IGE Bölüm166: Kar Ejderha Mezarlığı

4 Eylül 2018
0
Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm

Bölüm166: Kar Ejderha Mezarlığı

Çeviri: Noblesse

 

Önceki bölüm     Sonraki bölüm

 

Efsanelerde, ejderha lahitlerinin ölü ejderhaların mezarlığı olduğu söylenirdi. İçinde Ejderha Irkının krallarının cesetleri vardı.

 

Antik çağlardan beri, Ejderha Irkının adı güç ve gizemle aynı değerdeydi. Tanrı ve İblis Çağı’nda, Ejderha Irkı iki büyük egemen ırk dışında, bin büyük dünyaya karşı direnebilecek tek ırktı. Dahası, her zaman üstünlüğü elde tutmuştu. İblistanrılar bile, Ejderha Irkıyla savaşmaya kolayca cesaret edemezlerdi. Ejderha Irkı, Cennet ve Dünya’nın kan çizgisini devralan ırktı. Doğal olarak güç ve ilahi yeteneklerle doğmuşlardı. Onların kanları daha kalın, güçleri daha büyüktü. Tanrı ve İblis Çağı sona erdiğinde, Ejderha Irkının ihtişamı da rüzgâr ve yağmur tarafından süpürmüştü…

 

İblistanrılar tarafından yönetilen dönemden sonra, yüz binlerce başka ırk yükselmeye başlamıştı.

 

İnsan Irkı bunlardan biriydi.

 

Birçok ırk için, ejderhaların vücutları hazinelerle doluydu. Bir ejderha pulundan bile keskin bir silah yapılabilirdi.

 

Yaşayan ejderhalar, çok güçlü oldukları için avlanmalarının hiçbir yolu yoktu. Bu nedenle, birçok insan gözlerini ölmüş ejderhaların cesetlerine dikmişti. Fakat ölü ejderhaların cesetleri çok nadirdi. Bu durum gibi binlerce, on binlerce ejderha cesedi içeren ejderha mezarları her büyük ırkın uzmanları tarafından en kutsal hazine sandıklarından biri olarak kabul edilirdi. Bu yaşam formlarının sayısız çağ boyunca hayallerini kurdukları bir şeydi.

 

Uzun zaman nehrinin içinde böyle durumların örnekleri meydana gelmişti.

 

Efsaneye göre Antik Çağlarda, sadece bir İnsan Irkı gurubu vardı çünkü onlar toprakları için yaptıkları mücadelede başarısız olmuşlar ve düşmanları tarafından kovalanmışlardı. Onlar düşmanlarının ellerinde ölmek istemedikleri için başka bir yere gitmeleri gerekmişti işte bu yüzden yasak bir bölgeye girmeye zorlanmışlardı. Bu kesin bir ölüm bölgesiydi. Kim onların ölmeyeceklerini daha doğrusu Ejderha Çağı’na ait bir ejderha mezarını tesadüfen keşfedeceklerini düşünürdü ki. Onlar sonra bütün düşmanlarını yok edip daha sonrada genişlemeye başlamışlardı. Sonunda [Ejderhanın Dişi İlahi İmparatorluğu] adlı güçlü bir imparatorluk kurmayı başarmışlardı.

 

[Ejderhanın Dişi İlahi İmparatorluğunun] etkisi dalga dalga genişlemişti. Onlar bir dünyada ki her şeyi yönetmekle kalmamışlardı etkileri birkaç farklı dünyaya kadar yayılmıştı. Bir zamanlar hiç bir eşi olmayan birkaç dünyanın tüm kaderini yönetmişlerdi. İnsan Irkının tüm tarihinde, [Ejderhanın Dişi İlahi İmparatorluğu] ilk beşte yer alabilecek bir süper güçtü.

 

Buradan, bir ejderha mezarının değeri anlaşılabilirdi.

 

Ye Qingyu’nun, bir kelime bile edemeyecek kadar şaşkına döndüğünü görmek zor değildi.

 

Kendisini tekrar tekrar sakin, sakin, sakin ve sakin olmaya zorladı.

 

Son derece şiddetli atan kalbi sonunda yavaş yavaş normale döndü.

 

Ye Qingyu Beyaz At kanatlarını etkinleştirdi. Bir yandan eli göğsünü tutarken, diğer eli Küçük Dokuz’u tutuyordu ve ejderha mezarının üzerinde uçarken dikkatlice gözlemliyordu.

 

O kısa bir süre sonra devasa bir ejderhanın cesedinin önüne indi.

 

“Yani burası gerçekten Kar Ejderhalarının Mezarlığı. Fakat Kar Ejderha Mezarlığı efsanelerde ki gerçek devasa ejderha mezarlarına kıyasla çok farklı. Kar ejderhası, sadece İlahi Ejderhanın soyundan geliyor. Onlar Ejderha Irkının ihtişamını zaten kaybetmişler. Kar Ejderhaları sadece biraz güçlü bir Şeytan Irkı olarak sayılabilir ve bu Kar Ejderha Mezarlığı efsanevi ejderha mezarları gibi hazinelerle dolu değil… ”

 

Ye Qingyu, önündeki devasa ejderha cesedine baktı.

 

Bir Kar Ejderhasının ölümünden sonra vücudu çürümezdi. Bunun yerine yavaş yavaş buza dönüşürdü.

 

Burada yatan ceset, hayatının sonuna gelmiş olduğu için doğal olarak ölmüş olan bir Kar Ejderhasıydı. Figürü aşırı derecede devasaydı ve vücudundaki ejderha pulları zaten buza, yarı saydam ve kıvılcım saçan hale gelmişti. Belli belirsiz, içindeki kemikleri görebiliyordu. Fakat ceset zaten kısmen buza dönüştüğü için, cesedin çok fazla kullanımı veya değeri yoktu. Dahası Kar Ejderhası gerçek bir ejderha değildi, bu yüzden pulları, kemikleri, damarları, başı ve dişleri çok yüksek bir değere sahip değildi.

 

Kar Ejderha mezarlığına huzurlu bir aura yayılıyordu.

 

Ye Qingyu bu atmosferden etkilenmişti. Onun açgözlülüğü uyanmamıştı.

 

Nedenini bilmese de, kalbinde böyle bir yere ulaştıktan sonra hafif bir üzüntü hissetmişti. Kar Ejderhalarını burada birbiri ardına uykuya daldığını görmesiyle birlikte kemiklerinin derinliklerinden gelen üzüntüyü kontrol etmekte zorlanıyordu. Bu duygu Ye Qingyu’nun göğsünü tamamen kapladı. O sanki kendi ırkı, astları ve arkadaşlarının burada uyukladığını görür gibiydi.

 

“Kar Ejderhalarının mevcut durumu iyi değil. Dahası onlar, para, zenginlik, hazine ya da zırh ve silah toplamaktan hoşlanan bir ırkta değildi. Bu nedenle, bu Kar Ejderha mezarlığında buzdan ve Kar Ejderha cesetlerinden başka hiçbir değerli nesne yok.

 

Ye Qingyu her şeyi tekrar gözden geçirdi ve kesin olarak böyle bir sonuca vardı.

 

Henüz buza dönüşmeye başlamamış birkaç ejderha cesedi bulmuştu, belki onların derisini yüzüp, tendonlarını çekerek, dişlerini ve kemik iliğini çıkartmak suretiyle bazı nadir materyaller elde edebilirdi. Eğer onu insan dünyasına götürürse, büyük bir zenginlikle değiştirilebilirdi. Fakat Ye Qingyu Ejderha Mezarlığındaki kutsal atmosfer ve kalbindeki tuhaf duygulardan dolayı, sonunda bunu yapmaktan vazgeçti.

 

Ölmüş bir kişiye saygılı davranmak bir öncelikti.

 

Obur Küçük Dokuz bile nefis veya benzeri kelimeler fısıldamamıştı. Yalnızca sessiz bir şekilde Ye Qingyu’nun omzuna uzanmıştı. Beklenmedik bir şekilde, melankolik küçük bir kızın duygularla boğuştuğu gibi görünüyordu. Parlak gözyaşından sonra parlak gözyaşları gözlerinde ışıldıyordu. Onlar yere düştükleri anda buz incilerine dönüşüyorlardı.

 

Ye Qingyu, Kar Ejderha yumurtasını çıkardı.

 

“Küçük Dokuz, bunu nereden buldun?” Ye Qingyu sordu.

 

Küçük Dokuz, iki kere havladıktan sonra bir ‘whoosh’ sesiyle Ye Qingyu’nun omzundan fırladı.

 

Onun hızı son derece fazla olduğu için, küçük narin figürü havada görüntülerden sonra gümüş renkli bir silsile bıraktı. Sıçrayan bir kuyruklu yıldız gibi sürekli hopladı ve öne zıpladı.

 

Ye Qingyu arkasından takip etti.

 

Kar Ejderha mezarlığının büyüklüğü, Ye Qingyu’nun hayal gücünü fazlasıyla aşmıştı.

 

On bin metreden fazla ilerleseler de arazi sürekli olarak alçalıyordu.

 

Etraftaki ejderha cesetleri, buza dönüştüklerinin daha da büyük işaretlerini göstermeye başlamıştı.

 

Arazi devasa bir huni gibiydi. Ve çevredeki buz yamaçlarında zaten yarı donmuş olan kıvrılmış kar ejderhaları vardı.

 

Buza dönüşme derecelerinden, bu Kar Ejderhalarının ölüm zamanının on binlerce yıl önce olduğunu anlaşılabilirdi.

 

“Yaşları çok fazla. Ve burası çok gizemli. Kar Alanı Şeytan Sarayı, Patlayıcı Kar Buzulunu uzun yıllar önce işgal etti fakat bu yeraltı Kar Ejderha mezarlığını gerçekten keşfedememişler. Çevreye bakıldığında, daha önce hiç yabancı birileri gelmemiş gibi görünüyor… ”

 

Ye Qingyu kalbinden değerlendirdi.

 

“Woof, Woof, woof!” Küçük Dokuz’un tombul küçük figürü durdu ve Ye Qingyu’ya doğru döndü. “Usta, burada, varmak üzereyiz!”

 

Önlerinde yassı bir buz ovası vardı.

 

Burası, aşağı doğru ilerleyen buz eğiminin sonuydu.

 

Önlerinde tamamen buza dönüşmüş iki tane on bin metre uzunluğunda devasa ceset ortaya çıkmıştı.

 

Bu iki ejderha cesedi, iki kutsal koruyucuymuş gibi, bu buz ovasının üzerinde sağa ve sola kıvrılmıştı. Yüzlerce metre uzunluğundaki bedenleri buz ovasında ilahi bir geçiş yolu açıyordu. Yarı saydam kar beyazı yeşim pulları neredeyse saydamdı. Cesetlerinden bir parlaklık yayılıyordu. Bu, buz ovasının ilahi ülke gibi gündüz kadar parlak olmasına neden oluyordu. İlahi geçit, sonsuz ışığa doğru giden bir yol gibiydi.

 

Onlar en az yüz bin yıl önce ölen iki Kar Ejderhasıydı.

 

Normal Kar Ejderhalarıyla karşılaştırıldığında dış görünüşleri gerçek bir ejderhanınkine daha fazla benziyordu.

 

Ye Qingyu, bedenlerinden çıkan gerçek bir ejderha baskısını hafifçe hissedebiliyordu.

 

“Bu doğru değil, bunlar artık normal Kar Ejderhaları değil… Önümdekiler gerçek ejderhalar olabilir mi?”

 

Ye Qingyu’nun kalbi bir kez daha şiddetli bir şekilde çarpmaya başladı.

 

Gerçek bir ejderha cesedinin ortaya çıkması, bu dünya da eşsiz bir servetti.

 

Onlar ileri doğru yürüdü.

 

Daha büyük olan başka iki Kar Ejderhası cesedi daha. Bu bedenler tamamen buza dönüşmüştü.

 

İfadeleri huzurluyken yerde yatıyorlardı. Vücutları kutsal bir parlaklık yayıyordu. Ejderha Irkının baskısı daha da büyüktü.

 

Yüz binlerce yıl önce ölmüş olsalar da, bıraktıkları his hala hayattalarmış gibiydi. Onlar üstünkörü bir şekilde bir kişiyi yutacaklarmış gibiydi. Sanki kükredikten sonra göklerin arasından yükseliyor ve dokuz göğe doğru yolculuk edip ve aşağıdaki tüm yaşamları izliyorlarmış gibiydi.

 

Ye Qingyu onlara yaklaştıkça, yüzlerce pound ağırlığındaki dağların ağırlığının baskısı altında kalmış gibi hissediyordu. Attığı her adımla birlikte çok miktarda enerjiye ihtiyaç duyuyordu.

 

Eğer onun seviyesi sadece on beş Ruh Pınarı olsaydı, büyük olasılıkla buraya gelemezdi.

 

Eğer on Ruh Pınarındaki normal bir uzman olsaydı ve böyle bir ortamda, ejderhaların cesetlerinden gelen baskıyla kesinlikle patlardı.

 

“Bu Kar ejderhaları hâlihazırda yüz binlerce yıldır ölü olan yaşam formları. Onlar yaşarken, vücutlarında akan ejderha kan çizgileri, şu andaki Kar Ejderhalarından çok daha yoğun olmalı. Neredeyse gerçek ejderhalarınkine benziyor… Beyaz Geyik Akademisindeki kitaplardaki teori yanlış değil gibi görünüyor. Gerçek ejderhaların görünmemesinin nedeni gerçek ejderhaların kan çizgisinin, zamanın yavaşça geçmesiyle daha da ince hale gelmesi… Bu aynı zamanda sayısız güçlü yaşam formunun trajedik kaderi. Geçmişte İlahi Irk ve İblis Irkı bile, bu bozulma sürecinden çok zor kaçabildi. ”

 

Ye Qingyu iç geçirmeden edemedi.

 

Ye Qingyu nedenini bilmese de açıkça onu çağıran bir şeyin olduğunu ve onu ön taraftan çağırdığını hissedebiliyordu.

 

Yaklaşık on beş dakika sonra.

 

Sonunda buz ovasının merkezine ulaşmışlardı.

 

Gözlerinin önünde ulvi ve görkemli bir kar ve buz zirvesi ortaya çıktı.

 

Ye Qingyu bakmak için başını kaldırdı.

 

On binlerce metre yüksekliğindeki buz tepesi, bu alanın üst bölgelerine dilimleyen keskin bir kılıç gibiydi. Bu buzul kar zirvesinde kınından çıkmış bir kılıç gibi keskin bir öldürme niyeti mevcuttu. Ye Qingyu sadece birkaç adım yaklaştığında sanki ilahi bir silahla parçalanmış gibi derisinde acı hissetti…

 

“Buzul tepenin zirvesinde, muazzam derece de uğursuz bir nesne var!”

 

Ye Qingyu, Beyaz Geyik Akademisinde antik bir yazı görmüştü. Bu uğursuz öldürme aurasının temsil ettiği şeyi biliyordu.

 

“Woof, woof, işte burada…” Küçük Dokuz, buzul zirvenin alt kısmında on metre uzunluğundaki buz gibi bir kayaya yakın bir yerde duruyordu. Ye Qingyu’ya bakmak için başını çevirerek, “Burada, ben burada büyük bir kuş yumurtası buldum…”

 

Ye Qingyu ona doğru baktı.

 

Bu küçük buzul kayalığın altında yuva gibi bir şey yoktu, hiçbir şey yoktu.

 

Küçük Dokuz burada mı ejderha yumurtasını keşfetmişti?

 

Ye Qingyu biraz kuşkulanmıştı. O giderek yakından inceledi fakat yine de hiçbir işaret bulamadı. O kafasını kaldırdıktan sonra gözleri buzul kayanın sınırlarını dikkatli bir şekilde süpürdü. Buzul kayasının içinde mühürlenmiş bir şey varmış gibi görünüyordu. Yakından baktığı zaman, kalbi aniden çılgınca atmaya başladı. Bakışları en ufak bir dalgalanma olmadan buzul kayaya sabit bir şekilde baktı.

 

Önceki bölüm     Sonraki bölüm

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm
0
Lightning Novel
error: Kopyalamak yasak kardeş !!
%d blogcu bunu beğendi: