IGE Bölüm194: Yenilmez

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm

Bölüm194: Yenilmez

Çeviri: Noblesse

 

“Lu Zhaoge beni öldürmek istemiyor musun? Ben geldim, sen neden hala dışarı çıkmadın?”

 

Yan Buhui’nin sözleri eski bir dostuyla yeniden bir araya gelmiş gibiydi.

 

Sesi tüm Youyan Sınırı boyunca havada yankılanan bir İblistanrı şarkısı gibi yayılmıştı. Şu anda sayısız sivil bu çağın büyük haininin [Youyan Sınırı Savaş Tanrısını] tahrik etmesini açıkça duymuştu.

 

[Meltem Ve Ahmak Islatan Binasının] yıkılmış binasından iki ışık ışını çıktı.

 

Onlardan birisi öncüllerin komutanı Liu Siufeng idi.

 

Diğer figür de benzer şekilde gülümseyen başka bir kişiydi ve o Liu Siufeng’den bir kafa daha uzundu. Onun figürü zayıftı ve geniş giysisi vücudun da sürükleniyordu. Uzaktan bir parça giysi giyen bir bambu gibi gözüküyordu. Cüppenin alt kısmı sanki hiç bir şey yokmuşçasına savruluyordu. Bu adamın mandalina turuncusu kısa saçları ve geniş ağızlı at şeklinde bir yüzü vardı. İki kaşı da çok tuhaftı, onun iki kaşı da alnının merkezine çok yakın büyümüştü. İki kaşının ucu son derece kümelenmişken, bu iki kaşının yüzünden iki kılıç gibi sarkmasına neden oluyordu.

 

O Sağ Kampın komutanı Peng Yizhen idi.

 

Youyan Sınırının altı büyük figüründen biriydi.

 

Liu Siufeng’in görüşme yaptığını söylediği kişi oydu.

 

İki figür gökyüzüne yükselip bulutların üzerinde duran Yan Buhui ile yüzleşti.

 

“Bu hainin gücü bu kadar arttı mı?” Liu Siufeng’in yüzünde şaşkınlık ortaya çıktı.

 

Yan Buhui Youyan ordusuna ihanet edip ayrıldığında sadece kırk Ruh Pınarı aşamasındaydı. Ayrıldıktan bir yıl sonra yetmiş Ruh Pınarına ulaşmıştı. Üç yıl içinde seksen altıncı Ruh Pınarı aşamasına ulaşmış ve dördüncü yılda Acı Deniz aşamasına girmişti. Yan Buhui’nin bu yıllarda ki güç büyümesi şok ediciydi fakat o yine de Acı Denizi aşamasının ilk evrelerindeydi.

 

Bir ay önce ki kuşatma ve suikast operasyonunda onun gücünü sadece gözleriyle hesaplasalar da Yan Buhui’nin gücü bugünkü kadar fazla değildi. Yan Buhui gerçekten böyle bir güce sahip olsaydı, o zaman o kadar ağır bir şekilde yaralanmazdı. O neredeyse ölecekti.

 

Fakat henüz iki ay geçmemişti ama Yan Buhui’nin gücü Acı Deniz aşamasının orta evrelerine yükselmişti. Bu tamamen eşi benzeri görülmemiş bir şeydi.

 

Onun gelişimi Liu Siufeng ve Peng Yizhen’in Acı Deniz aşaması gelişimine benziyordu. Fakat şu an Yan Buhui ile yüzleştiklerinde boğulma duygusu hissediyorlardı. Rakiplerinin aurasının tırmanamayacakları ilahi bir dağ gibi, sanki her an düşmanlarını ezip parçalayabilecekmiş gibi okyanus kadar derin ve anlaşılmaz olduğunu hissediyorlardı. Şu anda bu iki zirve düzey uzman saldırmaya cesaret edemiyordu.

 

“Bu hain bazı gizli teknikler veya silah kullanıyor olabilir mi?” Peng Yizhen’in kılıç benzeri kaşları kıyas götürmez bir ifadeyle ciddi bir şekilde hareket etti.

 

Yerdeki Ye Qingyu’nun bakışları üç büyük uzmanın üzerinden ayrılmıştı.

 

O sürekli olarak alanı ararken küçük loli Song Xiaojun’un izini bulmaya çalıştı.

 

Daha ve daha da netleşen bir önsezi neredeyse, Ye Qingyu’nun boğulmasına neden olacaktı.

 

Küçük loli’nin kesinlikle bir yerde gizlendiğinden emindi.

 

Karanlığın Hareketsiz Şehrinin gücü kesinlikle Youyan Sınırına inmişti.

 

“Küçük kız, küçük kız eğer buradaysan, dışarı çıkmamalısın…”

 

Ye Qingyu kalbinden dua ediyordu.

 

Ancak ne kadar aradığının bir önemi yoktu küçük loli’nin hiçbir izini bulamamıştı.

 

Kısa bir elbise giymiş ve küçük bir kılıç tutan önceki genç kıza gelince onun da hiçbir izi yoktu.

 

Gökyüzünde.

 

“Yaşlı adam Lu ortaya çıkmazsan, senin tüm dalkavuklarını öldüreceğimden korkmuyor musun?”

 

Gökyüzünde tek başına duran ve bir İblistanrı gibi olan Yan Buhui’nin sesi gökyüzünün her tarafına yayıldı. Uzun süre Lu Zhaoge’nin ortaya çıkmadığını gördüğünde en sonunda biraz tedirgin olmuştu. O yavaşça elini kaldırdı ve yavaş yavaş önünde ki her şeyi ezeceğini gösteren bir baskı oluşmaya başladı.

 

Onun hareketlerini arkasında okyanus varmış gibi kabaran şeytani qi takip etti.

 

Şeytani qi’den yapılmış devasa bir avuç oluştu ve yolundaki her şeyi ezmek için öne doğru fırlayarak gökyüzünü örtmeye başladı.

 

Anında bulutlar ve rüzgâr hareket etti.

 

Cennet ve Dünya’nın yuan qi’si karışarak kesişti.

 

Gökyüzündeki bulutlar her tarafta çiçeklendi.

 

Liu Zongyuan ve Peng Yizhen’e doğru ezici bir şekilde inanılmaz derecede korkunç bir güç ilerledi. Bu şeytani avuç sanki efsanevi bir İblistanrı yaratığı uzayı ve zamanı parçalayarak iniyormuş gibi binlerce metre genişliğindeydi. Şu anda tüm Youyan Sıradağları titremeye başladı…

 

Yerde.

 

Ye Qingyu nefes almayı bile zor buluyordu.

 

O anda dağın altında sıkışmış bir kurbağa gibiydi. Hala bozulmadan kalan evler ve yapılar da etkilendi. Birbiri ardına parçalanmışlardı. Ye Qingyu tüm gücünü kullansa bile bir metre bastırıldı ve tüm bedeni derin bir şekilde toprağa gömüldü…

 

Acı Deniz aşamasının gücü bu muydu?

 

Ye Qingyu’nun kalbi tamamen hayrete düşmüştü.

 

Bu bir ölümlünün sahip olmaması gereken bir güçtü. O tamamen bir tanrı gibiydi.

 

Ye Qingyu hem Yanankan şeytan ayısını hem de kar beyazı şeytan kertenkelesini öldürdüğü zaman sakin ve zarifti. Fakat şu an sadece göklerdeki devasa şeytani avucun arda kalan gücüyle yüzleştiğinde bile tüm savaş gücünü kaybetmişti. O bu güce karşı direnme çalışırken acıyla boğuşuyordu…

 

Onun bedeninde ki yirmi Ruh Pınarı kaynamaya başladı. [Yüce Buz Alevi] daha hızlı bir şekilde titreşmeye başladı.

 

İçsel yuanının acı bir şekilde bastırılmış gücü, bu dışardaki uyarıcı baskıyı aldıktan sonra kabarmak ve patlamak üzereydi.

 

“Öl…”

 

Ye Qingyu yeminli bir şekilde dudaklarını ısırdı ve içsel yuanını zorla bastırdı.

 

Bu hayat ve ölüm anıydı. Onun içsel yuanı etkinleştiği an gökyüzünde ki Yan Buhui bunu kesinlikle fark ederdi. Bu hain kendi aurasına son derece duyarlıydı. O zaman haritaları verseler bile hala onun arkada kalmasını ve onu öldürmeyi istiyordu. Şu anda Yan Buhui tarafından keşfedilirse, o bir parmağıyla onu yok edebilirdi.

 

Ye Qingyu vücudundaki yuan qi’yi zorla bastırmak için elinden gelenin en iyisini yapmaya devam etti. O yavaş yavaş kararlı hale geldi.

 

Fakat gökyüzündeki Liu Siufeng ve Peng Yizhen’in durumu Ye Qingyu’nun ki kadar iyi değildi.

 

“Ai…” “Bu ne tür bir güç?”

 

Devasa şeytani qi avucu onları henüz bastırmadığı zaman iki büyük uzman yuan qi’yi engellemeye çalışmıştı. Fakat onlar bu durdurulamayacak gücün bir insanın gücüyle engellenebilecek bir şey olmadığını keşfetmişlerdi. Göğüslerinde ve bileklerinde sanki kopmuş gibi keskin bir ağrı hissediyorlardı. Onlar bir ağız taze kan tükürürken bedenleri geriye doğru uçmuştu.

 

Zirve düzey iki uzman tarif edilemez derecede şok oldu.

 

Gelişim ve savaş gücü karşılaştırıldığında iki ay önce Yan Buhui’yi yenemeyecek olsalar da, onlardan herhangi biri yenilmeden Yan Buhui’ye karşı bin hareket yapabilirdi. Şu anda ikisini birleşik gücüyle bile tek bir harekette ağır yaralanmıştılar…

 

Bu ne tür bir güçtü?

 

Sadece arta kalan dalgalarıydı. Devasa avucun içi henüz onların üzerine inmemişti fakat ikisi de zaten ağır mı yaralanmıştı?

 

Peng Yizhen ve Liu Siufeng öfkeyle kükrerken dışarı çıktılar ve yuan qi’lerini sonuna kadar etkinleştirdiler. Altınsı bir parlaklık bedenlerini tamamen kapladı ve altın ışık çizgisinden sonra çizgisi bedenlerinden patladı. Havada iki küçük altın güneş ortaya çıkmış gibiydi…

 

Geriye doğru titreyerek yüzlerce metre uçtuktan sonra dengeli hale gelmek için neredeyse tüm güçlerini harcamışlardı.

 

Savaşın gelgiti açıktı.

 

İki büyük figür kesinlikle Yan Buhui’nin rakibi değildi.

 

“Hahahaha…”

 

Yan Buhui gökyüzünde uzun bir kahkaha attı.

 

Devasa şeytani qi avcunun geçtiği her yerde hava titremiş ve sanki uzay parçalara ayrılmıştı.

 

Çevredeki Formasyon gemileri de titremeye ve sarsılmaya başlamıştı. Özellikle ön taraftaki onlarca gemi sanki büyük bir okyanusta girdaba sürüklenen küçük sallar gibiydi. Onları kontrol etmenin hiçbir yolu yoktu ve korkunç hava akımları tarafından sürüklenmişlerdi. Hava da dönmelerine engel olamadılar ve gemiler hızlı bir şekilde titreşirken Formasyon düzenlerinde korkunç bir patlama gerçekleşti. Formasyonlar devasa şeytani qi avcunun baskısına dayanamamış ve patlamıştı.

 

Enerji kaynağı olan Formasyonları kaybeden hava gemileri ipi kesilmiş bir uçurtma gibiydi. Havadan düştüler…

 

Ye Qingyu hayatını riske atıp yerde biraz sürünürken gökyüzüne doğru baktı. O molozların içinde uzanırken gökyüzünde meydana gelen her şeyi gördü.

 

Böyle bir sahne çok gülünç ve inanılmazdı. Bir İblistanrı gibi olan Yan Buhui ile yüzleşen sayısız savaş gemisi ve [Youyan Ordusunun] uzmanları büyük bir ejderhayı çevreleyen bir karınca grubu gibiydi.

 

“Zirve düzey bir uzmanın etkisi gerçekten bu kadar korkutucu mu?”

 

Ye Qingyu duyguyla iç geçirdi.

 

O uzun zaman önce savaşta zafer ve kaybın strateji, askeri güç, Formasyonlar, kaynaklar ve benzerleri olduğuna karar vermişti. Fakat Yan Buhui’nin herkese hükmetmesini görmesi bu önyargısını tamamen parçalamıştı.

 

Youyan Sınırını İmparatorluk özenle geliştirirken saldırılardan zarar görmeyeceği iddia ediliyordu. Fakat Yan Buhui tarafından sinsice istila edilmişti. Ve büyük bir tantana ortaya çıkarmıştı. Onu yenebilecek hiçbir güç yok gibi görünüyordu.

 

Gökyüzünde.

 

Yan Buhui, ölümlü dünyasında mücadele eden her kesin gözünden kaçmış bir usta gibiydi.

 

“Hahaha… Lu Zhaoge, eğer beni karşılamaya cesaret edemiyorsan, o zaman dişlerini ve pençelerini keserim. Haha…” Yan Buhui bunu söyledi ve havada ki dev şeytani qi avcunun hızını artırdı. O ayın üstündeki bulutlar gibi Liu Siufeng ve Peng Yizhen’in yönüne doğru ilerledi ve yolundaki her şeyi tamamen yok etti.

 

Youyan Sınırının iki büyük figürünün yüzleri şu an tamamen değişmişti.

 

Böyle bir güçle yüzleşirlerse onu tamamen engelleyemezlerdi.

 

Büyük avucun gözlerinin önünde olduğunu gören her ikisi de kaçmak istedi. Fakat korkunç bir qi tarafından kilitlenmişlerken bedenlerini en ufak bir şekilde hareket ettiremiyorlardı. Bedenlerinin her yerinde sanki toza dönüşmek üzereymiş gibi keskin bir acı hissediyorlardı…

 

Youyan Sınırı içinde bu an sayısız insanın yüzü solgunlaştı.

 

Uzaklara saklanmış Liu Zongyuan, Wen Wan ve askeri savaş subayları öfkeyle kükreyerek onları kurtarmak için dışarı fırladılar…

 

Ve bu anda –

 

Xiu!

 

Sınır Lordunun konağının dışında her şeyi kesen bir kılıç ışığı ortaya çıktı.

 

Altın bir kılıç ışığı.

 

Geçtiği her yeri kesen.

 

Kılıç ışığı bir şimşeğe dönüşüp devasa şeytani qi avcunun içinden su emiyormuş gibi geçti. O devasa şeytani avucu tamamen dağıttı.

 

Liu Siufeng ve Peng Yizhen hızla geri çekildi.

 

Gökyüzünde, yerde, her yönde, tüm Youyan Sınırında çılgın çığlıklar ve alkışlar patlak verdi.

 

Her asker ve sivil çığlık atarken heyecanla bağırdı.

 

Böyle bağırışlar ve alkışlar bir tsunami gibi, gök gürültüsü gibi, ilahi bir şarkı gibiydi. Youyan Sınırına ilahi bir güç yayılmaya başlamıştı.

 

Başlangıçta ki trajik atmosfer tamamen uzaklara süpürüldü.

 

Çünkü Youyan Sınırında bir yıldan uzun bir süre yaşamış olan herkes, o kılıç ışığını gördükleri anda tüm korku ve endişelerini bırakırdı. Bütün acı ve tehlikeleri unutacaklardı çünkü o altın kılıç ışığının temsil ettiği şeyi biliyorlardı. Onun anlamı – [Youyan Sınırı Savaş Tanrısı], Lu Zhaoge idi.

 

İmparatorluğun bu dönemdeki yaşayan efsanesi.

 

Yenilmez bir insan efsanesi.

 

Youyan Sınırının savaş tanrısı yaklaşık on beş dakika sessiz kaldıktan sonra nihayet harekete geçmişti.

 

Bu, Ye Qingyu’nun Lu Zhaoge’nin ilk kez hareket ettiğini gördüğü zamandı.

 

Birisi bu kılıç ışığından gözlerini delmesinin dışında herhangi bir enerji veya dalgalanma hissetmezdi. Fakat o devasa şeytani qi avucunu parçalamıştı. Bu saldırıda yer alan savaş yolunun incelik ve derinlikleri, Ye Qingyu’nun mevcut gelişim ve deneyim seviyesiyle anlaşılamazdı.

 

Onun “Şeytan qi” veya “İblis qi” olduğu varsayılabilir miydi?

 

 

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm