IGE Bölüm168: Dövüş Yol-unun Gerçek Niyeti

4 Eylül 2018
0
Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm

Bölüm168: Dövüş Yol-unun Gerçek Niyeti

Çeviri: Noblesse

Önceki bölüm       Sonraki bölüm

 

Buz tepesinin zirvesinin üzerinde, beklenmedik şekilde yanan bir ateşin ışığı vardı.

 

Bu alevin gücü, buz zirvesinin muazzam uğursuz atmosferine tam bir tezat oluşturuyordu. Fakat buna rağmen aynı yerde vuku buluyorlardı.

 

“Hadi gidip görelim.”

 

Ye Qingyu Beyaz At kanatlarını etkinleştirdi ve havaya fırladı.

 

Küçük dokuz, Ye Qingyu yukarı doğru uçarken ayakkabısına sıkıca tutundu.

 

Çevredeki alanın baskısı son derece korkunçtu. Yirmi yuan qi Kar Ejderha yanılsaması, Ye Qingyu çılgınca etrafında birleşirken tüm içsel yuanı tamamen etkinleşti. Beyaz At kanatları en parlak ışığını çıkardı. Yirmi nefes süresi sonra, sonunda yalnız buz tepesinin zirvesine ulaştılar.

 

O zirvenin tepesine hafifçe indi.

 

“Bu…”

 

Zirvenin etrafında bir alan vardı. Sanki özellikle cilalanmış ve parlatılmış parlak bir ayna gibiydi.

 

Ve buz zirve platformunun merkezinde, bir piramit yapısı gibi dokuz katmanlı bir kristal sunak vardı. Zirvenin en üstü, ufak bir kirlilik bile olmadan parlak ve şeffaftı. Rengi son derece şeffaftı; Biri orada durup diğer tarafı görebilirdi. Sunağın yüksekliği sadece bir metreydi ve bu buz sunağının en tepesinde, başparmağı büyüklüğünde bir yeşim taşı vardı. Şu anda yanıcı bir gümüş ateş yayıyordu.

 

Beyaz yeşim taşı hafifçe titriyordu. Tam olarak ne olduğu bilinmiyordu.

 

Ve üstündeki gümüş alev hareket ederken cıva gibi titreşiyordu. Bir ses çıkarmadan çok tuhaf bir şekilde zonkluyor ve titreşiyordu.

 

Ye Qingyu’nun daha önce hissettiği his, aşinalık hissi, sanki onu çağırıyormuş gibi hissediyordu. O bu alevin içinden geliyordu.

 

Yaklaştıkça, aşinalık hissi daha da belirginleşiyordu.

 

Böyle bir duygu, sanki bu tuhaf gümüş alevi aynı kan çizgisine sahip bir aile üyesi gibi Ye Qingyu’yu çağırıyordu.

 

Ye Qingyu bu minyatür buz kristali sunağına adım adım yaklaştı.

 

Fakat böyle bir sunağın burada görünmesi garip bir şeydi.

 

Cennet adası bölgesinde, bir sunak anormal bir güce işaret ederdi.

 

Ye Qingyu dikkatsiz olmaya cesaret edemiyordu.

 

O dikkatli bir şekilde sunağın çevresini gözlemlemişti fakat özel hiçbir şey bulamamıştı.

 

En sonunda, o gözleriyle kristal alevi ve kaba yeşim taşı inceledi.

 

O elini uzattı. Eli alevin yarım metre yakınına ulaştığında, en ufak bir ısı hissi bile hissetmedi.

 

“Bu gümüş alev tuhaf… Cennet Adası bölgesinde on garip alev var. Onlar alev olmasına rağmen dünyadaki en garip alevlerdir. [Lotus Temizleme Alevi], [Cehennem Alevi], [İlahi Niyet Ruh Alevi], [Ölümsüz Cellat Kalp Alevi], [Gerçek Çağ Alevi] ve diğerleri gibi. Bunlar, garip güçlere sahip son derece nadir alevlerdir. Bu garip alevler İblis Tanrılarının bile onlardan korkmak zorunda olduğu kadar dehşete düşürücü. Onlar bu dünyadaki en yüksek güçlerden. ”

 

Ye Qingyu sessizce düşündü.

 

Bir zamanlar Beyaz Geyik Akademisi kitaplarında bu konu hakkında bilgiler görmüştü. Özellikle de, Cennet Adası alanının garip alevlerinin tüm özelliklerini, biçimlerini ve oluştukları alanları tanıtan uzman bir kitapta. Ye Qingyu bir zamanlar bunları ayrıntılı olarak incelemişti. Eidetik hafızasıyla birlikte bunları oldukça iyi hatırlıyordu.

 

Önündeki gümüş alev hiç ısı üretmiyor gibiydi. Sessizce hiç durmadan zonklarken, havada sanki bir cıvaymış gibi yüzüyordu.

 

Sadece dış görünüşünden, garip alevlerden biri gibi görünüyordu.

 

Fakat Ye Qingyu, bu gümüş alevin ne tür garip bir alev olduğundan emin değildi.

 

“[İlahi Niyet Ruh Alevi] olabilir mi? Rengi de sıcaklığı da benzer. Ancak antik kitaplarda, [İlahi Niyet Ruh Alevi] yanarken, ona eşlik eden belli belirsiz tuhaf sesler olduğunu yazılıyordu. Birinin secde edip ve ibadet etmek istemesine neden olacak, hava boyunca yayılan tanrıların şarkı söylemesine benzer şekilde… [Ölümsüz Cellat Kalp Alevi] olabilir mi? Bu da doğru değil, antik kitap da [Ölümsüz Cellat Kalp Alevi] yanarken, onunla birlikte kesinlikle seraplar olduğunu yazıyordu. Havada, damla damla ölümsüz kanı görünmeliydi… ”

 

Ye Qingyu on garip alevin tüm özelliklerini hatırladı ancak herhangi bir sonuca ulaşamadı.

 

Bir süre düşündükten sonra [Bulut Zirvesi Kazanından] kavisli bir formasyon kılıcı çıkardı.

 

Bu kılıç, bir önceki Beyaz At Kulesi ustasına ait bir silahtı. Silahın işçiliğinin yanı sıra silah malzemesi de üst sınıftı. Kılıca hafifçe dokundurulsa bile bir saç teli temizce kesilirdi. O ilahi bir keskin silah olarak sınıflandırılabilirdi.

 

Ye Qingyu bu kavisli kılıcın kabzasını tuttu ve bu kılıcın ucunu yavaş yavaş gümüş alevi uzattı.

 

Bir sonraki an, Ye Qingyu’nun ifadesi tamamen değişti.

 

Aşırı soğuk bir dalgalanma anında alevden kabardı.

 

Kavisli kılıç aleve değdiği anda, kılıcın gövdesi toz halinde dondu.

 

Ve aynı zamanda, aslen sessizce zonklayan alev sanki uyuklayan dev bir ejderhanın kazara uyandırılması gibi aniden huzursuzlaştı. Gümüş alev, çılgınca sokulan bir yıldırımın gibi kılıcı takip etti. Ve ardından yeşim beyazı taştan bir dağdan kopan çığ gibi büyük bir bilinç serbest bırakıldı. Anında Kar Ejderha mezarlığını doldurdu.

 

Ye Qingyu, bu geniş ve kutsal bilinçle tamamen sular altında kaldı. Onun bütün bedeni taşa dönüşmüş gibi hareketsizdi.

 

“Saçmalık… Bu… Aşırı uç bir uzmanın bilinci olabilir mi?”

 

Savaş yol-unu zirveye ulaştıran uzmanların niyetleri ilahi olabilirdi. Bu aşırı uç uzmanlar kendi niyetlerini havada ya da belki de bazı özel araçlarda sonsuza dek koruyabilirlerdi. Onlar yok olsalar bile, niyetleri ve bilinçleri bu dünyada hala var olurdu. Sonraki nesilden insanlar bu dövüş niyetinin önünde okyanusa düşen karıncalar gibiydi. Direnmek imkânsızdı. Böyle bir niyete karşı direnmeye kalkışırlarsa anında toz haline getirilirlerdi.

 

Ye Qingyu bu gizemli dövüş niyetinin yerine kilitlendi. O konuşamıyordu, gözleri hareket etmiyordu ve hiçbir şey yapamıyordu.

 

Ve kavisli kılıcın içine giren gümüş alev anında bu kavisli formasyon kılıcını küller haline getirdi. Sonra Ye Qingyu’nun eline yayılmaya başladı.

 

Ye Qingyu’nun avucundan net ve soğuk bir his geliyordu. Sonra ellerindeki bütün hislerini kaybetti.

 

Ve gümüş alev yavaş yavaş yayılıyordu, Ye Qingyu’nun koluna, omzuna, karnına, başına…

 

Sonunda, Ye Qingyu’nun tüm bedeni bu gümüş gizemli alevle sarmalandı.

 

Onun bedeni, tüm hissiyatını tamamen yitirdi.

 

Fakat Ye Qingyu’nun bilinci hala açık ve uyanıktı.

 

Bu his, ruhunun bedenini terk etmesi gibi bir şeydi.

 

Ye Qingyu, hala bir şeyleri görebildiğini keşfettiğinde şok oldu.

 

Fakat gördüğü açıdaki şeyler kıyas götürmez bir şekilde tuhaftı.

 

O, Kar Ejderha mezarlığının kar tepesinde tek başına ayakta durduğunu, onun yanında buz sunağı olduğunu görebiliyordu, o gümüş alev tarafından yutulan bir figür görüyordu, bu figür belirsizleşmeye başlamıştı. Gümüşi alevin ışığı daha da büyürken nihayetinde onlarca metre yüksekliğe ulaştı, sanki insan şekilli bir sütunmuş gibi…

 

O hala çıldırmış gibi uluyan ve havlayan Küçük Dokuz’u görebiliyordu. Gümüşi alev tarafından yutulmuş figürün etrafında daireler çiziyordu. O birkaç kez alevin içine atlamak istemişti fakat bu gümüş alevden sekmişti…

 

Nedenini bilmese de gümüş alev, obur Küçük Dokuz’un vücudunu yakmıyordu!

 

Ye Qingyu bu anda bir yabancı, dünyevi âleme göklerden bakan bir tanrıymış gibi hissediyordu. Bir seyircinin soğuk bakışını kullanarak buz zirvesinde olan her şeye bakıyordu.

 

Gümüş alev tarafından yakılan bu kişi, kavisli formasyon kılıcından gelen alevle kül haline gelmek üzereydi, o kişi açık bir şekilde kendisiydi fakat neden böyle bir bakış açısıyla bunu görüyordu ki? Zaten ölmüştü de ruhu havada mı yüzüyordu, bu yüzden…

 

Ye Qingyu şu anda ona neler olduğunu açıklayamıyordu.

 

O anda, kulağının yanında bir ses geldi—

 

“İn-san?”

*İn-san iki hece, iki ses, okey.

 

Ye Qingyu bu iki antik heceyi duyduğunda şok oldu.

 

Ye Qingyu afalladıktan sonra bu iki antik sesin arkasındaki anlamı anladı.

 

Bu tür heceler, Tanrı ve İblis Çağı’nın ilk insan medeniyetinin diline ait olmalıydı. Birkaç çağın geçmesiyle, böyle antik bir dil şimdiki insanlar tarafından nadiren kullanılıyordu. Sadece antik metinler, formasyon ustalığı, hap ustalığı veya belki de metal ustalığıyla uğraşan insanlar böyle bir dili bilebilirdi. Bugün, iletişim için kullanılan insan dili çok değişmişti.

 

Ye Qingyu, Bronz kitap [İblistanrı Başlık Şeması] için eski karakterler ve diller öğrenmek için çok zaman harcamıştı. Bu nedenle, çok gizemli olmadığı sürece böyle bir şey onun için bir sorun değildi.

 

Ye Qingyu’nun cevabını beklemeden, daha fazla hece konuşuldu.

 

“İnsandan dolayı… Cennetin İradesinin arkasında ki gizemler hareket etmiş olabilir mi?”

 

Ses kendi kendiyle konuşuyormuş gibiydi.

 

Ye Qingyu şu anda zaten biraz anlamıştı.

 

Bu ses, kar ejderha mezarlığını tamamen okyanusun dalgası gibi süpüren gizemli dövüş niyetinden yayılıyordu.

 

“Genç adam, korkmana gerek yok…” Büyük değişimlere uğramış olan antik ses bir kez daha kulağa geldi. Onun konuştuğu dil yine bu dünyadan uzun zaman önce ortadan kalkmış olan Tanrı ve İblis Çağı’nın diliydi. Ye Qingyu çok açık bir şekilde duyamadı fakat anlamını kabaca büyük ölçüde anlayabildi. Ses devam ederek sordu “Üç Egemen Çağının hangi yılındayız?”

 

Üç Egemen Çağı mı?!

 

Ye Qingyu ne söyleyeceğini bilmiyordu?

 

Tanrı Ve İblis Çağ’ından sonra İnsan Irkının Üç Egemeni insan Irkını desteklemiş ve keşmekeş zamanlarda yıkılmalarının önüne geçmişlerdi. Bundan sonra Beş İmparator zirvede mücadele etmiş ve tüm dünyanın en güçlüleri haline gelmişti. Onlar insan ırkının refahıydı. Beş İmparator kaybolduktan sonra İnsan Irkı çoğalmış ve üremişti. Bu birkaç çağ devam etmişti. Ve Üç Eğemen ve Beş İmparator çağı çok uzakta kalan zamanlardı. İnsanlar Üç Eğemen Ve Beş İmparator çağını efsane olarak biliyordu. Bu ses Üç Eğemen çağının hangi yılında olduğumuzu sorduğuna göre, o Üç Eğemen çağından birisi olabilir mi?

 

Üç Egemenlerin çağı, bu günden milyonlarca yıl önceydi!

 

Ses, Ye Qingyu’nun cevabını duymasa da bir şey fark etmiş gibi bir süre sessiz kaldı. Tekrar sordu, “Üç Egemen Çağı zaten geçti mi? O zaman şimdi hangi yıl? ”

 

Ye Qingyu kalbindeki büyük şoku bastırdı: “Kıdemli, Üç Egemen çağı, altı milyon altı yüz bin yıl önce meydana gelen bir şeydi. Bugün, İnsan Egemenliği çağındayız, burası Cennet Adası alanında ki Patlayıcı Kar Buzulu… ”O en basit kelimeleri kullanarak, çağların geçişini kısaca anlatmaya çalıştı. Onun konuştuğu Tanrı ve İblis Çağı’nın dili, son derece körelmişti. Ye Qingyu büyük zorluklarla konuşurken karşı tarafın sözlerini anlayıp anlamadığını bilmiyordu.

 

Çok uzun bir sessizlik.

 

Sonra çok uzun bir iç geçirme.

 

İç geçirmenin, içinde çok fazla duygu vardı.

 

“Senin gücün çok zayıf, neden buraya gelebildin ki…” Ses kendi kendiyle konuşuyormuş gibiydi. O an da son derece geniş ve güçlü bir bilinç, sanki etrafındaki her şeyi hissediyormuş gibi etrafı süpürdü. Üç veya dört nefes sonrasında o zaten bir şeyi anladı. Sesinde büyük bir şaşkınlıkla, “Dünya zaten böyle değişti… [Buz Tahtı] böyle bir durumda, hamiler düştü, ne oldu böyle… Neden senin gibi genç bir İnsan Irkı gencinde İlahi Ejderhanın kan çizgisi var… ”

 

Çok fazla gizli heceler vardı, Ye Qingyu sadece birazını anlayabiliyordu.

 

Açıkçası, ses şu anda dünyanın değişimlerine iç geçiriyordu.

 

Fakat o anda Ye Qingyu içinde bulunduğu duruma dikkat etti. Onun görüşünde, bir vücut kabuğu gümüş alev tarafından tamamen yutulmuştu. Belli belirsiz bir şekilde, kaslarının ve kemiklerinin sanki buz gibi bir parlaklık yaydığını görebiliyordu. Açıkçası, buza dönüşüyordu. Vücudu on binlerce yıl önce ölmüş olan Kar Ejderha Kralları gibi, buza dönüşüyordu. Bu son derece tuhaftı.

 

Sen sanki Ye Qingyu’nun paniklediğini hissetmiş gibi, tekrar konuştu –

 

“Panik yapma genç adam. [Yüce Buz Alevi] tarafından yutulmak bir talihtir. Sende İlahi Ejderhanın kan çizgisi var, sadece bu nedenle bu yere gelebildin… Benimle buluşmak senin kaderin. [Yüce Buz alevi] seni yok etmeyecek… Bu, Cennet ve Dünya’nın iradesi… Senin kaderin… Genç adam, ben sana [Dövüş Yolu’nun On Büyük Niyetinden],  [Gökyüzü Ejderhasının Gerçek Niyetini] vereceğim… [Yüce Buz Alevini] özümsemede sana yardımcı olacağım… ”

 

Ses bittiğinde.

 

Keskin bir kılıç gibi güçlü bir irade, Ye Qingyu’nun bilincine ve ruhuna nüfuz etti.

 

Önceki bölüm       Sonraki bölüm

 

 

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm
0
Lightning Novel
error: Kopyalamak yasak kardeş !!
%d blogcu bunu beğendi: