IGE Bölüm180

5 Eylül 2018
0
Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm

Bölüm180: Şok ve şüpheler

Çeviri: Noblesse

 

Önceki bölüm | Sonraki bölüm

 

Ye Qingyu’nun bir Acı Deniz uzmanıyla yüzleşmesi sonucunda özelliklede Zhang San gibi Acı Deniz aşamasına çok uzun bir zaman önce ulaşan biriyle yüzleşmesiyle hayatta kalmasını beklemiyorlardı.

 

Bu Cennet ve Dünya arasındaki fark gibi iki farklı âlemdi.

 

Wen Wan’ın çıldırmış olmasının sebebi Ye Qingyu’nun hayatta kalma şansının zayıf olduğunu bilmesindendi.

 

Liu Zongyuan bile öfkesinin üstesinden gelememiş ve Wen Wan’ı bırakmıştı. O hiçbir şeyi umursamadan yüksek sesle bağırdı, “Lider Zhang, sen çok zalimsin. Ye Qingyu, İmparatorluğun gelecekteki yıldızı ve Youyan Sınırına büyük katkıda bulundu. Onu istediğin gibi öldürmeye çalışman senin son yıllarda yaptığın şeylerin çizgisinin çok üzerindedir. Bugün ne olursa olsun bize bir hesap vermen gerek. ”

 

Liu Zongyuan, Zhang San’la olan tüm dostane ilişkilerini tamamen kopartmıştı.

 

Lin Lang, Yi Sance ve diğerleri sadece soğuk bir şekilde küçümsemişlerdi.

 

Zhang San sertçe dönerek Wen Wan ve Liu Zongyuan’a soğukça baktı. Öldürme niyeti kalbinden dışarı sızdı. “Haha, insanları ısıracak olan köpekler havlamaz. İkiniz neye sahipsiniz ki, daha önce önümde osurmaya bile cesaret edemezken şu anda çılgınca havlıyorsunuz? Haha, eğer bir kişiyi öldürmek istersem sizin gibi iki küçük köpeğe sorup rapor mu vermem gerekiyor? ”

 

“Çöp, seninle ölümüne savaşacağım.” Wen Wan, saldırmak için ileri atılan çılgın bir kaplan gibiydi.

 

O anda “Yaşlı Wen, çabuk dur.”

 

Tanıdık bir ses geldi.

 

Herkes görüşlerinin bulanıklaştığını hissederken Zhang San’ın arkasındaki tozun içinden bir figürün parlayıp Wen Wan’ı tuttuğunu gördü.

 

Beyaz elbisesi kar gibiydi.

 

Bu kişi Ye Qingyu’ydu.

 

“Bırak beni, seni sikik …” Wen Wan’ın geri çekildikten sonraki ilk içgüdüsel tepkisi öfkeyle kükremekti. Fakat birdenbire bir şeyi fark ettiğinde sadece biraz çığlık attı. Başını çevirdiğinde yanında korkunç derecede tanıdık olan yüzü gördü. Aslen uzun süre önce öldüğünü düşündüğü adam hala hayattaydı.

 

Onun zihni tamamen boşaldı.

 

“Kardeş Ye, sen… Sen hala hayatta mısın?” Liu Zongyuan zihninsen durumunu ilk dengeleyen ve tepki veren kişiydi.

 

Ye Qingyu’nun yüzünde çaresizlik vardı. “Diyorum ki, Yaşlı Wen bana biraz daha fazla güvenebilir misin, ben neden öleyim? Haha, ben Yan Buhui’nin bile öldüremediği bir insanım. Beni öldürmek isteyen kim olursa olsun en azından küçük bir bedel ödemek zorunda kalır! ”

 

Liu Zongyuan bir şey söyleyemeden önce onun yanında ki Wen Wan yine çılgına döndü.

 

“Piç…” Wen Wan öfkeyle kükredi ve Ye Qingyu’nun göğsüne bir yumruk attı. “Ben anasını siktiğim bir şekilde insanları korkutmaman gerektiğini söylediğimi hatırlıyorum ama yine ölü gibi davrandın!” “Ai …”

 

Ye Qingyu ağzını açtı ve bir ağız kan tükürdü.

 

“Eh? İyi misin?” Wen Wan buna şok olduktan sonra hızla attığı ikinci yumruğu geri çekti.

 

Ye Qingyu’nun acı bir yüzü vardı. “Bana birkaç kez daha vurursan, gerçekten iyi olamayacağım… Yaşlı Wen, biraz nazik ol… Seni her gördüğümde yumruklarınla karşılaşıyorum. Her seferinde bana psikolojik bir baskı uyguladığını görebiliyorum.”

 

Wen Wan yumruklarını içerlemiş bir şekilde salladı. “Ben senin baban sadece senin için endişelendim, küçük piç…”

 

Ye Qingyu da kalbinden etkilendi.

 

Bu kez Wen Wan ve Liu Zongyuan, Youyan Sınırındaki devasa figürlerden biri olan Zhang San’a karşı telaşla harekete geçmişlerdi. Zhang San kimdi? Ye Qingyu bugün, önündeki iki insanın Zhang San’ı onca kişinin önünde azarlamak için ne kadar cesarete sahip olduğunu anlayabiliyordu.

 

Özellikle Liu Zongyuan. Ye Qingyu onu daha önce de bir arkadaş olarak görüyordu ama sadece normal bir arkadaş olarak.

 

Fakat şimdi Ye Qingyu askeri savaş subayının gerçek bir adam olduğunu anlamıştı. Kesin ve kararlı bir insandı, gerçekten tanımaya değer bir insandı.

 

Ye Qingyu duygularını ifade edecek kelimeler bulamıyordu.

 

Fakat böyle bir sahneyi daima hatırlayacaktı.

 

Wen Wan sadece Ye Qingyu’yu yukarıdan aşağıya doğru inceledikten ve gizlenmiş herhangi bir yarası olmadığını doğruladıktan sonra endişelerini dindirebildi.

 

Diğer insanlara gelince onlar çıkamayacakları aşırı bir şok haline girmişlerdi.

 

Ye Qingyu hala hayatta mıydı?

 

Dahası, yaraları da ciddi görünmüyordu…

 

Bu…

 

Bu anda sayısız bakış Zhang San’a doğru döndü.

 

Ordudaki bu büyük figür ilk anda Ye Qingyu’yu katledememişti. Bu üç büyük ve dehşet verici sesin yanı sıra neredeyse tüm Beyaz At Kulesinin çökmesine neden olan yuan qi dalgalanması da neydi peki? Ye Qingyu doğrudan Zhang San’a karşı savaşmış ve karşı koymuş olabilir miydi?

 

Lin Lang, Yi Sance, büyük kamplardan ya da gruplardan çeşitli insanların olup olmadığı fark etmeksizin hepsi bu konunun biraz saçma olduğunu hissetti.

 

” Ne oldu böyle?” Lin Lang gizlice Zhao Ruyun’a sordu.

 

Zhao Ruyun’un yüzü ölü gibi solgundu. Kafasını sallasa da bir şey demedi.

 

O aptal bir domuz bile olsa olanları kesinlikle şu an salonda açıklamaması gerektiğini biliyordu. Aksi halde Zhang San kesinlikle onun hayat ipini keserdi. Zhang San için bu mesele kesinlikle çok büyük bir aşağılamaydı. O kesinlikle kimsenin aşağılanmasından haberdar olmasına izin vermezdi.

 

Zhao Ruyun şu anda muazzam derece de panik ve şok olmuştu.

 

Ye Qingyu’nun doğrudan doğruya savaşabileceğine ve bununla da kalmayıp Zhang San’ı yaralayabileceğine inanmasının hiçbir yolu yoktu.

 

O gerçekten Ye Qingyu’nun hiçbir şeyini göremiyordu.

 

Fakat emin olabileceği bir nokta vardı. Zhao Ruyun Ye Qingyu gibi bir canavarla asla yüzleşemeyeceği konusunda tüm yaşamı üzerine yemin edebilirdi. O kalbinde ne kadar çaresiz ve mağlup hissetse de kendisiyle Ye Qingyu’nun aynı seviyede olmadığını itiraf etmeliydi.

 

Büyük salonun atmosferi biraz garipti.

 

“Küçük şey, kim gelişim seviyenin bu kadar olduğunu düşünebilirdi. Yanılmışım gibi görünüyor.” Zhang San, soğukça homurdanırken Ye Qingyu’ya baktı. “Fakat yine de yeterli değilsin. Beni devirmek istiyorsan hala yürümen gereken çok yol var. Bekle ve gör, bir gün gerçek gücümü göreceksin.”

 

Zhang San cümlesini bitirdiğinde büyük salonun dışına doğru yöneldi.

 

Büyük kapıdan içeri giren kalabalık doğaüstü varlıklar, kıvrılan yılanlar veya akrepler gibi bir geçit açmak için koşuşturdular.

 

Zhang San, Zhao Ruyun’la birlikte Beyaz At Kulesinin dışına doğru geniş salondan uzaklaştılar. Dışarıdaki dört askerin korunmasıyla sokaklarda yavaşça ortadan kayboldular.

 

O anda gökyüzü zaten kararmıştı.

 

Güneşin son ışıltısı sokaklara indi.

 

Yasak zamanı gelmek üzereydi. Sokaklarda çok az insan kalmışken caddeler son derece genişti.

 

Zhang San’ın alacakaranlıktaki figürü biraz yalnız görünüyordu.

 

O ne düşüneceğini bilmeden birdenbire Beyaz At Kulesine bakmak için döndü.

 

Sırtı güneşe dönük olduğu için vücudu ışık ışınlarını engelliyordu. Bu yüzden şu anki yüz ifadesi gölgelerle kaplıydı ve son derece belirsizdi. Fakat gözlerinde kavisli ve uzun kılıçlar gibi parlayan derin bir soğukluk vardı.

 

Bu bakışları gören herkesin kalbi titrerdi.

 

Sadece Zhang San ve diğerleri uzakta ki bir köşede kaybolunca insanların büyük çoğunluğu rahatlayabildi.

 

Herkesin bakışları bir kez daha Ye Qingyu’ya döndü.

 

Herkes onları derinden şok eden bu genç adamı yeniden değerlendirmeye başladı.

 

Başlangıçta herkes onun sadece küçük bir karakter olduğunu düşünmüştü. Fakat şu anda daha derinden düşünmeden edemediler. Bu genç adam Youyan Sınırına geldiğinden beri olan şeylerin dikkatli bir şekilde düşündüklerinde giderek daha fazla insan Beyaz At Kulesinin yeni ustasının göründüğü kadar basit olmadığını fark etti.

 

En azından bugünkü meseleden, Ye Qingyu’nun Zhang San’ın üç yumruğunu karşı doğrudan savaşmış olması çok muhtemeldi.

 

Ye Qingyu’nun gücü Acı Deniz aşamasına girmiş olabilir miydi?

 

Acı Denizi aşamasında olmasa bile en azından Acı Denizi aşmasının sınırına adım atmıştı.

 

Bu herkesin kalbindeki değerlendirmeydi.

 

Henüz on altı yaşına ulaşmamış bir kişinin Acı Denizi aşaması uzmanı olduğu konusunda kuşku mu vardı?

 

Böyle bir kişinin arkasında olduğunu düşünmek herkesin sersemlemiş hissetmesi için yeterliydi.

 

“Marki Ye iyi olduğuna göre emin olabilirim. Artık sizi rahatsız etmemek için ayrılacağım. Marki Ye’yi başka bir gün davet edeceğiz.” Sağ kampının bir subayı ellerini sıkarak konuştu.

 

Bu sözler son derece giriftken belli belirsiz dostça niyetler ifade ediyordu.

 

O sözlerini söylediğinde diğer insanlar da tepki gösterdi.

 

“Marki Ye gerçekten genç bir kahraman…” “Bu günlerde ordu gerçekten biraz karmaşıktır.”

“Görüşürüz!”

“Genç bir adamın zihniyeti, sizin gelecekte daha fazla dikkat etmeniz gerek.”

 

Diğer insanlar da konuştular ve bir ya da iki cümleyle ya iyi niyetlerini gösterdiler ya da bir kaç tane formalite icadı sözler söylediler. Sonra ellerini sıkarak veda ettiler. Bugünkü konular biraz karmaşıktı. Karşı karşıya olan iki tarafın şu an ki durumuna bakarsak her ikisi de şiddetli karakterlerdi. Büyük çoğunluğun Ye Qingyu için yüksek övgüsü vardı fakat kesinlikle Zhang San’ı gücendirmeye istekli değillerdi. Bu nedenle en iyi yöntem hızla ayrılmaktı.

 

Ye Qingyu fazla bir şey söylemedi onları uğurlarken ellerini sıktı ve gülümsedi.

 

İnsanlar ile dolu büyük salon çok hızlı bir şekilde yeniden boşaldı. Kalabalık aceleyle döndü ve ayrıldı.

 

“Kardeş Ye, ilk ben ayrılacağım. Bu gece görevdeyim ve çağrı saatine bir saat kadar kaldı. Başka bir gün tekrar görüşürüz.” Liu Zongyuan ellerine veda etmek için sıkarken bir rahatlama nefesi verdi.

 

“Qingyu, bugün Kardeş Liu’nun yaptığı yardımın borcunu unutmaya cesaret edemez.” Ye Qingyu, ufak bir şeyi bile kaçırmadan onun tutumuna dikkat ediyordu.

 

Liu Zongyuan hafifçe gülümsedi ve başını ağır bir şekilde salladı. Komutası altındaki askerleri aldı ve ayrıldı.

 

“Büyük Söğüt, ben Yaşlı Wen sana başka bir gün özürlerimi sunacağım. Birkaç gün önce seni rahatsız etsem de bugün itiraf etmeliyim ki, Büyük Söğüt gerçek bir adam. Sana hayranım,” Wen Wan Liu Zongyuan’ın arkasından bağırdı.

 

 

 

Liu Zongyuan geri dönmedi ama bildiğini belirtir şekilde elini kaldırarak salladı.

 

“O adamın en azından hala bir vicdanı var konuşmaya cesaret…” Wen Wan kollarını göğsünde çaprazladı ve bir gülümseme ile konuştu.

 

Ye Qingyu başını salladı ve düşünceli bir şekilde konuştu. “Doğru, eğer Liu Zongyuan gibi gerçek adamlar ordunun her yerinde olursa Zhang San gibi insanlar nasıl kibirli olmalarına cesaret edebilir… [Youyan Ordusu] Eğer gerçekten Kar Alanı Şeytan Sarayına karşı bir savaş başlatmak istiyorlarsa bu şuan ki tutumlarıyla zor olacaktır. ”

 

Wen Wan aşağılayarak güldü. “Seni serseri, sen ne biliyorsun. Doğal olarak Zhang San’ın bu kadar kibirli olmasının bir sebebi var. Hayal ettiğin kadar basit bir şey değil. Bu sefer sen sahne ışığındaydın ama senin kışkırttığın bela az değil. Boyun eğmek ve hafifçe baş sallamak gereken zamanlar vardır. Bugün gerçekten deli adam Zhang San’a vurarak onu kışkırttın… ”

 

Ye Qingyu gülümsedi. “Kasten harekete geçmesini sağladım.”

 

“Eh?” Wen Wan afalladıktan sonra anında öfkelendi. “Bu hayatının çok uzun olduğu gerçeğine içerlediğin anlamına mı geliyor? Bu kesinlikle çılgınca.”

 

Ye Qingyu gülmeye başladı. “Elbette kendime güvendiğim için bunu yaptım. Zhang San gerçekten Acı Deniz aşamasındaydı fakat söylentilere göre Zhang San otuz beş Ruh Pınarı aşamasındayken Acı Deniz aşamasına girmeyi seçmişti. O sadece sahte bir Acı Deniz uzmanı sayılabilir. Bugün onu saldırmaya teşvik ettim böylece gücünü test edebilirdim. ”

 

“Sen tamamen delisin.” Wen Wan ona baktı. “Bir Ruh Pınarı uzmanı için sahte bir Acı Deniz uzmanı bile asla üstesinden gelemeyeceği muhteşem bir dağdır. Sen düşünüyordun ki…”

 

Ye Qingyu güldü ama bir şey demedi.

 

Wen Wan aniden bir durumu fark etti, “Seni küçük velet, sen birdenbire ne kadar çok şey bilir hale geldin? Zhang San’ı bu kadar detaylı bir şekilde biliyorsun, sana kim söyledi? Ayrıca dürüstçe söyle bakayım hangi aşamaya ulaştın?”

… … … …

 

Liu Zongyuan Beyaz At kulesinden çıktı. Ve yüzündeki gülümseme yavaş yavaş ortadan kayboldu.

 

Bugün Beyaz At kulesinde son derece büyük bir seçim yapmıştı.

 

Zhang San gibi bir insana tamamen karşı çıkmak üç ay önce düşünmeye cesaret edemeyeceği bir şeydi.

 

Zhang San onun gibi bir askeri savaş subayını el bileğini titreştirmesiyle cehenneme göndermek için yeterliydi.

 

Zhang San’ın meseleleri halletme şeklini sevmese bile Liu Zongyuan hala ondan kaçınmayı tercih ederdi.

 

Fakat bugün nasıl o kadar çok insanın önünde Zhang San’ı azarlayabildiğini bilmiyordu.

 

Ama pişman değildi.

 

Çünkü Ye Qingyu’nun gerçek dostluğunu kazanmıştı.

 

Arkasındaki subayların yüzlerinde endişe vardı. Şu anda kendi ustaları için endişeleniyorlardı.

 

Karşıdaki restoranın yanından geçerken iki tanıdık figürün içeriden dışarıya çıktığını gördüler. Onlar [Resim Azizi] Liu Yuqing ve öğrencisi Xing’er idi.

 

Önceki bölüm | Sonraki bölüm

 

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm
0
Lightning Novel
error: Kopyalamak yasak kardeş !!
%d blogcu bunu beğendi: