IGE Bölüm167: Mühürlü Buz Tabutu

4 Eylül 2018
0
Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm

Bölüm167: Mühürlü Buz Tabutu

Çeviri: Noblesse

 

Önceki bölüm     Sonraki bölüm

 

Bu nasıl bir buzul kayaydı.

 

Bu açıkça bir buz tabutuydu!

 

İçi ve dışı mühürlü durumda olan fantastik bir tabuttu.

 

Dışarıda dış tabut varken içeride iç tabut vardı.

 

Dış tabut iç tabutu koruyordu ve iç tabutta cesedi koruyordu.

 

Bu garip buz iç ve dış tabutu dışarıdan şeffaftı. Kabaca doğal bir kaya parçası gibi yapılmıştı. Dengesiz bir şekilde eşleştirildiğinde, birkaç çatlaklar vardı fakat bu durum dış görünüşünü hiç etkilemiyordu. Dış yüzey katmanında, onu kaplayan ince kar gibi bir şey vardı. İlk bakışta, doğal bir buz kayası gibi görünüyordu. Fakat onun iç kısmı oyuktu. Sığ bir şekilde karlanan çatlakların içeride daha küçük bir yarı saydam buz tabutu görülebilirdi.

 

Yarı saydam tabut yaklaşık otuz ila kırk feet uzunluğunda ve yirmi feet genişliğindeydi. Bir büyük ustanın ellerinde yapılmış olmalıydı. Dışarıya çıkıntı yapan oymalar ve incileri yutmuş dokuz ejderha vardı. Görünümü yeşim yeşili çini rengindeydi, her yerinde ki kıvrımlı çizgiler ve desenlerle görkemli ve muhteşemdi. Köşeleri yukarıdan aşağı doğru sabitlemek için parlak kazanlar kullanılmıştı. Birden fazla katmanda asılı çanlar ile yedi yıldızlı büyük bir tabuttu. İlk bakışta bu tabut, tam olarak yarı saydam zarif ve küçük ölçekli yeşim beyazı bir saray olduğu izlenimini veriyordu.

 

Bu iç tabut, yeşim gibi olan ama yeşim olmayan büyülü malzemelerden inşa edilmişti, yeşim gibiydi fakat yeşim değildi.

 

Ye Qingyu, dış buz tabutu incelediğinde malzemeyi tanıyamadı.

 

Tabii ki, Ye Qingyu’yu en çok şok eden şey bu değildi.

 

Ye Qingyu’nun beyninin tamamen boşalmasına neden olan şey bu tabutun içinde insan gibi görünen bir kızın olmasıydı.

 

Bu tabut sadece yarı saydam olmasına rağmen, Ye Qingyu görme yeteneği ile bu insanın özelliklerini kabaca görebiliyordu.

 

Onun sadece tabutun içine doğru uzanırken kafasının güneyi ve ayaklarının kuzeyi işaret ettiğini görebiliyordu. Zifiri siyah saçları bulut gibi sıktı. Kar beyazı bir saray elbisesi giyiyordu. Saçları başının arkasında ayrılmıştı, siyah saçları ışık ve görkemle parıldıyordu. Bu kızın yüz özellikleri açıkça seçkin, eşsiz derecede berrak ve zarifti. Cildi beyaz yeşim gibiydi. Gözleri hafifçe kapalıydı, zifiri siyah kirpikleri uzun ve dardı. İki bacağını kaplayan geniş bir saray elbisesi giymiş ince bir figürü vardı. Elleri karnında birleşmişti, sol eli sağ elini bağlıyordu. Onun narin yeşim gibi küçük elleri bürüksek lahanasının küçük soğancığı gibiydi*. Tırnakları hafif pembeyken bilekleri kar gibiydi ve sağ bileğinde yeşim bir bileziği vardı…

*What the fuck, bu betimleme dünyasında resmen çığır açmak daha önce böyle bir betimlemeyi ne gördüm ne de duydum.

 

Ye Qingyu ne kadar çok bakarsa bu kızın güzelliğinin o kadar kusursuz olduğunu hissediyordu. Gerçekten hayatında gördüğü en güzel kişiydi.

 

Her ne kadar buz tabakasına sessizce uzanmış olsa da, Ye Qingyu’ya dünyanın en güzel tablosuna bakıyormuş gibi bir hissiyat veriyordu. Bakışlarını çekemiyordu.

 

“Göklerin altında, böyle olağanüstü, muhteşem ve eşsiz bir kız var.”

 

Ye Qingyu bakışlarının buz tabutunun içine girdiğini hissetti. Ruhu bile batmak üzereydi.

 

O anda, aptalca durarak buz tabutundaki kadın periye bakıyordu. Kendini çekmesi zordu.

 

O anda—

 

“Woof, woof, woof… Wu, Wu, Hou!”

 

Kulağına Küçük Dokuz’un alçak ve berrak havlamaları geldi.

 

Ye Qingyu birdenbire şiddetle kafasını çevirdi ve zihinsel durumunu temizledi. Sonra aniden, sanki büyük bir savaş yaşamış da fiziksel enerjisi eksilmiş gibi bir baş dönmesi hissetti.

 

“Bu buz tabutu hakkında garip bir şey var!”

 

O anında anladı.

 

Ye Qingyu, genç ve dinç bir yaştaydı yani o eşsiz bir güzellik olsa bile, onun bu şekilde dinginliğini kaybetmemesi gerekirdi. Bunun tek açıklaması, bu buz tabutunun kişinin ruhsal durumunu etkileyen garip bir güce sahip olmasıydı. Farkında olmadan Ye Qingyu’nun düşüncelerini etkilemişti neredeyse şuuru parçalanacaktı… Bu, kişinin kalbini etkileyen son derece direkt ve korkutucu bir yöntemdi.

 

“Teşekkür ederim, Küçük Dokuz.” Ye Qingyu Küçük Dokuz’un kafasını hafifçe okşadı.

 

Küçük adam, heyecanlı bir şekilde aşağı yukarı zıplayarak, Ye Qingyu’nun omzundan atlayıp etrafında dolaşmaya başladı.

 

Çok tuhaftı. Bu küçük adamın sesi, buz tabutunun tuhaf gücünü çok mühim bir anda kesmişti. Bu, Ye Qingyu’nun bu oburu daha yüksek bir şekilde görmesine sebebiyet vermişti.

 

Ye Qingyu Küçük Dokuz’u övdükten sonra, buz tabutunu gözlemlemeye devam etmek için kafasını çevirdi.

 

Konsantre olarak savunmasını topladı. Artık beyaz kıyafetli periye bakmadan bazı ipuçları bulmak isteyerek gözlerinin köşesiyle buz tabutuna bakıyordu.

 

Beyaz giysili kıza bakmadığı sürece dikkati çekilmeyecekti.

 

“Buz tabutunda herhangi bir karakter veya diyagram yok… Bu çok garip. Neden kar ejderhalarının mezarlığında, bir insan tabutu var? ”Ye Qingyu bunu tekrar tekrar düşündükten sonra bile anlayamadı. Sadece büyük bir gizemin her şeyin etrafına sardığını hissediyordu. “Bu kız çok uzun bir süre önce ölmüş gibi görünüyor fakat vücudu çürümemiş. Neden böyle ki, onun kimliği ne? Onu ölümünden sonra buraya, Kar Ejderha mezarlığına kim yerleştirdi? ”

 

Ye Qingyu’nun kafasında muammalardan sonra muammalar parlıyordu.

 

Tasdikleyebileceği nokta, bu kızın arka planının son derece korkunç olması gerektiğiydi.

 

Ölümlü dünyalar da, feng shui’ye* özellikle dikkat edilirdi. Ve dövüş dünyasında olduğu gibi, onlar da servet, Ruh qi ve yuan qi’ye özellikle dikkat ederlerdi. Cennet ve Dünya’nın enerjisi çok geniş ve gizemliydi. Sayısız zirve uzman bile, Cennet ve Dünya’nın gücünün ardındaki sırları tam olarak anladıklarını söyleyemezdi. Ancak akranlarını çok aşan zekâya sahip olanlar, yıldızları, yeryüzündeki damarları, yuan qi dalgalanmalarını, dağları ve nehirleri gözlemlemişler ve bunları uğursuz veya tesadüfi yerler olarak bilinen bazı özel yerleri keşfetmek için kullanmışlardı. Bu tür yerler, eğitim ya da defin için kullanıldığında farklı etkiler ortaya çıkarırlardı.

*Feng shui, Çince de rüzgâr ve su anlamına geliyor. Ne anlama geldiğiyse, doğada var olan yaşam enerjisini harekete geçirmeyi öğreten Çin öğretisidir, uzayda mekânın ayarını yapmaya yönelik bir uygulama.  İnternet romanlarında genelde Feng shui pusulasıyla yukarda dediklerim yapılır.

 

Bazı dövüş gelişimcilerinin bedenleri kuvvetliydi fakat onlar ölümsüz bir bedene sahip olmak isterlerdi. Bununla birlikte kendi gelişimlerinin ölümsüzlüğe ulaşması zordu, bu yüzden kestirmeler bulmaları gerekiyordu.

 

En büyük kısa yolsa ödünç alma gücüydü.

 

Cennetin ve Dünya’nın gücünü ödünç alma.

 

Antik Çağlarda, Cennet ve Dünya’daki sırları araştırmak konusunda uzmanlaşmış çeşitli tarikatlar olduğu söylenirdi. Bunlar arasında, [Dünya Üstat Tarikatı] olarak adlandırılan süper bir güç vardı.

[Dünya Üstat Tarikatının] Dünya Üstatları, Dünya’nın sırlarını gözetleyebilirlerdi. İnsanların gücünü kullanarak, dünyanın gücünü ödünç alarak, servetle dolu veya uğursuz yerler yaratarak Cennet ve Dünya’daki yuan qi’yi değiştirebilirlerdi. Göklere karşı gelerek, Cennet Ve Dünya’nın yuan qi’sinin kaderini ödünç alarak, kaderi değiştirebilirlerdi. Dövüş yolunun bazı uzmanları hazırladıkları yerlerde gömülürseler, vücutları çürümeden on binlerce yıl boyunca korunabilir ve bir hayat parçasını ellerinde tutarlardı. Daha sonra şansları olurda duyguları tekrar uyanırsa, yaşam dünyasına dönerek başka bir hayat yaşayabilirlerdi. Böyle bir yöntemin Cennet ve Dünya’nın doğal yol-unu çaldığı söylenebilirdi. Son derece gizemli ve tuhaftı.

 

Ve çağlar boyunca insanlar her zaman arazi, insan gelişimi ve Cennetin Kaderini anlamaya çalışmayı sürdürmüşlerdir.

 

Zirve tarikat ve mezheplerin çok fazla büyük karakteri, yaşarken kıyaslanamaz biçimde şanlı olan kimseler, öldükten sonra servet yerlerine defnedilmek istediler.

 

Böyle bir şekilde defnedilerek, bir hayat parçasına tutunabilirlerdi. Bu onların sessizce beklerken, geri dönmelerini ve bir kez daha reenkarne olmalarını sağlayabilirdi.

 

Kar Ülkesinin önceki imparatoru gibi. Ona canlı olarak defnedildiği söyleniyordu. İmparatorluğun Kraliyet ailesi eski İmparator öldüğünü ve göklere bir ejderha olarak yükseldiğini söylemişti. Fakat halktaki söylentiler, yaşlı adam Huangbing’in ölmediğini söylüyordu. Hayattayken gelişimi derin ve anlaşılmazdı. Hayatı sona ermeye ulaştığında, İmparatorluğun gücünü kullanarak, bir servet alanı yaratıp kendini içine defnettirmişti ve bir yaşam parçasına tutunmuştu. O birkaç çağ sonra tekrar uyanabileceği, tekrar yaşayabileceği ve bu İmparatorluğu bir kez daha yönetebileceği zamanı bekliyordu.

 

Fakat Ye Qingyu, Kar Ülkesi İmparatorunun statüsünün daha da asil olsa bile, Kar Ejderha mezarlığı kadar zarif ve mükemmel bir mezarı olmayacağını tahmin ediyordu.

 

Kar Ejderhaları, Şeytan Irklarının içinde güçlü bir ırktı. On binlerce yıldır bu mezarlık kendi topraklarıydı. Bu tartışılmaz bir servet toprağıydı.

 

Ve bu Kar Ejderha Mezarlığı kesinlikle küçük bir mezarlık değildi. Buraya kadar, ne kadar olduğunu bilmediği kadar donmuş ejderha cesetlerine tanık olmuştu. En az yüz bin yıl boyunca var olduğunu söylenebilirdi. Yüzlerce yıl boyunca Kar Ejderha Irkı tarafından keşfedilmiş ve korunmuş bir yerdi. Normalde, dışarıdan gelenler giremeyeceği söylenebilirdi. Fakat birisi aksine bir buz tabutunun içine yerleştirilmiş ve Kar Ejderha Irkı bunu keşfetmemişti…

 

Bu kızın geçmişi duymak için çok korkutucu olmalıydı.

 

O yaşadığı zamanlarda olağanüstü bir uzman mıydı?!

 

Ye Qingyu merakla doluydu. Ama ne yazık ki bu buz tabutu hiçbir ipucu içermiyordu.

 

“Bu Kar Ejderha yumurtasını gerçekten bu tabuttan mı aldın?” Ye Qingyu, Küçük Dokuz’a sordu.

 

Küçük Dokuz daha önce, ejderha yumurtasını burada keşfettiğini söylemişti.

 

“Burada, burada olmalı…” Küçük Dokuz, Ye Qingyu’nun omzundan aşağıya atladı, tombul küçük kafasını buz tabutunun altından içeri doğru itiyordu.

 

Ye Qingyu dikkatli bir bakış attı ve afallamadan edemedi.

 

Buz tabutunun dibinde beklenmedik şekilde bir kırık vardı. Sanki ağır silahlarla bir bölümü parçalamış gibi bir avuç içi genişliğinde ve altı avuç uzunluğundaydı. Kırığın çevresinde, buz tabutunun dibine yayılan sıkı ve kümelenmiş beyaz çizgiler vardı. Kırığın arkasında, iç ve dış tabut arasında, kuş yuvası benzeri bir buz yuvası vardı. Bir başka buz çizgisiyle kesiştiği yerde, bir buz kuşu yuvasına oldukça benzeyen bir buz kar kuşu yuvası vardı.

 

Buz kar kuşu yuvasının içi boştu.

 

“Woof, woof, işte burada…” Küçük Dokuz, kafasını buz kar kuş yuvasında sevinçle salladıktan sonra Ye Qingyu’nun elinde tuttuğu Kar Ejderha yumurtasına baktı.

 

Yani bu Kar Ejderha yumurtası buz tabutundan elde edilmişti.

Hayır… O büyük olasılıkla bir Kar Ejderha yumurtası değildi.

 

Ye Qingyu, elindeki beyaz yeşim taşı gibi olan oval beyaz yumurtaya baktı. Şu anda, gerçekten bir Kar Ejderha yumurtası olup olmadığından emin olamazdı. Çünkü daha önce hiç kimse Kar Ejderhalarının kuş gibi yuvalar yapacak bir yaşam formu olduğunu duymamıştı ve buz tabutu çok fazla gizemliydi. Tabuttan elde edilen şeyler daha da gizemli olmalıydı. Belki de bu yumurtanın buz tabutunun içinde beyaz giysili peri ile bir ilişkisi vardı.

 

Fakat bir şeyden emin olabilirdi: Buzul kar yuvasında sadece bir yumurta vardı.

 

Ye Qingyu’nun daha fazla yumurta bulma planı tamamen suya düşmüştü.

 

Ye Qingyu bakışlarını buz tabutundan uzaklaştırınca, bakışlarını bir kez daha buz tepesinin zirvesine odakladı.

 

O yaklaştıkça, buz zirvesinin tepesinden dışarı sızan zayıf uğursuz öldürme aurasını daha da fazla hissedebiliyordu.

 

Kar Ejderha mağarasının merkezinde birdenbire yalnız bir zirvenin ortaya çıkması zaten garipti. Ve zirvede bulunan uğursuz aura bunu daha da garip kılıyordu. Kar Ejderhaları tutumlarıyla, onların saf ve kutsal ejderha mezarlığına böyle muazzam bir uğursuz niyet içeren bir şeyin girmesine kesinlikle izin vermezlerdi…

 

Buz tabutu.

 

Beyaz giysili perinin cesedi.

 

Buz kar yuvası.

 

Gizemli beyaz yumurta.

 

Uğursuz tepe.

 

Açıklanamayan konular birbiri ardına aynı yerde ortaya çıkıyordu. Bu gerçekten hayal edilemezdi.

 

Ye Qingyu zeki olsa bile, bunun arkasındaki sebepleri tahmin edemezdi.

 

Bu yüzden artık bunun hakkında düşünmedi.

 

Çünkü bir aile üyesi gibi onu çağıran önceki his, belli belirsiz bir şekilde ortaya çıkmıştı. Önündeki buz tepesini doruğunda, gümüş renkli bir alevin titreşiyor olduğunu görebiliyordu…

 

Önceki bölüm     Sonraki bölüm

 

 

 

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm
0
Lightning Novel
error: Kopyalamak yasak kardeş !!
%d blogcu bunu beğendi: