IGE Bölüm196: Siz benim küçük ayıcığımı gördünüz mü?

22 Eylül 2018
0
Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm

Bölüm196: Siz benim küçük ayıcığımı gördünüz mü?

 

Yan Buhui söylediklerini bitirdikten sonra o hiçbir şey söylemedi.

 

O havada aslen ölümlü dünyanın tamamını uzaktan inceleyen yüksek ve soğuk bir duruş sergiliyordu. Fakat artık bu duruşu sürdüremedi. Bu soğuk duruş bastırılmamış bir öfkeye dönüştü ve okyanus benzeri şeytani qi şiddetli bir şekilde sırtının arkasındaki gökyüzünü tamamen örtmeye başlamıştı. Yuan qi’nin bu kükremesi bir tsunami gibi öfkeli bir ses çıkarıyordu.

 

Yan Buhui hareket etmeye karar vermiş gibiydi.

 

“Uçsuz bucaksız okyanus gibi olacak, Gökyüzü Şeytanı dünyayı yargılayacak… Lu Zhaoge, ölmeye hazırlan!”

 

Nefret dolu gökyüzü öfkenin feryadına dönüştü. Ama Yan Buhui bir anda altı kez art arda saldırmıştı.

 

Şeytani qi dalgaları başının üstünde kabarırken şeytani qi okyanusun üzerinde yükseldi. Lu Zhaoge’ye doğru kıvrılan ezici bir şekilde dönen altı büyük avuç bir araya gelmişti.

 

Cennet ve Dünya arasında çalkantılı hava akımları anında bir burgaç oluşturdu.

 

Hava akımları gökyüzünde çılgınca döndü ve sanki acımasız bir ejderha Cennet ve Dünya’yı parçalayacak bir kasırga oluşmasına neden olmuş gibiydi.

 

Böylesine korkunç bir gücün baskısı altında Youyan Sınırı parçalanmak üzereydi.

 

Daha önce, Yan Buhui harekete geçtiğinde sadece dev bir şeytani qi avucu kullanmıştı. Bu zaten kıyamet gibiydi. Şu anda birdenbire altı şeytani avuç kullanmıştı. Bunun gücü hayal edilemezdi. Hem Liu Siufeng hem de Peng Yizhen dehşetle boğulmuştu; Böyle bir güçle karşı karşıya kalırlarsa, anında parçalara bölünmezler miydi?

 

Yan Buhui daha önce gerçek gücünü bile göstermemişti.

 

Bu anda bin metrenin içindeki sayısız uzman havadaki kasırganın artçı kuvvetleri tarafından geriye doğru uçuruldu. Onlar gözlerini açıp nefes almak için mücadele etse de tek bir ses bile çıkarmalarının çok zor olduğunu fark etmişti.

 

Havada yalnızca sessizce duran Lu Zhaoge kalmıştı.

 

Etrafında bir kasırga vardı ama cüppesi rüzgârdan hiç etkilenmemişti.

 

“Sana ait olmayan bir gücün beni yaralamasının bir yolu yok.” [Youyan Sınırı Savaş Tanrısı] konuştu. O yavaşça sol elini kaldırdığında parmakları sanki inç inç genişleyen ilahi bir ejderhanın pençesi gibi hafifçe büküldü.

 

Bu hareket son derece basit görünüyordu.

 

Fakat Lu Zhaoge’nin avcu bir pençe gibiydi ve elini uzattığı ahenk özellikle çok özeldi. Hareketinin her parçası sanki tüm dünyanın elinin etrafında dönmesine neden oluyormuş gibi son derece kademeliydi.

 

Son derece yavaştı fakat aynı zamanda son derece hızlıydı.

 

Bir inç uzandıktan sonra avucu aniden şiddetli bir şekilde havaya vurdu.

 

“[Dağılır]!”

 

Lu Zhaoge havadayken hafifçe bir kelime söyledi.

 

En küçük bir enerji dalgalanması yoktu.

 

Fakat o an Lu Zhaoge’den sadece 10 metre uzakta olan ve onu ezmek üzere olan altı devasa şeytani qi avucu bir çeşit güç tarafından ele geçirilmiş gibi göründü ve parçalandı. Görünmez bir ilahi rüzgâr onu parçalara ayırmış gibi, bu kıyametin şeytani avucu sisin içindeki bir yanılsama gibi dağılmış ve bir gürültüyle duman tutamı haline dönüşmüştü…

 

Cennet ve Dünya arasındaki baskı kayboldu.

 

Kasırga dağıldı.

 

Ve altı şeytani İblistanrı avucu sanki ortadan kaybolan bir yanılsama haline geldi.

 

Her şey normale döndü.

 

Uzakta.

 

“Yedi gerçek kelimenin dördüncü kelimesi mi?”

 

Uzaktaki Yan Buhui’nin yüzünde bir şaşkınlık izi vardı.

 

Fakat çok çabuk normale döndü. O kibirli bir şekilde güldü. “Kader gelir, kader dağılır, kader sudur… [Duygusuzluğun Kalp Sutrasının] yedi gerçek kelimesi. Dördüncü kelime [Dağılır] senin gelişimin için. Haha, yaşlı adam Lu, eğer tüm duygularını keseceksen neden erkenden ölmüyorsun, yaşamanın anlamı nedir? Bir canlı olduğu müddetçe yedi duygu ve altı arzuyu gerçekten kesebilir mi? ”

 

Lu Zhaoge tekrar iç geçirdi ve başını iki yana salladı. “Birisi yapamaz.”

“Hahaha, sen bile imkânsız olduğunu biliyorsun.” Yan Buhui küçümsemeyle güldü. “Sen bile imkânsız olduğunu biliyorsun, o zaman sen [Duygusuzluğun Kalp Sutrasını] hiçbir zaman kusursuz bir duruma kadar geliştiremeyeceksin. Senin dövüş yolun sonsuza kadar kusurlu olacak. Senin dövüş gücün emsalsiz olsa bile sonunda [Duygusuzluğun Kalp Sutrasının] kalp şeytanıyla kıvranacaksın. Cehenneme düşecek ve sonsuza kadar acı çekeceksin.” “Peki ya sen?” Lu Zhaoge’nin gözünde acıma ve üzüntü vardı. O bir soru sordu. “Senin [Gökyüzü Şeytan Tutkusu Sutran] mükemmel bir duruma kadar geliştirilebilir mi? Sen bütün duygularını kesip ayırmıyorsun fakat sen tamamen nefretle örtülmüşsün. Gerçekte sen benim gibi bütün duygularını kesmesen bile. Yedi duygundan ve altı arzundan geriye sadece nefret kalacak; nasıl sayısız duyguya sahip olacaksın? ”

 

Yan Buhui bunu duyunca yüksek sesle güldü. “Kim sadece nefret ettiğimi söylüyor? Yaşlı adam Lu, senin gibi soğukkanlı bir hayvan asla bende ki bu nefretin nereden geldiğini anlamayacak. Konuşmanın faydası yok. Öl!”

 

O bitirmeden önce.

 

Bir adım öne attı ve vücudunun etrafındaki şeytani qi kabardı.

 

Arkasında yüzen şeytani qi okyanusu bir kez daha şiddetle fokurdamaya başladı.

 

Bu sefer ortaya çıkan şey şeytani qi’den oluşan bir avuç değildi. Fakat binlerce metre uzunluğunda bir gökyüzü şeytan figürünün ruhu çağrılmıştı. Önce baş sonra omuzlar ve kollar daha sonra gövde, ayak ve ayak bileği… Issız çağdan kaçmış gibi görünen bir uzay ve zaman şeytan ruhu, bu inanılmaz figür Cennet ve Dünya arasında yükselerek ortaya çıktı.

 

Bu uzay ve zaman şeytan ruhu Yan Buhui’nin arkasındaydı.

 

Her iki bacağı da havada küle gibiyken karnının etrafında sis kıvrılıyordu. Başı neredeyse Dokuzuncu Cennetten daha yüksekti.

 

Bu gerçek bir devasa [Uzay Zaman Gökyüzü Şeytan Ruhuydu].

 

Sadece ona bakmak bile korku hissettiriyordu.

 

“Hahaha… Tutkulu olmanın nefrete yol açtığı söylenir. Ama duygularını kesenler köpeklerden ve domuzlardan bile daha düşük. Sadece ölü insanlar duygusuz olabilir. Hadi kazanana karar verelim ve bugün burada her şeyi bitirelim.” Yan Buhui’nin figürü kahkahalarının ortasında yavaşça süzülüyordu.

 

O Bir göz açıp kapayınca kadar binlerce metre yükseldi ve [Uzay Zaman Gökyüzü Şeytan Ruhunun] başına ulaştı.

 

Daha sonra vücudu yavaş yavaş geri çekildi ve her iki kolunu açtığında yüzünde tuhaf bir gülümseme oluştu. Onun bedeni buz ve karda dağılmış gibi görünürken kendini [Uzay Zaman Gökyüzü Şeytan Ruhunun] başına gömdü.

 

“Hou!”

 

Başlangıçta sessiz olan [Uzay Zaman Gökyüzü Şeytan Ruhu] aniden canlanmış gibi göründü.

 

Bir gök gürültüsünden yıldırım çakması gibi iki kırmızı kötücül ışık aniden yayıldı. O, hava katman katman delinirken tanımlaması zor bir öldürme niyetiyle Lu Zhaoge’ye doğru saldırdı. Ölüm ve kana susamışlık, sanki bunlar cehennemden atılmış iki kan ruhu okuydu.

 

Öldürme saldırısı geldi.

 

Lu Zhaoge bakmak için kafasını kaldırdı.

 

[Uzay Zaman Gökyüzü Şeytan Ruhunun] önünde her şey karınca gibiydi.

 

Fakat o en ufak bir hareket yapmadı.

 

Bu iki kan kırmızı ölüm ışığı vücudunun on metre uzağına girdiğinde aniden görünmez bir enerji tarafından engellendi. Kırmızı ışık ışınları her yere dağıldı fakat nihayetinde ileriye doğru baskı yapamadılar.

 

“Ne kadar süre daha bunu engelleyebileceğini göreyim.”

 

[Uzay Zaman Şeytan Ruhunun] ağzı açıldı fakat çıkan ses Yan Buhui’ye aitti.

Bu devasa figür alçalırken yumruğunu salladı. Şeytani qi ve alevlerin birbiriyle kesişmesiyle sürtünme den oluşan kıvılcımlar çaktı. Gökyüzünün yarısı bir felaketle yutuldu ve siyah alevle yanan dağ gibi bir yumruk aşağı doğru indi.

 

Lu Zhaoge hala en ufak bir hareket yapmadı.

 

Boom!

 

Bu ateşli şeytani yumruk [Youyan Sınırı Savaş Tanrısının] on metre önüne geldi ve bir kez daha görünmez enerji tarafından engellendi.

 

Bu [Uzay Zaman Gökyüzü Şeytan Ruhu] parçalanmış bir kaya parçası gibiydi. Bir patlama ile parçalara ayrılırken parmakları, eklemler ve kemikleri gökyüzünün her yerine dağıldı.

 

Bu anda bunun yanlış bir his olup olmadığı bilinmiyordu fakat Ye Qingyu’nun da içinde olduğu herkes bu dünyanın yoğun olarak sarsıldığını hissetti. Gördükleri her şey titriyordu fakat ne olursa olsun enerji dalgalanmaları yoktu… “Kaplumbağa kabuğun gerçekten sıkı… Ne kadar süre dayanabileceğini görelim mi?”

 

Yan Buhui’nin sesi bir kez daha [Uzay Zaman Gökyüzü Şeytan Ruhunun] ağzından geldi.

 

Yumruğun parçaları havaya yayılarak yuan qi ipliği haline geldikten sonra yeniden biçimlendi. Beklenmedik şekilde en ufak bir şekilde zayıflamış görünmüyordu. Yeni kadar düzgündü ve bir kez daha kendini [Uzay Zaman Gökyüzü Şeytan Ruhunun] koluna bağladı.

 

Boom! Boom! Boom! Boom!

 

[Uzay Zaman Gökyüzü Şeytan Ruhu] bir kez daha yumruğunu salladı.

 

Bu sefer yumruk yavaş değildi.

 

[Uzay Zaman Gökyüzü Şeytan Ruhunun] yumruğu yıldırım gibiydi.

 

Yumrukların hızı şeytan ruhunun devasa figürüyle eşleşmiyordu. Onlar gölgeler ve seraplar gibiydi. Çevredeki uzmanlar bu büyük figürün kaç tane yumruk attığını açıkça göremediler.

 

Sonrasında herkesin gözündeki dünya bir resim gibiyken sanki bu resim herhangi bir zamanda parçalanabilirmiş gibi şiddetli bir şekilde sallanmaya başladı…

 

Yerde.

 

Ye Qingyu gökyüzündeki sahneye afallamış bir şekilde bakıyordu.

 

O zaten dünyanın sallanmadığını anlamıştı. Ayrıca Lu Zhaoge de sallanmıyordu— Lu Zhaoge başlangıçtan itibaren bir kaya kadar sabitti. Onun bir saç teli bile sallanmamıştı…

 

Herkesin gözündeki sahnenin sallanmasının nedeni görüş alanlarının görünmez bir enerji tarafından çarpıtılmış olmasından kaynaklanıyordu.

 

Bu iki büyük üst düzey uzmanın darbelerini karşılaştırmasıyla ortaya çıkan bir enerji dalgalanmasıydı.

 

Zaten basit bir enerji olarak tarif edilemezdi.

 

Bu iki büyük uzmanın gelişim âlemleri normal bir uzmanın dokunabileceği sınırları ve hayal gücünü aşmıştı.

 

[Uzay Zamanı Gökyüzü Şeytan Ruhunun] bir anda kaç tane yumru attığı bilinmiyordu.

 

Yavaş yavaş bazı insanlar artık onları gözleriyle görememeye başlamıştı. Görüş mesafelerindeki her şey çok karışıktı ve sanki iğneler saplanıyormuş gibi gözlerine keskin bir acı saplanıyordu. Daha düşük güce sahip olanların gözyaşları akıyor ve onlar büyük olasılıkla onlarca gün dinlenmeden kendine gelemeyecekti…

 

Ye Qingyu da gözlerinde keskin bir acı hissetmeye başladı.

 

Doğrudan doğruya savaşa bakamazken başını indirmeden edemedi.

 

Lu Zhaoge’nin sesi şu anda Cennet ve Dünya’nın arasında yankılandı – “[Dağılır].”

 

Garip bir dalgalanma parladı.

 

Daha sonra [Uzay Zaman Gökyüzü Şeytan Ruhunun] sisleri parçalara ayırıyormuş gibi çılgınca sallanan yumruğu bir kasırga tarafından kıyaslanamaz biçimde dağıtılıyormuş gibi gözüktü. Sonra kolları, omuzları, boynu, sonrasındaysa başı…

 

Bir İblistanrı gibi binlerce metre uzunluğundaki [Uzay Zaman Gökyüzü Şeytan Ruhu], rüzgârla parçalanmış bir kum tepeciği gibiydi. Ses çıkarmadan dağılırken daha fazla formunu koruyamadı. Şeytani qi’nin ipliği kum gibi dağılıp bu dünyadan kaybolan bir hiçliğe dönüştü. [Dağılır]!

 

Gerçekten dağılmıştı.

 

Dağ benzeri su canavarına benzeyen nesne gerçekten Lu Zhaoge’nin kelimesine göre: Sis veya duman gibi dağılmıştı.

 

Dağılan şeytani qi’den Yan Buhui’nin öfkeli feryadı çıktı.

 

Fakat yenilgisini önleyememiş gibi görünüyordu.

 

Gökleri sallayan şok edici bir aura, gökyüzünü örten şeytani qi, zaman ve mekânda yolculuk eden şeytani bir ruh, tutkulu gökyüzü şeytan gücü… Hiç biri sakin ve telaşsız [Dağılır] ile yüzleşemedi.

 

O kelime bir yasaymış gibiydi.

 

Başka bir açıklaması yoktu.

 

Göz açıp kapayıncaya değin her şey dağılmıştı.

 

Yan Buhui’nin figürü şu anda yavaş yavaş ortadan kaybolan şeytan qi bulutunda ortaya çıktı.

 

“Sana ait olmayan bir güç nihayetinde sana ait değildir. Bu yüzden, sen benim rakibim değilsin.” Lu Zhaoge, şeytani qi sisinden yavaş yavaş ortaya çıkan Yan Buhui’nin figürüne baktı ve hafifçe konuştu “Yaptığın şey çılgınca olabilir fakat nadiren aceleci ve sabırsızsın. Bu kez, Youyan Sınırına gelip bana karşı koymak senin kendi girişimindi, sana ait olmayan bir gücü ödünç almanın yanı sıra, kol yeninin altında başka hangi kartları saklıyorsun? ”

 

Yan Buhui sessiz kaldı ve konuşmadı.

 

“Geçmişin meselelerini bugün bitirelim.” Lu Zhaoge derin bir nefes aldı. Şimdiye kadar bile onun duyguları çok az miktarda sarsılmıştı. “Bugün, kaçamazsın. Neden teslim olmuyorsun, seni öldürmeyeceğimi garanti ederim.”

“Beni öldürmeyecek misin?” Yan Buhui alaycı bir şekilde güldü. “Bana daha önce yaptığını mı yapacaksın, beni hapsedecek misin? Ben hayatımı yaşamaya değmez miyim?”

Lu Zhaoge ciddi bir şekilde konuştu “En azından bu şekilde hayatını kurtarabilirsin. Her ne kadar nefretle yanlış bir yolda yürümüş olsan da. Son sefer seni ağır bir şekilde yaraladım ve en azından üç yıl iyileşememen gerektiğini ve bir süreliğine ortadan kaybolacağını düşündüm. Kim düşünürdü… Bu sefer geri dönmene ve düşmanlara yardım etmene izin vermem. ”

“Gerçekten mi?” Yan Buhui aniden tuhaf bir şekilde gülümsedi.

 

Ve neredeyse o anda anormal bir değişiklik vuku buldu.

 

Ahenkliydi fakat buz gibi bir ses herkesin kulağına hafifçe girdi. O evcil hayvanını kaybetmiş bir genç kız gibi görünüyordu ve şu an endişeyle soruyordu –” Siz benim küçük ayıcığımı gördünüz mü?”

 

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm
0
Lightning Novel
error: Kopyalamak yasak kardeş !!
%d blogcu bunu beğendi: