bir güce sahipti. [Duygusuz Kalp Sutrasını] zaten dördüncü kelimeye kadar geliştirmişti. Sadece ağzını açması Yan Buhui’nin [Uzay Zaman Gökyüzü Şeytan Ruhunu] yok etmesi için yeterliydi. O göksel bir insan gibiydi fakat o bile gelişimiyle ilk anda tepki veremedi.

 

Bu nedenle öfkeyle böğüren bu büyük kabarık alev ayısı şu anda kafasının üzerinde oturuyordu.

 

Boom!

 

Kıpkırmızı bir alev patladı.

 

Gizemli görünmez bir enerji kabarmaya ve zonklamaya başladı.

 

Lu Zhaoge’den on metre uzaklıkta bulunan tüm saldırıları engelleyen görünmez enerjisi nihayetinde ortaya çıkan büyük alev ayısını engelleyemedi.

 

Ve daha da ürkütücü olan şey Lu Zhaoge’nin ateşli ayının gizemli patlamasının ilk dalgasına almasından sonra fosilleşmiş olmasıydı. Havada şaşkınca dururken herhangi etkili bir şey veya karşı saldırı yapamadı.

 

Ve ondan uzak olmayan Liu Siufeng ve Peng Yizhen de saldırıdan benzer bir şekilde etkilendi. Onlar da fosilleşmişlerdi.

 

“Hahahahaha…” Yan Buhui çılgın bir şekilde gülerken figürü Lu Zhaoge’in önünde ortaya çıkan bir ışık ışını haline dönüştü.

 

O açıkça önceden hazırlanmıştı. Tuhaf bir yeşim kemik hançer avucunun üzerinde bir kurt dişi gibi süzüldü. Onu etkinleştirdiğinde garip bir soğuk ışıltı parladı ve keskin aurası dünyanın titremesine neden oldu.

 

Aynı zamanda.

 

Lu Zhaoge’nin on metre önünde küçük bir figür ortaya çıktı.

 

O bir ruh gibiydi. Onun görünüşünü görebilen kimse yoktu.

 

Onun için biraz büyük, kısa kollu, ateşli bir kırmızı elbise giyerken beyaz koyun yağı gibi küçük kolları açıktaydı. Parmakları çok hassasken son derece zarifti. Zarif yeşim gibi küçük ellerinde küçük bir ruh gibi hareket eden siyah bir alev tutuyordu. Ateş kırmızısı savaş botları alevle yanıyordu ve güzel kırmızı saçları taze kan rengindeyken neredeyse ayaklarının dibine düşüyordu ve alevlerin arasında serbestçe hareket ediyordu…

 

O alevden doğmuş küçük bir peri gibiydi.

 

Onun eşsiz derecede hassas yüz özellikleri vardı. Ve alevlerin loş kırmızı parlaklığının altında ki beyaz ve mükemmel teninin kalplerin daha hızlı atmasına neden olan bir çekiciliği vardı. Özellikle de onun garip ve kocaman gözleri efsanelerde ki bir perinin saflığı ve masumiyetini içeriyordu. Gözbebekleri asalet ve gizemli bir aura eklenmişken tuhaf bir loş kırmızıydı.

 

Onun etrafında yanan korkunç bir siyah alev vardı.

 

Fakat onun ifadesi birisinin kemiklerini ürpertecek bir soğukluğa sahipti.

 

Bu kemiklerinin iliğinden gelen bir soğukluktu. Her şeye kayıtsızdı. O hiçbir bir tanrıdan korkmuyordu; hiçbir şeytandan da korkmuyordu. Onda herhangi bir duygu izi yoktu. Sakin ve soğuk ifadesinde sanki o dünyadaki her şeyden tiksinmek için gelmiş gibi bir nefret izi vardı. Onun sadece bir bakışı bir kişinin ruhunu dondurabilirdi.

 

Karanlık alevlerin gücü ve şiddeti zarif küçük bedenini sarıyordu.

 

Bu güç ve aura, Yan Buhui’nin [Gökyüzü Şeytan Sutrası: Uzay Zaman Gökyüzü Şeytan Ruhunun] gösterdiği auradan çok daha güçlüydü.

 

Böylesine narin bir bedenin böylesine inanılmaz bir gücü içerdiğine inanmak gerçekten çok zordu.

 

O elini kaldırdı.

 

Onun avcunun içi zarif bir yeşim gibiyken soluk kırmızı alevler birdenbire devasa bir ateş ejderhasına dönüşerek fosilleşmiş durumdaki Lu Zhaoge’yi parçalamak için saldırdı.

 

Diğer eli hafifçe hareket etti.

 

Havadaki büyük alev ayısı sanki ipliklerle kontrol edilen bir kuklaymış gibi, onun iradesini takip ederek saldırdı ve böğürdü.

 

O büyük alev ayısını kontrol ediyordu.

 

Siz benim küçük ayıcığımı gördünüz mü?

 

Şu an herkes onun küçük ayısını görmüştü.

 

Her şey bir çakmaktaşından kıvılcım çıkması zamanında olmuştu.

 

Bu hareket tüm üst düzey uzmanların tepki sınırlarını tamamen aşmıştı.

 

Yan Buhui ve bu gizemli ateş ruhu küçük kız hazırlıklarını uzun zaman önce yapmıştı.

 

Onlar en büyük ve dehşet verici güçleriyle kabarırken, ilk anda [Youyan Ordusu]tanrısı Lu Zhaoge’nin bedenine saldırdılar…

 

Lu Zhaoge’nin vücudundan taze kan fışkırdı.

 

Bu alevler, ağzından, burnundan, deliklerinden, vücudundaki yaralardan, çılgınca giren kemiklerinde kıvranan kurtçuklar gibiydi.

 

Yan Buhui çılgınca gülüyordu.

 

Elindeki beyaz kemik hançer tamamen taze kanla boyanmıştı.

 

O Lu Zhaoge’nin bu sefer gerçekten ağır yaralandığından emindi.

 

Karanlığın Hareketsiz Şehrinden gelen karanlığın gücünün Lu Zhaoge’a kesinlikle ölümcül bir darbe indirebileceğinden daha da emindi.

 

Fosilleşmiş bir halde kalan Lu Zhaoge ancak bir nefeslik süre sonrasında tepki verdi.

 

Cennetsel bir tanrı gibi güçlü olan [Youyan Sınırının Savaş tanrısı] öfkeyle kükredi. Ondan aniden büyük ve muazzam bir güç kabardı. Bütün hisleri karanlığın alevleri tarafından sarılmış olsa da en doğru karşı saldırıyı yapmıştı. Bir avuç içi dışarı fırladı ve büyük alev ayısının karnına çarptı…

 

Boom!

 

Bu büyük alev ayısı anında parçalara ayrılırken gökyüzünde ki her yere ateş saçıldı.

 

Bu korkunç alev ayısı tek bir saldırıyla doğrudan patladı… “Karanlığın kan çizgisi mi? Bu Karanlığın Hareketsiz Şehrinin gücü…” Lu Zhaoge’nin kelimelerinde biraz şaşkınlık vardı fakat kızmış veya telaşe kapılmış gibi görünmüyordu. O karanlığın alevleri içinde yanarken yüksek sesle sordu, ” Karanlığın Hareketsiz Şehrinden olan bu saygıdeğer uzmanda kim? Neden Şeytan Irkı ve İnsan Irkının arasındaki savaşa müdahale ediyorsunuz?”

 

Kimse cevaplamadı.

 

Karanlığın ve alevlerin ruhu gibi duran küçük kız sadece kaşlarını çattı ve elleriyle hafifçe havayı işaret etti.

 

Karanlığın parçalanmış alevleri yuvalarına geri dönen kırlangıçlar gibi ellerine geri döndü. Onlar bir patlama ve alevlerin titreşmesiyle sevimli küçük bir beyaz oyuncak ayıya dönüştü. Küçük kız küçük ayının yanağını ovuşturarak dikkatlice okşadı. Küçük oyuncak ayıcığa sarıldığı anda sanki bütün dünyadan tiksiniyormuş gibi gözüken saf buzul gözlerinde bir sıcaklık parıldadı.

 

Bu küçük beyaz oyuncak ayı onun en yakın ailesiydi.

 

Karşıda.

 

“Kader gelir, kader dağılır, kader sudur… [Dağılır]!”

 

Lu Zhaoge’nin yedi gerçek kelimesinin dördüncü kelimesi.

 

Kelimeler kanun gibiydi.

 

Bu sözleri söylediğinde vücudundaki tüm karanlık alevler tamamen ortadan kayboldu.

 

Onun figürü bir kez daha görülebilir hale geldi.

 

Vücudundaki kaba cüppe biraz kararmışken yoğun duman ve ateş kokusu yayıyordu. Saçları ve sakalları biraz yanmıştı fakat aşağıdan yukarıya karanlığın gerçek alevleri tarafından yakılmış bir insan gibi görünmüyordu. Gözleri bile aşırı derecede rahatlamıştı. Belinde bir yara varken yüzünde neredeyse hiç görülemeyen sürekli titreşen kırmızı bir ışık vardı. On nefes süresinde yavaş yavaş ortadan kayboldu…

 

Açıkçası vücudunda şiddetle bastırdığı tuhaf bir güç vardı.

 

Sadece o zaman üç büyük uzman dışındaki insanlar tepki gösterdi.

 

Liu Siufeng ve Peng Yizhen de fosilleşmiş durumlarından yavaş yavaş kurtuldular – ikisi de o anda ne olduğunu bile bilmiyorlardı.

 

… … … …

 

Yerde.

 

O sesi duyduğu an vücudu şiddetle sarsılmış ve titremişti.

 

Çok tanıdık geliyordu.

 

Bu ses çok daha soğuk ve buzlu hale gelmişti. Fakat o sesin küçük loli Song Xiaojun’un sesi olduğundan emindi.

 

Fakat büyük alev ayısı ortaya çıkıp Lu Zhaoge’nin başına oturduğunda, Ye Qingyu’nun kalbindeki heyecan sanki bir kova soğuk suyla söndürülmüştü. Bütün vücudunun buz gibi soğumasına sebep olmuştu.

 

Mümkün olabilecek en kötü durum meydana gelmişti.

 

Karanlığın Hareketsiz Şehri neden Yan Buhui ile güçlerini birleştirmişti?

 

Ye Qingyu konunun ne olduğunu düşünemiyordu.

 

Fakat problemin çok büyük olduğunu biliyordu.

 

[Youyan Sınırı Savaş Tanrısı] buradayken kimse Youyan Sınırından kaçamazdı. Yan Buhui bile bunu yapamazdı. Küçük loli’nin böyle bir durumda olması ölüme doğru ilerlemesinden farklı değildi.

 

Ye Qingyu’nun zihninde o an sayısız düşünce titreşti.

 

Ne yapması gerektiğini düşünüyordu.

 

Fakat nihayetinde küçük loli’nin figürü gökyüzünde ortaya çıktığında, Ye Qingyu’nun kalbi birdenbire sakinleşmişti.

 

Bir konuda son derece açıktı.

 

Ne olduğunun bir önemi yoktu kesinlikle onu koruyacaktı.

 

Bütün dünya tarafından suçlansa ve İmparatorluğun haini unvanını alması gerekse bile onu korumak zorundaydı.

 

Ye Qingyu yüzünü gökyüzüne doğru kaldırarak güçlü ve şiddetli karanlığın alevleriyle sarılan küçük kıza sessizce baktığında, Song Xiaojun’un karanlığın kan çizgisinin gücünü zaten kabul etmiş olduğunu anlamıştı. O tamamen farklı bir insana dönüşmüştü.

 

O kıpkırmızı bir elbise ve savaş botları giymişken garip bir kostüm giymiş gibi görünüyordu. Geçmişteki küçük loli’den biraz daha büyük görünürken daha da güzelleşmişti. Geçmişteki kıza çok benziyordu fakat aynı zamanda tamamen farklıydı.

 

Sakar ve gürültülü olan küçük loli şu an bir buz dağında çiçeklenen bir alev kadar sessiz ve soğuktu.

 

“Şu anda bütün hatıralarını çoktan unutmuş olmalı. Beyaz Geyik Akademisinde geçirdiği zamanı unutmuş, beni unutmuş…” Ye Qingyu kalbinden iç geçirdi.

 

Ye Qingyu nedenini bilmese de Song Xiaojun’u gördüğünde kalbi eşsiz bir şekilde sakindi.

 

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm
0
Lightning Novel
error: Kopyalamak yasak kardeş !!
%d blogcu bunu beğendi: