IGE Bölüm181: Değerlendirme

5 Eylül 2018
0
Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm

Bölüm181: Değerlendirme

Çeviri: Noblesse

 

Önceki bölüm | Sonraki bölüm

 

“Bay Liu geldiniz…” Liu Zongyuan sözleriyle onu selamlarken, o arkasındaki Beyaz At Kulesini işaret etti.

 

Liu Yuqing hafif bir şekilde gülümsedi. “Ben burada bir meselenin cereyan ettiğini duyduktan sonra bakmak için geldim.”

 

“Fakat sizin buraya gelip bakmanıza gerek yoktu.” Li Zongyuan afallamıştı fakat Liu Yuqing’in yüzündeki hafif gülümsemeyi gördüğünde birdenbire anladı. O bir şaşkınlıkla konuştu, “Bay Liu bu sonucu uzun zamandır biliyor muydunuz?”

 

Liu Yuqing başını salladı. “Büyük ölçüde tahmin etmiştim. Marki Ye’nin yaptığı şeyler insanların beklentilerinin dışında. Fakat o kendine güvenmezken nadiren bir şeyler yapar. Yan Buhui ile karşılaştığı zamanki gibi, onun pençelerinden kaçabildi. Beklentilerime göre o [Hayaletlerin Endişesiyle] ile karşı karşıya kalsa bile onu üstlenebilmeli. ”

 

Liu Zongyuan, uzun zamandır Askeri Meclis strateji uzmanının düşüncelerine büyük hayranlık duyuyordu. Onu dinlerken başını salladı. “Bu doğru, Zhang San öfkelenerek çılgınca onun üstüne gitti. O saldırsa da neredeyse hiçbir avantaj elde edemedi. Kardeş Ye, sadece küçük bir dış yaralanma aldı. İki ya da üç saat dinlendikten sonra iyileşecektir… ” Liu Zongyuan bunu söylediği gibi biraz sorgulayıcı bir tonda şöyle dedi.“ Bay Liu, Kardeş Ye’nin gücü, sahip… ”

 

Liu Yuqing kafasını salladı. “Ben bilmiyorum. Belki de onun kol yeninde bir as vardır ve sahte Acı Deniz aşaması uzmanlarından korkmuyordur. Ben onun düşüncelerini göremiyorum. Fakat mevcut duruma göre bu kişinin kaderinde bir gölette yaşamak yok. Bu onun sadece geçici kış uykusu; onun fırsatı bir kez geldiğinde ve rüzgârla yağmuru deneyimledikten sonra o bir ejderhaya dönüşerek yukardaki Dokuz Cennete yükselecektir. Onun gelecekteki başarılarını hiçbir şekilde tahmin edemiyorum.”

 

Böyle uç bir değerlendirme.

 

Liu Zongyuan hafızasında Bay Liu’dan daha önce hiç kimse için böyle bir değerlendirme duymamıştı.

“Sen bugün Zhang San’a karşı mı gittin?” Liu Yuqing bir gülümsemeyle sordu.

 

Liu Zongyuan acı bir gülümseme ile başını salladı. “Çok büyük bir telaşe içerisindeydim. Lider Zhang çok zalim işler yapıyor. Marki Ye’nin ellerinin altında öldüğünü düşününce, bu yüzden… “

 

“Güneş doğarken kaybedebilirsin fakat günbatımında da kazanç elde edebilirsin. Bu senin için belki de şanslı bir olaydır. Zhang San aldığı tüm hakaretlerin karşılığını verecektir. Yakın gelecekte dikkatli olmalısın. Liu Yuqing hatırlattı, “Marki Ye’yi seçtiğine göre neden bu yolun tamamen sonuna kadar gitmiyorsun. Belki de seni bekleyen bambaşka bir dünya vardır.”

 

Liu Zongyuan başını salladı. ” Tavsiyeleriniz için teşekkür ederim Bay Liu.”

 

Arkasındaki Öncüllerin askeri subayları bu sözleri duyduklarında şok olmak dışında birçok bilgide topladılar. Kalplerindeki endişe yavaş yavaş dağıldı. Onlar Liu Zongyuan’ın sırdaşlarıydı; onların gücü sadece olağanüstü değildi aynı zamanda onların düşünceleri de son derece çevikti. Bunu duyduklarında, üstatlarının eylemlerinin bir anlık fevrilik olmadığını anladılar. Onun derin bir şekilde düşünmüş olduğu bir karardı.

 

Bu Marki Ye orduda ki Zhang San gibi büyük bir figürle gerçekten mücadele edebilir miydi?

 

Ne olursa olsun, herkes çok açık bir şekilde üstleri Liu Zongyuan’ın seçimini yapmasından sonra kaderlerinin Ye Qingyu’yla birlikte ya yükseleceğini ya da düşeceğini anlamıştı.

 

Liu Zongyuan biraz daha konuştuktan sonra ellerini veda etmek için kenetledi ve görevi için kampa doğru koştu.

 

Liu Zongyuan ve Xing’er yavaş ve sakince yürüdüler.

 

Ne zaman başladığı bilinmese de kar bir kez daha havada süzülüyordu.

 

Xing’er parmak uçlarında durarak Liu Yuqing için yağlı kâğıt bir şemsiyeyi kaldırdı. Onun gözyuvaları fırıl fırıl döverken onun adil yüzünde merak izi vardı. “Bayım, Zhang San gerçekten yaralandı mı?” “Seni küçük adam bunu uzun süre önce gördüğün halde neden bana soruyorsun?” Bay Liu bir gülümseme ile azarladı. “Senin güç ve gelişimin benimkinden çok daha yüksek ama sen bana soruyorsun. Bu yaşlı adamın zavallı görme yeteneğine mi zulmediyorsun?”

 

Xing’er dilini çıkardı. “Bay [Resim Azizinin] gözleri en iyisidir.”

 

Liu Yuqing her zaman kişisel öğrencisini şımartmıştı. Bir gülümsemeyle, “En, Zhang San yaralandı ve yaraları hafif değil. Bu Ye Qingyu’yu artık daha fazla göremiyorum. O gün Youyan Sınırına dönüp beni gördüğünde ve kendi deneyimlerini anlattıktan sonraki İlk sözleri Zhang San’ın hangi gelişim seviyesinde olduğunu sormaktı. O zamandan bugünkü meseleleri zaten tahmin etmiş gibi görünüyordu. Onun öngörüsü biraz korkutucu. ”

 

Xing’er ofladı ve karşıt bir tonda şöyle dedi: “Bayım bu adamı abartıyorsunuz. Belki de Zhang San’ın kendini intikam almak için bulacağından korkmuştu ve bu yüzden önceden sizden bilgi istemişti.”

 

Liu Yuqing küçük öğrencisine bir bakış atıp bir gülümseme ile şöyle dedi “Söylediklerin olasılıklar dâhilinde ama bir noktayı kaçırıyorsun. Onun bugün Zhang San’ı saldırıya geçmesi için kışkırtmasına bakılırsa her şey onun planları dâhilinde olmalı. Bu onunla görüşen Zhang San’ın kendi sıkıntısı sayılabilir. Onun bu sıkıntıyı geçirip geçiremeyeceği şansına bağlı olacaktır. ”

“ Zhang San’ın sıkıntısı mı? ”Xing’er-in gözleri genişçe açıldı. “Bayım, aşırı abartmıyor musunuz? ”

 

Liu Yuqing gülümsedi fakat bir şey söylemedi.

 

Gökyüzünde süzülen karlara baktığında onun kalbi yavaş yavaş ağırlaştı.

 

Beyaz At Kulesindeki üç yumruk savaşının etkisi bugün çok çabuk ortaya çıkacaktır. Youyan Sınırında bu günlerde son derece sıkıştırılmış barut varilleri olduğu söylenirse Ye Qingyu’nun bugün ki eylemleri bu barutun patlamasına neden olacak fitil haline gelecekti.

 

Ve şu anda fitil halen yanıyordu.

 

… … … …

 

Tedarik bölümü.

 

Liderin büyük salonu.

 

Zhang San adım adım platformun üstüne yürüdü. Onun tüm adımları aşırı derecede yavaştı.

 

O arkasındaki muhafızlara çekilmesini emrettiğinde Zhou Ruyun arkasından ölümcül derece soluk yüzüyle, saygıyla onu takip ediyordu.

 

Zhang San büyük salona girdiklerinde ve aralarında sadece son adım olduğunda aniden durdu. Uzunca bir süre ayaklarının üzerinde durdu, ileriye doğru en ufak bir hareket yapmadı.

 

Arkasından takip eden Zhao Ruyun bir şeylerin biraz garip olduğunu hissetti.

 

Başlangıçta liderin ne düşündüğünü sormak istedi fakat bir ses çıkarmaya cesaret edemedi. Sessizce Zhang San’ın arkasında durdu.

 

Totalde on beş dakika sonra.

 

“Tut beni.” Zhang San aniden ağzını açtı, o sesini bastırmıştı.

 

Zhao Ruyun şaşırmıştı. “Ne?”

 

Zhang San yavaşça başını kaldırdı. “Gel ve bana yardım et.”

 

Zhao Ruyun aniden anladı. Kalbi muazzam bir şaşkınlıkla dolmuşken Zhang San’ın kolunu tutmak için hızlı bir adım attı. Zhang San bir ağız dolusu havayı hafifçe soludu ve Zhao Ruyun’un yardımı ile büyük salonda adım adım ilerledi. Onlar kapıdan girdikten sonra salonun kapılarını kapattılar.

 

Büyük kapıların kapandığı anda – “Pok!”

 

Zhang San’ın figürü şiddetle titrerken ağzından bir ağız dolusu kan fışkırdı.

 

Büyük salonun pürüzsüz ve cilalı yeşim benzeri zeminine kırmızı taze kan düştü. Işık ‘chi, chi’ sesleriyle yoğun bir soğukluk yayan kıpkırmızı buza dönüştü.

 

“Üstat, sen…” Zhao Ruyun çok şaşırdı.

 

Zhang San bir şey demeden ellerini salladı. Doğrudan meditatif bir duruşa oturdu ve yuan qi’sini yenilemek için deveran ettirdi.

 

Tüm figürünü saran turuncu bir ışık vücudunun içinden çıkmış gibi görünüyordu. Bütün bedeni kavurucu ve yanan bir aleve dönüşmüş gibiydi. Aslen biraz karanlık salon anında tamamen parlak hale geldi. Sıcak hava tüm alanı doldurdu.

 

Zhao Ruyun şaşkınca bir tarafında durdu.

 

Daha önce Zhang San’ın parmak uçlarından kan damladığını ve yaralandığını görse de, yaralanmalarının bu kadar ciddi olduğunu asla hayal etmemişti. Zhang San’ın tırmanırken, yavaşça adım adım yürümesinin nedeni bir şeyleri düşünmesi değildi. O yaralanmaları çok ciddi olduğu için normal bir şekilde yürüyemiyordu.

 

Zaman an be an geçti.

 

Zhou Ruyun’un tüm kişiliği bastırılmışken zor ifade edilecek bir korku yaşıyordu.

 

Tam iki saat daha geçti.

 

Zhang San ancak o zaman turuncu alevleri yavaş yavaş vücudunun içinde geri çekti.

 

Onun yüzü biraz daha dinçti. Büyük salonun derinliklerine doğru yürüyerek büyük beyaz bir yeşim sandalyeye oturduktan sonra hafif bir nefes verdi. “Bu Ye Qingyu, böyle garip bir buz gücünü kontrol edebiliyor. Kısa bir süreliğine neredeyse tuzağa düşüyordum.”

 

O bunu söylerken olayların sonrasında endişe hissetti.

 

Bu garip güç kemiklere girmiş bir kurtçuk gibiydi sanki giremeyeceği bir yer yoktu. Acı Deniz aşamasındaki ateş gücü bu gücü engelleyememekle kalmamıştı aksine iç organlarına saldırmıştı. Eğer yaşam yuan qi’sini harcayarak onu zorlukla yok etmeseydi büyük olasılıkla şu an bir buz bloğuna dönüşmüş olurdu.

 

“Üstat, şu an… İyi misiniz?” Zhao Ruyun atıldı ve endişeyle sordu.

 

Zhang San ona bir bakış attı. “İyiyim, gidebilirsin.”

 

Zhao Ruyun bir şey söylemeye cesaret edemedi ve geri çekildi.

 

Birkaç adım ilerledikten sonra Zhang San’ın sesi onun arkasından geldi, “Bugün burada olan şeyler diğer insanlar tarafından bilinmeyecek.”

 

Zhao Ruyun anladığını aceleyle gösterdi.

 

… … … …

 

Beyaz At Kulesi.

 

Ye Qingyu, Wen Wan’ın birkaç günlüğüne küçük Gümüş Ejderhayı oynamak için ödünç almak istediği konusunda ısrar etmeye çalıştığını görmüştü.

 

Anne Wu’nun gönderdiği akşam yemeğini yiyen Ye Qingyu temiz eğitim odasına geri döndü.

 

Beyaz At kılıç kölesi Bai Yuanxing’in kalbi kelimeleri kullanarak açıklaması zor bir duyguyla dolmuştu. O uzun yıllar sonra göğsünü gerebileceğini hissediyordu. Genelde ona küçümseme ile bakan insanlar şimdi onun iyi arkadaşları olamayacakları gerçeğinden nefret ediyordu.

 

Kalbinde ki sayısız endişe bir gün içinde tamamen dinmeye başlamıştı.

 

Beyaz At kulesinin yeni ustasına daha şimdiden ibadet etmeye başlamıştı.

 

Beyaz At kulesinin laneti yeni ustanın üzerinde hiçbir sonuç gösterememişti.

 

Bai Yuanxing’in atalarının son isteklerini tekrar yerine getirdiği görülebiliyordu. Beyaz At Kulesi yakında tekrar yükselecekti.

 

Xiu! Xiu! Xiu!

 

Bai Yuanxing yıldırım gibi kılıçlarıyla kılıç üzerinde eğitim yapmak için elinden geleni yaptı.

 

Yeni ustasının güçlü gösterisi onu heyecanlandırmanın dışında, ona eşi benzeri görülmemiş bir canlılık kazandırdı. Şu an tükenmez bir enerji kaynağı olduğu hissederken gelişim yaptığı zamanki hızı normalden çok daha yüksekti.

 

“Gücümü çabucak yükseltmem gerekiyor. Ancak o zaman Ustamın arkasında durmak için gerekli niteliklere sahip olabilirim.”

 

Bai Yuanxing kalbinden yemin etti.

 

Sonunda yeni hayatına hoş geldin dediğini hissediyordu.

 

… … … …

 

Sonraki üç günde.

 

Ye Qingyu gelişim yapmak için Beyaz At kulesinin içinde kaldı.

 

Saygılarını sunmak için gelen çok sayıda insan olsa da hepsi Anne Wu tarafından dışarıda tutuldu. Anne Wu’nun yüzündeki yaralanmalar zaten geçmişti bu yüzden bir kez daha dışarıda süpürgesini sallıyordu. O Beyaz At kulesinin kapısında dururken saygılarını sunmaya gelen çeşitli gruplardan birçok insanı dışarda tutmuştu. Neredeyse bir anda Beyaz At Cadalozunun ünü bir kez daha yayılmaya başlamıştı.

 

Zamanı ele alırsak Kar İmparatorluğunun en soğuk mevsimi çoktan geçmişti.

 

Şu an ilkbahar mevsimiydi.

 

Hava daha önce olduğu gibi soğuk değildi. Şehrin köşelerinde ki birikmiş karlardan çıkan Brüksel lahanaları hafif bir yaşam gücü yayıyordu.

 

Sıcaklığın yükselişi İnsan Irkının ordusu için son derece yaralı bir durumdu.

 

Ve Kar Alanı Şeytan Sarayı tüm hayatlarını Kuzeydeki Patlayıcı Kar Buzulunda geçirdiği için bu onlar için iyi bir haber değildi.

 

Önceki bölüm | Sonraki bölüm

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm
0
Lightning Novel
error: Kopyalamak yasak kardeş !!
%d blogcu bunu beğendi: